BİZİM PARTİ PROGRAMI

Bizim Parti

BİZİM PARTİ

 

Parti Programı

 

Genel Merkez

Korkut Reis Mah. Yeşil Irmak Cad. No: 8 D: 3

Çankaya – ANKARA

 

bizimparti.org.tr

bizimpartigm@gmail.com

 

Devlet yönetimi; akıl, tecrübe,

bilgi birikimi ve cesaret isteyen bir iştir.

 

Yaşasın Vatan

Yaşasın Türk Milleti

BİZ MERKEZ SAĞ PARTİYİZ,

 

BİZ BU BAYRAĞI ve BU VATANI

SEVİYORUZ.

 

 

İÇİNDEKİLER

 

 

I- ÖNSÖZ …………………………………………………………………………..   6

II- GİRİŞ …………………………………………………………………………….   7

  1. a) İlkelerimiz ………………………………………………………………… 7
  2. b) Hedeflerimiz ……………………………………………………………. 8
  3. c) Bizim Parti’ye neden ihtiyaç vardır ? …………… 9

 

III- SİYASİ  PROGRAM ……………………………………………………….  18

               III-1) Devletin Genel Yapısı …………………………………………….  18

    III-2) Yönetim Anlayışımız ………………………………………………  19  

                 III-3) Demokrasi Anlayışımız …………………………………………..   20

               III-4) Milliyetçilik Anlayışımız ………………………………………….  21

                 III-5) Gençlik Bizim Geleceğimizdir …………………………………  21
III-6) Demokratik, Özgür Basın ve İletişim……………………  23

III-7) Güneydoğu Politikası …………………………………………….  26

               III-8) Dış Politika ve Türkiye’nin Hedefleri ……………………….  27

    III-9) Avrupa Birliği Politikaları ……………………………..….  27

               III-10) Nüfus Deplasmanlarının Düzenlenmesi ………………..  28

               III-11) Mülki İdareler ……………………………………………………….  29

               III-12) Yerel Yönetimler …………………………………………………..  29

               III-13) Kamu Yönetimi …………………………………………………….  29

               III-14) Senato …………………………………………………………………  30

               III-15) Seçim Sistemi ………………………………………………………  31

               III-16) Siyasi Partiler Sistemi …………………………………………..  32

               III-17) Milli Savunma Politikalarımız ………………………………..  32

               III-18) TBMM  Nasıl Çalışmalıdır  …………………………………….  34

 

IV- SOSYAL  PROGRAM …………………………………………………….  35

    IV-1) Sosyal Devlet  …………………………………………………………  35

    IV-2) Çalışma ve Sosyal Güvenlik Politikalarımız ……………..  35

               IV-3) Milli Eğitim Politikalarımız ………………………………………  39

               IV-4) ADALET Reformu …………………………………………………..  49

               IV-5) Emekli Reformu ……………………………………………………..  52

               IV-6) Engelli Vatandaşlarımız ………………………………………….  52

               IV-7) Şehit, Gazi ve Aileleri ……………………………………………..  52

    IV-8) Sağlık Reformu ………………………………………………………  53
IV-9) Kültür ve Sanat Reformu  …………………………………..  61

    IV-10) İnsan Hakları ………………………………………………………… 62
IV-11) Çocuk Hakları ……………………………………….……..  64

               IV-12) Kadınlarla İlgili Politikalarımız ……………………………….  65

               IV-13) Hayvan Hakları ……………………………………………………..  68

               IV-14) Çevrecilik Hakları ………………………………………………….  68

               IV-15) Sivil Toplum Kuruluşları Politikalarımız …………………  69

 

V- EKONOMİ  PROGRAMI …………………………………………………..  71

               V-1) Avrupa Birliği ………………………………………………………….  71

               V-2) Yeni İstihdam Politikaları …………………………………………  72

               V-3) Özelleştirme Politikaları  ………………………………………….  72

                V-4) Milli İlaç Sanayi ve Eczacılık Politikaları ……………………  73

                V-5) Milli Sigorta Sistemi Politikaları ………………………………..  74

               V-6) Tarım Politikaları ……………………………………………………..  75

                 V-7) Hayvancılık Politikaları ……………………………………………  85

                 V-8) Ulaştırma Politikaları ……………………………………..…  87

                 V-9) Türk Denizciliği Politikaları …………………………….…  88

                 V-10) Balıkçılık Politikaları ……….………………….…….….…  91

                 V-11) Haberleşme Politikaları ……………………….…….….…  92

                 V-12) Finans Kuruluşları Politikaları ……………..……………..  93

                V-13) Banka Kredileri Politikaları ……………………………………  93

                 V-14) Turizm Politikaları …………………………………………  94

                V-15) Enerji ve Doğal Kaynaklar Politikaları …………………….  95

                 V-16) Ekonomi ve Maliye Politikaları …………..……………… 100

                 V-17) Sanayi ve Teknoloji Politikaları …………..…………….. 107

                V-18) Terörle Mücadele Politikaları ………..……………….…. 108

 

VI- SONUÇ ………………………………………………………………………….  113

 

 

 

 

 

 

 

I- ÖNSÖZ

 

 

Aziz ve Büyük Türk Milleti,

..Parti programımızı kurucular kurulu arkadaşlarımızla beraber

büyük bir istek ve özenle hazırlamış bulunmaktayız..

Güzel ve yeni şeyleri bugüne ihtiyaçları olan,yarına da umutla

bakanlar söyleyebilirler.Çözülemiyecek hiç bir sorunumuz yoktur.

Ortak akıl ve toplumsal uzlaşma temelinde siyasi vizyon,etkili,tecrübeli

bir kadro,rasyonel bir yönetim anlayışı sorunlarımızı bütünüyle çözüme

kavuşturmak için yeterlidir.

Önemli olan en zor ve kötü şartlarda bile omuz omuza yürüme ve muassır

medeniyet seviyesini aşma iradesini yakalayabilmemizdir.

Bizim Parti, Milletimizin refah seviyesini yukarı taşıyacak,özgürlükçü,

vatan sever, demokrat, siyasal vizyona sahip bir siyasi partidir.

Allah yar ve yardımcımız olsun, yolumuz hep açık olsun,vatan ve milletimize

hayırlı ugurlu olsun……………………..

 

.Söz konusu vatansa gerisi teferruattır…………………………………………………………………………

 

 

 

Saygılarımla,

Hüseyin  DURMAZ

Genel Başkan

II- GİRİŞ

 

  1. a) İlkelerimiz:

Bizim Parti’nin kurucuları inanmaktadır ki, dünyadaki sosyal, siyasi ve teknolojik değişimlere paralel olarak Türk halkının da düţünce yapısında ciddi değişimler olmuş ve partimiz halkımızın UMUT kaynağı olarak bir ihtiyaçtan oluşmuştur.

Yılların halkımıza kazandırdığı tecrübeler halkımızda bazı “SİYASAL BEKLENTİLERİ” oluşturmuştur. Seçmenlerimiz siyasal beklentilerine cevapları artık sadece Bizim  Parti’den beklemekte, geçmişin aksine bu gün; “sadece hedef gösterilmesi, temenniler ve göz kamaştırıcı sloganlarla” yetinmemektedir.

Seçmenimiz somut ve ayağı yere basan “çözüm önerileri”, maddi kaynakları belirlenmiş ”değişim projeleri”, ”alternatif” ve “gerçekçi politikalar” istemektedir.

Bu durum Bizim Parti’nin  büyük emek ve çok tecrübe birikimi isteyen, bilimsel projeleri kapsayan, plan ve programlamayı zorunlu kılan haklı ve düzenli bir “TALEPLE” karşı karşıya bırakmıştır.

Bizim Parti bu “talebi” vizyonlu bir particilik anlayışı, üyelerinin yönetime yüzde yüz aktif katılımlarının sağlanmasıyla, planlı programlı analizler yaparak çözüm esasına dayalı mekanizmalar kurarak karşılamak azim ve kararlılığındadır.

Üyelerin “Aktif Katılımlarının” sağlanması amacı ile;

  1. Alternatif politikaların ve çözümlerin oluşumu yerel birimlerden hareketle başlanacak,
  2. Partimize üyelerin düţünce ve politika üretimini esas alan bir particilik anlayışı hakim kılacak,
  3. Politikalarımız atılımcı yöntemlerle geliştirilecek,
  4. Yeni düţüncelerin oluşmasını ve parti üyelerinin kendilerini çalışmaları ile göstermeleri kolaylaştırılacak,
  5. Parti içi eğitimi, “karşılıklı siyasal eğitim” anlayışıyla ve Genel Merkez – Yerel Birimler arasında artan iletişimle güçlendirilecek,
  6. Parti yerel birimlerinin işlevleri ve etkinlikleri arttırılacaktır.

Talebin karşılanması” sürecinde Bizim Parti  olarak; toplumun her kesimindeki insanımızı kucaklayarak özlenen “Demokrasi Yelpazesini” oluşturacak, ”dışlayıcılık”, “suçlayıcılık”, ”karalayıcılık”, ”yıpratma” gibi insanı üzen, yaralayan, emek, zaman, enerji kaybına sebebiyet veren boş düţünce ve eğilimlere yer verilmeyecek, kişisel hak ve özgürlükler daima göz önünde bulundurulacaktır.

  1. b) Hedeflerimiz:

 

 Demokrat çizgide kalarak, halkın egemenliğini savunmak,

 Özgürlükçü kalarak, düşünceye, toplumdaki bireylere serbestlik tanımak,

 Laik devlet anlayışına, din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılması gerektiğine inanmak,

 Halkçı olarak, toplumsal gruplar arasında eşitlik sağlanmasını ve bireylerin yasalardan ve hizmetlerden eşit olarak yararlanmasını sağlamak,

 Muhafazakâr olarak, toplumun ahlaki değerlerine, inancına, gelenek, göreneklerine ve tarihsel geçmişine sahip çıkmak,

 Ahlaklı yönetim anlayışını benimseyerek, ülkeyi dürüst, sorumluluk sahibi, hakkaniyeti gözeten ve görev bilinci olan yöneticiler ile yönetmeyi esas almak,

 Adaletin savunucusu olarak; yasalarla sahip olunan hakların herkes tarafından eşit kullanılmasını sağlamak, hakkı ve hukuku gözetmek,

 Güven ve istikrarı koruyarak; korku, kuşku ve çekinme duymadan yaşanması için gereken koşulların sağlanmasının güvencesini vermek,

 Halkın refah seviyesini arttırmak ve gelir dağılımında adaleti sağlamak,

 Yurtiçinde ve yurtdışında tekrar barışı sağlamak,

 Yozlaşmış devlet yapısının iyileştirilmesi için gereken tedbirleri almaktır.

  1. c) Bizim Parti’ye neden ihtiyaç vardır?

 

Türkiye’de 70 yıldan beri seçmenin % 70’i son merkez veya merkez sağ partilere oy vermektedir. Sosyal demokratlar, aşırı milliyetçiler son 70 yıldır bir kez dahi tek başına iktidar olamamışlardır. Dolayısıyla Türkiye’de siyasi çözüm merkez sağda yeni bir lider, yeni bir söylem ve yeni bir parti ile bu çıkış yakalanabilecektir. Muhalefet partileri içinde iktidara talip TEK PARTİ biziz.

Bizim Parti  kurucuları geçmişte Türkiye’ye büyük hizmetleri olmuş köklü siyasi geçmişi olan aydın insanlardan meydana gelmiştir. Türkiye’nin son yıllardaki en büyük eksikliği adalettir. Bu nedenle Bizim Parti Türkiye’ye Adalet vaat ediyor.

ADALET olmayan bir yerde, hiç bir olumlu ve kalıcı gelişme olamazNe demokrasi, ne özgürlük, ne refah ve ne de insan hakları……

Bizim Parti Türkiye’ye öncelikle adaleti getirecektir. Toplumun Avrupa düzeyinde refah, huzur ve kalkınmışlık düzeyinin sağlanmasını Bizim Parti  iktidarı gerçekleştirecektir.

Bizim Parti ne vaat ediyor?

(1) Bizim Parti ve Hukukun yeniden tesis edilmesi,

(2) Güçlü Milli Ekonomi ve Hızlı Kalkınma,

(3) İş, Aş ve Karnı Tok İnsanlar,

(4) Suriyeli Mülteci Sorununun Çözümü,

(5) Can Güvenliği, Basın, Düşünce, Din ve İnanç Özgürlüğü,

(6) Herkese Ücretsiz Eğitim Hakkı ve

(7) Sağlık ve İlaç sorunlarının çözümünü vaat ediyoruz.

  1. yüzyılda SADECE bilgi, teknoloji ve finansmana ulaţabilen devletler ayakta kalabilecek, bunların dışındakiler ise yok olacaklardır. Türkiye’yi 21. yüzyılda başarıya götürebilecek vizyonu ve misyonu olan TEK PARTİ Bizim Parti ’dir. BUNLARI YAPABİLECEK BAŞKA YASİ PARTİ DE YOKTUR.

Yeni Dünya düzeninde, biyo-teknoloji, dijital teknoloji, gen teknolojisi, nano-teknoloji ve en önemlisi “bilgi ekonomisi”’ne geçeceğiz. 21. yüzyılda yüksek büyüme hızına sahip üretim kapasitesi ancak “bilgi temelli endüstriler kurulması” ile mümkündür. Bu yeni ‘‘bilgi ekonomisi’ne geçiţ ancak çağdaş eğitim politikaları yeniden güncelleyebilecek bizim parti iktidarı ile mümkün olabilir. Ülkemizde bunları düţünebilen baţka bir siyasi parti de yoktur.

İnsan varlığımız ülkemizin en değerli sermayesidir. İnsanımızın eğitimi, sağlığı, sosyal güvenliği ve doğru yerde istihdamı, ülkeyi Dünya bilim, teknoloji ve sanayi rekabetinde üst sıralara taşıyabilecek en önemli etkenlerdir.

Rekabet ve baţarma gücümüz ile verimlilik ve kalite, ülkemizin 21. yüzyıldaki konumunu belirleyecektir.  BİZİM PARTİ bilgi toplumunun odağında bir Türkiye yaratmak” için yeniden filizlenmiţtir. BİZİM  PARTİ olarak, toplumu iyi yetişmiş insan öğesinden hareketle Türkiye’nin genç ve dinamik nüfusunu, çağdaş eğitim teknikleriyle buluşturarak bilgi üreten, ürettiği bilgiyi teknoloji yaratmakta kullanan, yenilikçi, girişimci ve yaratıcı beyinler halinde “bilgi odaklı” bir ekonomiye geçiţin dinamosu olabilecek ţekilde eğitmek istiyoruz.

 

BİZİM PARTİ’ye neden gerek duyulmaktadır?

ADALET bir devletin onurudur, namusudur.

Cumhuriyet tarihinin adalete ve bağımsız yargıya en çok ihtiyaç duyulan bu döneminde, Türk milleti, kendisini 22. yüzyıla taşımayı vazife edilmiş, büyük bir gelecek vizyonu olan ve kendine bunu vazife edinmiş olan, yeni bir siyasi oluşumu arzu etmektedir. Her geçen gün daha hızla büyümekte olan; ekonomik, sosyal ve siyasi sorunlar milletimizin belini bükmektedir. Hukuk sağlıklı bir şekilde işlememektedir. Milletimiz adalete hasret kalmış durumdadır. Halkımız çocuklarının geleceği konusunda ümitlerini yitirmiş durumdadırlar Türkiye; acil önlemler alarak sorunlarını çözebilecek, ekonomik refahı sağlayabilecek, büyük ve uygulanabilir projelerle 21. yüzyılda Türkiye’yi lider ülkelerden biri konumuna getirebilecek, dinamik, büyük bir gelecek öngörüsü olan yeni bir “siyasi parti” arayışı içindedir.

 

Devletin birinci görevi vatandaşına iş bulmaktır. Yatırım olmadan işsizlik sorunu çözülemez. Kalkınmanın sürekliliği ancak yeterli miktarda yatırımla mümkündür. Özellikle diplomalı genç işsizlerimize her seçim döneminde verilip de tutulmayan sözler yüzünden yaşanan trajik olaylar halkın vicdanını derinden yaralamıştır.

Türk Milleti’ni içinde bulunduğu bu olumsuz durumdan kurtarabilecek, Büyük Türkiye vizyonu ile sorunları çözecek, top yekün ekonomik refah sağlayacak,  21. yüzyılda Türkiye’yi lider ülkelerden biri yapabilecek tek siyasi parti BİZİM PARTİ’dir.

Yargı bağımsızlığı demokrasinin olmazsa olmazıdır. hukuk, adalet ve yargı bağımsızlığı tekrar tesis edilmelidir.

Açlık sınırına itilen fakirlere sosyal içerikli destekler sağlanmalı, mesleki eğitimlerle, devlet teşvikleriyle orta sınıf yeniden hayata kazandırılmalı, daha adaletli vergi kanunlarıyla  “kaymak tabaka”  denilen zenginlerin milli gelirden aldığı payın yüksekliği düţük gelirliler lehine çevrilmeli, bütün bunlar için gelir dağılımında adaleti sağlayacak bir dizi vergi reformları hayata geçirilmelidir. Döviz kurlarına siyasi kaygılarla yapılan baskılar engellenerek TL’nin aşırı kıymetlenmesi ve ihracatçının rekabet şansını kaybetmesi önlenmeli, ithalat cenneti ve tüketen Türkiye politikası bırakılmalı, onun yerine tarım kesimi başta olmak üzere sanayileşen ve üreten Türkiye politikaları gündeme getirilmelidir.

Alınan dış borçlar üretime ve yatırıma döndürülmelidir. Yeni fabrikalar kurulmalı, yurtdışından yüksek faiz ile borçlanılarak alınan paralar borsada faiz lobisinin kar oyunlarına kurban edilmemelidir. Yabancıların borsadan elde ettikleri kazançların faturası esnafın, sanatkârın, çiftçinin, serbest meslek erbabının, hür girişimcinin ve ücretlinin sırtına yüklenmemelidir. Bu politikalar vatandaşı her geçen gün daha fakirleştirmektedir. Memurlara ve emeklilere adil ve yeterli zamlar yapılmalıdır, memur ve emekliye verilmesi zaruri olan maaş artışları, şu andaki gibi sıcak para getiren yabancılara “yüksek döviz faizi” olarak geri ödenerek vatandaş mağdur edilmemelidir. Bizler BİZİM PARTİ olarak başkalarının paraları ile yaratılan sahte cennet politikaları değil, gerçekçi, kalıcı para politikaları üretmeliyiz. Çözüm “kansere morfinle çare bulmak” olmamalı. Çözüm kanseri toptan yok etmek olmalıdır.

Türk Milletini bu kısır döngüden çıkartabilecek ve sahtekârlardan kurtarabilecek büyük gelecek görüţü olan, ciddi ve uygulanabilir projeler hazırlayabilecek, Türk toplumuna yeni seçenekler sunabilecek taze bir kana ihtiyac vardır. Türkiye’nin yeni bir “siyasi parti’’ ile yeni bir başlangıç yapması kaçınılmaz hale gelmiştir. Hâlihazır da günümüz Türkiye siyasi yelpazesinde çoğunluğun haklarını koruyacak, kucaklayacak, birleştirecek bir ‘’Merkez Sağ Parti” yoktur. BİZİM PARTİ  evrensel değerler ve milli önceliklerimiz çerçevesinde Demokrasi Evimizi yeniden inşa edecektir. Bu evin temelleri hak, adalet, erdem, bağımsız hukuk üzerine tesis edilecektir. Demokrasi Evimizin tuğlalarını ise vatandaşlarımızın hassasiyetleri, ekonomik, siyasal ve toplumsal beklentileri, çözüm odaklı yaklaşımları oluşturacaktır. Demokrasi Evimiz kat kat inşa edildikçe, adalet hâkim kılındıkça; ülkemiz yeniden çağdaş uygarlık düzeyine taşınacak, refah seviyesi yükselecek, huzur ve istikrar yeniden sağlanacaktır.

Devletin var olma sebebi milletin bekasını, güvenliğini, refahını, gelişmesini sağlamaktır. Milletin ihtiyaçlarına uygun Devlet politikaları üretilmektedir. Ülkemizin en büyük sorunlarından biri de işsizliktir. Devlet yatırımlarına ağırlık verilerek istihdam arttırılmalıdır.

Kalkınmanın TEK YOLU yatırımdır ve bunun için de TEK ŞART düţük faiz ve yüksek döviz kuru politikasıdır.

 

BİZİM PARTİ’nin Stratejisi nedir?

Strateji “günümüzde arzu edilenler ile gelecek arasındaki köprüleri kurma, dolayısıyla gelecekle ilgili büyük hedefleri gerçekleştirme sanatıdır”. Yani, strateji büyük düţünme, geleceği okuma ve geleceğe yön verme sanatıdır.

Jeopolitik ise belli bir coğrafya üzerinde büyük düţünebilme, vizyonları geliştirme sanatıdır.

Jeostrateji ise “gelecekteki büyük hedeflere ulaşmayı sağlayabilmek için belli bir coğrafya üzerinde geniş düţünüp avantajlı dengeleri kurma sanatıdır.” Yani, jeostrateji “jeopolitik çıkarların stratejik yönetimidir”.

Siyasi mücadelelerin mekânı coğrafyadır ve malzemesi insandır. Onun için jeopolitika bilmeden uluslararası ilişkileri yorumlamak mümkün değildir.

  1. yüzyılda yapılan büyük siyasi hatalar maalesef Türk Milletine çok ağır faturalar ödetmişti. Türk Milleti 1923’te mucize eseri küllerinden yeniden doğmuştur. 780.000 km2toprağı ve 11 milyon nüfusuyla, bir ulus olarak yine tarih sahnesinde yerini almıştır. Bir devletin yıldızı sönmüţtür ama yeni bir devletin yıldızı parlamıştır.
  2. yüzyıl Türklerin yeniden parladığı ve yükseldiği yıldız çağı olacaktır.

Sahip olunan toprakların eskiye nazara küçülmüţ olması, içinde bulunduğumuz devirde büyük bir dezavantaj olarak görülmemelidir. Çağımız iletişim ve enformasyon çağıdır. Artık ülkelerin bilimsel, teknolojik, ekonomik ve siyasi konulardan dolayı elde ettikleri güçleri; geniş topraklara hâkim olma gücünden üstündür. Yüksek teknoloji gerektiren ürünleri yapabilmek ve pazarlayabilmek, geniş toprak sahibi olmaktan daha önemlidir. Türkiye Osmanlı’nın sahip olduğu toprakları terk etmiş olabilir ama hala o topraklarda yaşayan Türk soydaşlarımız vardır.

Türk milletinin en büyük avantajı tarihten gelen ve büyük göçlerle beslenmiş hayat alanlarıdır. Orta Asya, Doğu Türkistan, Balkanlar, Ortadoğu, İran ve Kafkaslardaki tarihsel köklerimiz ve soyağacı köklerimiz Türkiye için stratejik önem arz eder. Bu kökler, bu nüfus alanları, buralarda yaşayan soydaşlar Türkiye’miz için çok değerli olan doğal mirasımızdır.

Türkiye’nin geleceği Yeni Türk Birliği’ndedir.

  1. yüzyıl jeopolitiği genellikle iki kutuplu, statik, dengeli ve istikrarlıydı. Fakat 21. Yüzyılın jeopolitiği ise “çok kutupluluğa” geçiş dönemini işaret etmektedir. Dünya tarihinin hemen her evresinde uluslararası sistem ve güç dengelerini kendi değerlerine göre yeniden biçimlendiren kuvvet, irade ve moral gücüne sahip olan aktörler ve ilkeler ortaya çıkmıştır.

BİZİM PARTİ, Türk Devletini bu dünyada önemli aktörlerden biri haline getirebilecek jeostratejik projeleri olan bir partidir.

Bizim PARTİ’nin 2050’li yıllara doğru jeopolitik ve jeoekonomik projeksiyonları,

  1. ABD’nin gücünün sıradanlaşacağını,
  2. AB’nin gücünün azalacağını,
  3. Rusya’nın demografik yapısı nedeniyle muhtemelen 2050’lerde parçalanacağını,
  4. Güney Kore, Hindistan ve Brezilya gibi yükselen güçlerin ise fazla gelişemeyeceğini ama bunlara karşı,
  5. Japonya ve Çin’in 2035’ten sonra güçlenerek Dünyada ABD’den sonra hâkim güç konumuna geleceğini göstermektedir.

Büyük Önder Atatürk’ün 23 Nisan 1920 TBMM’nin açılışında söylediği gibi “Sovyetler Avusturya-Macaristan İmparatorluğu gibi bir gün dağılabilir, o günü beklemeden hazırlıklarımızı bugünden yapmalı ve oradaki kardeşlerimizle kucaklaşmaya hazır olmalıyız”. Türkiye 2050’li yıllara; bugünden başlayarak, Atatürk’ün görüţlerine uygun olarak hazırlanmalıdır

Bu amaca ulaşabilmek için ulusal ekonomik ve siyasi menfaatler korunarak, batılı ülkelerle işbirliği yapılarak, onlarla elbirliği içinde geleceğimiz planlanmalıdır. Batılı Devletlerin çıkarlarımıza aykırı davrandığına inandığımız konularda ulusal menfaatlerimiz sonuna kadar savunulmalıdır. Jeostratejik sahamız asla terk edilmemeli, mücadelemizi sonuna kadar sürdürülmeli ve haklarımızdan asla vaz geçilmemelidir. Küresel değişime daima açık olmalı ve bu konuda öncü olunmalıdır…

Unutulmamalıdır ki, “dünyada değişmeyen tek şey değişimdir”.

  1. Dünya tarihi Avrasya topraklarında yazılmıştır.
  2. Dünya nüfusunun % 75’i Avrasya’da ikamet etmektedir.
  3. Dünya gayrı safi üretiminin % 60’ı Avrasya’da üretilmektedir.
  4. Enerji kaynaklarının 3/4’ü Avrasya’dadır.
  5. Amerika’dan sonra dünyanın en büyük altı ekonomisi ve ABD hariç en büyük nükleer güçler Avrasya’dadır.

 

Türkiye Dünyanın 18. En büyük ekonomisine sahiptir ancak Avrasya’nın ekonomisini tek başına kontrol edemez. Onun için Batılı ülkeler ile işbirliği yapılması zorunludur. Türkiye Avrasya üzerindeki etkinliğini Batı ülkeleri ile birlikte arttırmalıdır.

İlişkiler istikrarlı olarak geliştirilmeli ve uzun vadeli ticaret anlaşmaları yapılmalıdır.

  1. yüzyılda “çok kutuplu bir Dünya düzeninde” Türkiye Cumhuriyeti Devletinin konumu nasıl olacaktır?
  2. yüzyılın jeopolitiği daha çok enerji kaynakları, enerji yollarının kontrolü ve enerji kaynaklarının yollarını kontrol eden bölgelerin kontrolü ile ilgilidir. Enerjinin ana kaynağı ise büyük dedelerimizin toprakları olan Orta Asya Türk Cumhuriyetleri’dir. Dünya petrol, doğal gaz, madenler ve elmas rezervlerinin çok önemli bir bölümü Orta Asya’dadır ve halen yeteri kadar değerlendirilmemiştir. Bu dev enerji kaynaklarının Türkiye Cumhuriyeti’nin desteği ile değerlendirilmesi 21. yüzyılın şekillenmesinde çok önemli rol oynayacaktır. Bizim Parti’nin 21. yüzyıl projeleri ile Türkiye, 2020 – 2030 yılların da jeostratejik ivmesini kullanarak siyasi ve ekonomik nüfuzunu ve etkinliğini Kafkaslar’dan daha kuzeye, Ukrayna ve Volga Nehri vadilerine yaymaya çalışacaktır.

ABD ve AB ülkeleri kendilerini Orta Asya’da yabancı konumunda hissederken Türkler aynı coğrafyada kendilerini atalarının evinde hissetmektedirler. Bu avantajımızı değerlendirip Batılı Devletlerin ekonomik ve teknolojik avantajlarını onlarla işbirliği yaparak Avrasya’da beraber çalışmak ve bu metotla Türkiye’nin ekonomisine katma değerleri sağlamak Bizim Parti nin esas amacıdır.

Bizim Parti’nin sayesinde Türkiye 2023’lerde “küresel oyunculardan biri”, 2050’ye doğru ise “çok kutuplu Dünyada” Dünya liderlerinden biri olacaktır. Türkiye 21. yüzyılı şekillendiren Avrasya için bir kilit ülke konumundadır. Bu ülkeler bizi örnek alacaklardır.

Bizim Parti  büyük düţünebilme yeteneğine sahip, ülkeyi büyük jeostratejik hedeflere taşıyabilecek, 21. yüzyılda Türk halkının yüzünü güldürebilecek, büyük vizyonu ve büyük misyonu olan Türkiye’deki tek siyasi parti’dir. Ayrıca, bu büyük hedefleri gerçekleştirebilecek stratejik projeleri hazırlayabilecek ve uygulayabilecek kaliteli insan malzemesine sahip tek parti yine Bizim Parti’dir.

Bir devletin ekonomik varlığını sürdürebilmesi için şu üç konu birinci derecede önemlidir;

(1) TARIM,

(2) SU ve

(3) ENERJİ.

Bu konular devletin olmazsa olmazıdır. İkinci derecede ise;

(1) ADALET,

(2) EĞİTİM,

(3) SAĞLIK,

(4) BİLİM ve TEKNOLOJİ ve

(5) SAVUNMA’dır. Türkiye’nin bu sekiz konudaki milli menfaatleri en üst düzeyde korunacaktır.

Bizim Parti vatandaşların demokratik hak ve özgürlüklerine en içten inanan ve sahip çıkan insanların partisidir.         

Demokrasi, tüm vatandaşların Devlet  politikasını şekillendirmede eşit haklara sahip olduğu bir yönetim biçimidir.  Demokraside vatandaşların siyasal katılımı, sadece düzenli aralıklarla yapılan seçimler aracılığıyla temsilcilerini seçmekle sınırlı değildir. Yani, demokrasi ise sadece sandık değildir. Bağımsız, doğru ve hızlı karar veren mahkemeler olmadan bir ülkede BİZİM PARTİ’den  bahsedilemez. Hukuk herkese lazımdır. Sandık demokrasinin olmazsa olmazıdır, ama herkesin eşit olmadığı bir hukuk sisteminde ne demokrasi olur, ne de adalet olur. Demokrasi vatandaşların sahip oldukları toplanma ve örgütlenme özgürlüğü, düţünce ve  ifade özgürlüğü  gibi sivil özgürlükler sayesinde sivil toplum örgütleri, medya, işçi ve işveren kuruluşları aracılığıyla kamusal meseleler hakkında belli bir kamuoyu oluşturarak siyasal iktidara etkide bulunabilmektir.

Daha fazla demokrasi için demokratik katılımcı bir sistemin olması gereklidir. Türkiye’de seçim sistemi değişmeli, dar bölge ve 2 turlu seçim sistemine geçilmelidir. Genel başkanın değil, gerçekten milletin vekilleri seçilmelidir. Bunun içinde genel ve yerel seçimlerde aday adayları arasından bütün Türk Milletinin oyu ile o partinin adayını seçebilme hürriyeti vatandaşa verilmelidir. Milletvekilinin kaderi genel başkanın iki dudağının arasında değil milletin kararı ile belirlenmelidir. Siyasi partiler yasası değişmeli parti içi demokrasi tam olarak işlemelidir. Meclisteki siyasi partilere hazinenin para yardımı yapması meclis dışında yeni bir siyasi yapılanmaya engel teşkil etmektedir. Katılımcı demokraside her vatandaşın inandığı siyasi görüţü destekleyeceği bir kültürel yapı zamanla oluşturulmalıdır. Meclisi dengeleyecek senato kurulmalı, yargı tamamen bağımsızlaştırılmalıdır.

Bu programın Türkiye’yi 21. yüzyılda Dünyada saygın bir konuma getireceğine, sosyal, siyasi ve ekonomik sorunlarını çözeceğine inancımız tamdır. Bu programın en önemli özelliği, 2050’lere doğru giden yolda ülke ve Dünya sorunlarının doğru algılaması ve geleceğe en doğru şekilde projelendirmesidir. Türk halkının yüce takdirlerine sunduğumuz bu programın Türkiye için yeni ufukların açılımına başlangıç olacağına inanmaktayız.

 

Gelin 2050’lere doğru dünya lideri güçlü bir Türkiye’nin temelini hep beraber atalım.

 

 

III- SİYASİ  PROGRAM

III-1) Devletin Genel Yapısı:

Partimiz üniter devlet yapısından “Misak-ı Milli” sınırlarımızdan asla vazgeçemez. Türkiye Cumhuriyeti Devleti laiktir, çağdaştır ve Atatürk devrimlerinin bekçisidir. Laiklik, din ve devlet işlerinin birbirinden ayrı tutulmasıdır. İnanç ve vicdan hürriyetinin omurgası, toplumdaki farklı inançların barış içinde birlikte yaşamalarının ön koşulu ve güvencesidir. Laiklik devlet  yönetiminde herhangi bir dinin referans alınmamasını ve devletin dinler karşısında tarafsız olmasını savunan prensiptir. Laiklik cumhuriyetin, demokrasinin, ulusal bütünlüğün ve iç barışın temel değeridir. Devletin ve kurumlarının, toplumun, hukukun ve eğitimin laik olması, asla ödün veremeyeceğimiz temel kuraldır. Laiklik, sadece bir yönetim anlayışı değil, devletin inançlara eşit uzaklıkta durması, yansız olması demektir. Öte yandan laik devlet inanç özgürlüğünün güvencesidir. Laiklik ilkesinin temel amacı aklın özgürleştirilmesi, hür düţünülebilmenin sınırlandırılamamasıdır. Dinin siyasallaştırılması kabul etmez. Devlet din ve inançlar karşısında eşit mesafededir. Bizim Parti hiç kimse ya da hiçbir kurumun, dini, din duygularını veya dince mukaddes sayılan unsurları istismar etmesi ve siyasi çıkar için kullanmasını kabul etmez.

Toplumsal Uzlaşmanın çimentosu inanç özgürlüğüdür.

Devlet; farklılıklara saygı duymak ve bunların varlığını kabul etmek ve farklı inanç gruplarının hizmet ihtiyacını karşılamak zorundadır. Bu bağlamda Diyanet İşleri Başkanlığı’nı, toplumumuzdaki farklı inanç gruplarına da hizmet verecek şekilde yeniden organize edeceğiz.

DİNİ  HİZMETLERİ YÜKSEK  KURUMU olarak adlandıracağımız, ülkemiz coğrafyasındaki tüm yurttaşlarımızın inançlarının temsil edildiği tamamen yasal bir kurumu hayata geçireceğiz. Böylelikle Cami, Cem Evi, Kilise, Sinagog vs. gibi ibadethanelere “eşit” ölçüde destek ve imkân sağlanacaktır. Bu kurum Türkiye coğrafyası içerisindeki  bütün  dinlerin  ve  inançların  temsilcilerinden  oluşan  bir yüksek “Dayanışma Kurulu” ile işbirliği içinde çalışacak, hiç  bir  dini  inanç  ve  düţünce sahibi dışlanmayacaktır.

  BİZİM PARTİ , devletin vatandaşlarının bireysel ve sosyal kimliklerine saygı göstermesini, tarafsız davranmasını, dini kimliklerini özgürce ortaya koyabilecekleri idari ve hukuki tedbirleri almasını, farklılıkları bir zenginlik dinamiği olarak görmesini, inanç kümelerinin ihtiyaçlarını karşılayacak tedbirleri uygulamaya taşımasını hedeflemektedir. Devletin vatandaşları arasındaki farklı inanç gruplarına karşı kamusal sorumluluklarını yerine getirmesi laiklik ilkesinin bir gereğidir. BİZİM PARTİ  iktidarında Devlet vatandaşlarının kültürel kimlikleri ile özgür ve güvenli yaşayabilmeleri için gerekli hukuksal ve idari tedbirleri alacaktır.

Cumhuriyet, yönetimi; milletimizi esas alan bir rejimdir ve tek bayrak, tek millet, tek devlet ana prensibine dayanır. Türkiye Cumhuriyeti’ de Mustafa Kemal Atatürk tarafından bu felsefeyle kurulmuş olan Demokratik, Laik, Sosyal Hukuk bir Devletidir ve de öyle kalacaktır.

Cumhuriyet rejimine dayalı siyasetin temel amacı; toplumumuzda yaşayan insanları ırk, din, mezhep, fikir ve kültür farklılıklarına bakmadan ortak idealler, projeler ve paydalar etrafında birleştirerek ülkeye ve millete hizmet üretmek, kalkınmasını sağlamak için çalışmaktır. Ana hedef adil bir devlet, güçlü bir millettir; Devlet için millet değil, millet için Devlettir.

Devletin sahip olduğu güç ve yetkiler; bugünkü iktidarın yapmak istediği gibi tek bir elde toplanmamalı; yasama, yürütme ve yargı organları arasında eşit ve dengeli oranlarda dağıtılmalıdır. Özellikle Yargı Bağımsızlığı her şeyin üstünde olmalıdır. Kuvvetler Ayrılığı ilkesi devletin bir başka boyutudur. Kuvvetler Ayrılığı ilkesinin anayasada güvence altına alınması ve etkin bir şekilde uygulanması büyük önem taşımaktadır.

Devletin sahip olduğu “siyasi” güç ve yetkilerin çerçevesi ve sınırları mutlaka Devlet Anayasası’nın bir bölümünü oluşturan “Siyasal Anayasa” içerisinde sınırlandırılmalıdır. Devlet, vatandaşların hak ve özgürlüklerini koruyan bir kurum olmalıdır. Bireyleri, Devlete karşı korumak için Devletin hukuk kuralları ile sınırlandırılması gereklidir. Vatandaşın suçu ne olursa olsun, kendisine suçu tebliğ edilmeden gözaltına alınması, tutuklanması ve avukat bulundurma hakkından yoksun bırakılması, demokratik hukuk devleti anlayışı ile bağdaşmaz. Özetle, iyi devlet, güç ve yetkileri hukuk kuralları ile etkin bir şekilde sınırlandırılmış devlettir.

 

III-2) Yönetim Anlayışımız:  

Halkın yönetime katılmasında, toplum ve insan anlayışında, sorumluluk ortaktır; dayanışma bu sorumluluk anlayışının gereğidir. Örgütlenme hakkının önündeki tüm engellerin kaldırılması dayanışmanın önkoşuludur.

Sivil toplum örgütleri yaygın ve özgün anlayışla halkın yönetime katılımı ile güç kazanır ve kamusal hizmet kuruluşlarıyla, gönüllü sivil toplum örgütleriyle etkinliğe ulaşır. Partimiz Avrupa’daki benzer görüţleri paylaşan çeşitli ülkelerdeki partilerle de dayanışma içinde olmaya özen gösterecektir. Biz; polis veya jandarma devleti değil halkın özgürlüğüne ve hürriyetine saygı duyan bir partiyiz.

Kamu yönetiminde günün ihtiyaçlarına  uymayan DEVLET MEMURLARI  KANUNU’nu kaldırarak, son derece  modern ve çağdaş  günün şartlarına uygun  yeni bir Kanunu yaparak Türk Milletinin hizmetine sunacağız.

 

III-3) Demokrasi Anlayışımız:

Tüm kurum ve kuralları ile özgürlükçü ve çoğulcu demokrasidir, özgür bireydir, hukuk devletidir, insan hak ve özgürlüklerine tam riayettir. Her alanda demokrasinin kökleştirilip geliştirilmesidir. Demokrasinin istediği temiz insan ister, temiz siyaset ve dürüst yönetimdir. Özgür birey anlayışımız sadece yasalarda yapılacak değişikliklerle sınırlı olmayıp gerçek hayatta bireylerin her türlü ekonomik ve sosyal baskılardan, ekonomik bağımlılıktan, toprak mülkiyetindeki çarpıklıklardan ve feodal baskılardan kurtarılmasını da kapsamaktadır. Eğitim, kültür ve ekonomik bağımsızlık yoluyla kadını özgürleştirmektir. Demokrasi aynı zamanda halkın seçimlerde daha etkin biçimde söz sahibi olmasıdır. Bunun için Bizim Parti siyasi partiler kanunu ve seçim sisteminin değiştirilmesini talep istemektedir. Doğu’da 18.000 – 20.000 oy ile bir milletvekili seçilebilirken Batı’da ancak 140.000 – 150.000 oy ile bir milletvekili seçilebilmesi adeletsizliği önleyecektir.

BİZİM PARTİ  laik demokratik cumhuriyetin koruyucusu olmaya devam edecektir. Din ve devlet işlerinin ayrılığı ilkesine önem verilecektir.

Diyanet İşleri Başkanlığı’nın yeniden yapılandırılması gerekmektedir.

Demokrasilerde tüm vatandaşlar eşit olarak aynı haklara sahiptir, diğer bir tabirle demokrasi halkın iradesine dayalı devlet yönetim biçimidir. Partimiz çoğulcu katılım partisidir: Farklı sosyal sınıfların, inançların, kültürlerin ve etnik kimliklerin yaşadığı ülkemizde demokrasiyi derinleştirmek iç barışın ve gelişmenin ön koşuludur. Bizim Parti; siyasi iktidarların TBMM’deki çoğunluğuna güvenerek “milli irade” sıfatının ardına saklanarak, her istediklerini yapabilmeyi marifet sayan bir çoğunlukçu anlayış kabul edemez.

Siyaset ancak belirli ilkeler ve değerlere bağlı kalınarak yapılırsa hizmet üretilebilir. Eğer ki siyaset bu prensipler dışına çıkılarak menfaatler gözetilerek yapılacak olursa şahsi menfaatler ülke menfaatlerinin önüne çıkar ve Cumhuriyet rejimi açısından asıl tehlike işte o zaman başlar. Çıkarlar üzerinden yapılan siyaset sonunda ayrışma ve çatışma doğurur. Bu durum, aynı zamanda, ülkede yaşayan tüm bireylerin geleceğinin çalınması demektir. Siyasetin ahlaki bir amacı olmalıdır ve uygulamalarında her zaman adalet ön planda tutulmalıdır.

Siyasetin temel aktörü siyasetçidir. Siyasetçi, ülke ve milletin kalkınması doğrultusunda belli bir hedef ve vizyon sahibi olmalıdır, çıkarcı ya da koltuk sevdalısı olmamalıdır. Siyasetçinin temel amacı ve hizmet düsturu adalet olmalıdır.

 

III-4) Milliyetçilik Anlayışımız:

Vatan sevgisi partimizin temelidir. Bizim Parti’’ın milliyetçilik anlayışı ekonomi ve sanayi milliyetçiliği anlayışına dayalıdır ve şu şekilde özetlenebilir. Türkiye’de üretilen bir malı ihraç etmek Türk Milliyetçiliği, Kore’de üretilen bir malı Türkiye’ye ithal etmek ise Kore Milliyetçiliğidir. İhraç edilen malı Türk bandıralı gemilerle ihraç edilen ülkeye taşımak Türk Milliyetçiliği, yabancı bandıralı gemilerle taşımak ise yabancı ülke milliyetçiliğidir. BİZİM PARTİ  Atatürk milliyetçiliğini benimsemektedir. Türkiye Cumhuriyeti din, dil, ırk ve etnik köken temelleri üzerinde değil, siyasal bilinç ve ideal beraberliği felsefesi üzerine kurulmuştur. Atatürk milliyetçiliği’ de,  1924  Anayasası’nın 88. maddesinde ve  Atatürk İlkelerinde  de belirtilmiş olan, din ve ırk ayrımı gözetmeksizin, ulus tanımını dil, kültür ve siyasi birliktelik değerlerine dayandıran milliyetperverlik anlayışıdır. Bizlerde bu doğrultuda milletçi anlayışla ilerleyeceğiz. Ekonomi ve sanayi milliyetçiliği anlayışı, ırk, köken, din, mezhep, bölgecilik, kavimcilik anlayışlarının ulusal düzeyde aşılmasıdır.

 

III-5) Gençlik Bizim Geleceğimizdir:

BİZİM PARTİ  gençlerin siyasete aktif katılımının güçlendirilmesini planlamıştır. Gençliğin en büyük sorunu işsizlik ve ucuz işgücünü kullanan politikaları ile mücadele edilecektir. Devlet yatırım yaparak ve özel sektör taırımlarına teşvik ederek, gençlere iş imkânı yaratacaktır. Açık Öğretim Fakültelerini TAMAMEN ÜCRETSİZ yapacağız. Lisans burslarının miktarını ve sayısını arttıracağız. Gelir düzeyi düţük olan öğrencilerimize vereceğimiz karşılıksız bursları ve alanların sayısını arttırmayı hedefliyoruz.

Türkiye gençliğinin sorunları gün geçtikçe artmakta, buna karşılık çözüm yolları azalmaktadır. Gençlerimize her konuda maddi manevi destek vermek partimizin öncelikli hedeflerindendir. Gençlerin sorunları  toplumun sorunlarından bağımsız değildir. Gençliğin en büyük sorunu işsizlik ve ucuz işgücünü kullanarak insan sömürüsü politikalarıdır. Devlet yatırım yaparak ve özel sektör yatırımlarını teşvik ederek, gençlere iş imkânı yaratacaktır. İşgücü sömürü politikalarıyla ile mücadele edecektir. Gelir düzeyi düţük olan öğrencilerimize verilen karşılıksız bursların miktarı ve sayısı arttırılacaktır. Üniversite gençliğinin hem burs imkânları ve hem de burs ücretleri arttırılacaktır. Yurt dışında ve yurt içinde Yüksek Lisans (3 yıl) ve Doktora  (5 yıl) yapmak isteyenlere daha fazla burs imkânı sağlanacaktır. Ayrıca, doktora öğrencileri doktora sırasında tam burslu olarak 1 yıl yurt dışına gönderilecektir.

Eğitimde AB’ye daha fazla entegre olarak Avrupa’dan daha çok öğrencinin Türkiye’ye ve Türkiye’den daha fazla öğrencinin Avrupa’ya gitmesinin önü açılacaktır. Devletin görevi vatandaşına ülke çapında eşit kalitede ve parasız eğitim sağlamaktır. Devletin diğer bir görevi ise üniversite öğrencilerinin tümüne kaliteli temiz ve ucuz yurt temin etmektir. Partimiz iktidara gelince 2 yıl içinde TOKİ’ye verilecek talimatla üniversitelerde yurt sorunu diye bir sorunu bırakmamayı ayrıca, beslenme, spor ve sosyal faaliyet problemlerini çok büyük ölçüde ortadan kaldırmayı taahhüt eder.

İnsan haklarına aykırı çocuk işçi ve çocuk emeği sömürüsüne son verilmesi, hiç kimsenin SGK’sız kimsenin çalıştırılmaması, çocuk haklarının korunmasının temel alınması gerektiği yaklaşımıyla, çocukların şiddet, ihmal, her türlü istismar, kötü muamele ve ayrımcılıktan korunması, başta eğitim ve sağlık olmak üzere tüm kamu hizmetlerinden eşit ve parasız yararlanmasını sağlamak partimizin politikasıdır.

Ülkemizde Bilim ve Teknolojiyi geliştirerek dışarıya bağımlılığı olabildiğince azaltmak açısından özellikle Üstün Zekâlı Gençlerin tüm yurt bazında araştırılıp bulunarak, bu gençlerin ve hatta ailelerinin tüm ihtiyaçlarının karşılanarak, Türkiye’de kurulacak olan Bilim Araştırma Merkezlerinde eğitim, gelişim ve ileri teknoloji ağırlıklı araştırma yapmaları sağlanacaktır.

Ülkemizin gerçeklerinden biri olan çocuk gelinler konusunda ki utancı ortadan kaldırmak için partimiz ne gerekiyorsa yapacaktır.

Yurt içinde ve dışında çok yüksek başarı sağlamış özellikle genç araştırmacılar kendi disiplinlerinde ve farklı disiplinlerdeki meslektaşlarıyla ortak projelerde çalışacak şekilde organize edilmelidir. Özel bir yapıya sahip olması gereken bu kurumlar, araştırma enstitüleri, teknolojik ve ekonomik imkânlarla donatılmalıdır. Ülkemizin farklı yerlerinde Bilişim Yurtları kurulmalıdır. Bu yurtlarda diploma şartı aranmaksızın bilgisayar teknolojileri ve yazılım konusunda üstün yeteneklere sahip gençlerimiz yazılım, işletim sistemleri ve kriptoloji konularında güvenlik ve teknolojik konularda projeler yazmalı ve uygulamalıdır.

Sağlıklı bir gençlik yetiştirmeyi hedefledik. Gençlerimizin kötü alışkanlıkları edinmeleri, uyuşturucu kurbanı olmaları önlenecektir. Gençlerin eğitim alanları ve yaşam alanlarının bu tuzakları kuranlardan temizlenmesi için gereken yapılacaktır. Kimsesiz gençlere yaşam desteği verilecek gençler için “Psikolojik Danışma Merkezleri” yaygınlaştırılacaktır. Çocukların ve gençlerin boş zamanlarını değerlendirmeleri için spor, sanat, gezi, araştırma gibi sosyal projeler geliştirilecek, çocuklarımızın sosyal, üretken ve yaratıcı olmaları desteklenecektir.

III-6) Demokratik, Özgür Basın ve İletişim

Çağımızın gerek iş yapma, gerek kültürel ve eğitim amaçlı olarak en etkin medyası, internet üzerinden kullanılan sosyal medya ve profesyonel web sayfalarıdır. ’’İnternet yaşamdır’’ sloganı ile düţünce özgürlüğünün en önemli mecrası haline gelmiş internet özgürlüğü ve sosyal medya kullanım hakları, bireylerin en doğal hakkı olup sansürlerle, insan haklarının kısıtlanamadığı gibi, kısıtlanamaz.

İletişim özgürlüğü, ülkemizde insanca yaşamanın, saydam bir yönetime kavuşmanın ve demokratik sistemin temel koşullarındandır. Halkın Doğru Haber Alma ve Gerçekleri Öğrenme Hakkının bir aracı olan yazılı, görsel ve dijital medyanın temel işlevi ise iletişim özgürlüğünün sağladığı özgürlük ve sorumluluk alanını en iyi şekilde değerlendirip gerçekleri tarafsız biçimde kamuoyuna yansıtmaktır. Doğru haber alma, doğruları ve gerçekleri bilme, doğru bilgilenme hakkı demokrasinin gereğidir. Güçlü, yansız, ilkeli, demokratik bir medya hedefimizdir.

Medyada tekelleşme önlenecek, güçlü, yansız, ilkeli, demokratik bir medya ortamının, evrensel boyutta kabul gören kriterler eşliğinde, Dünya’ya açık ve çağdaş yapıda eksiksiz olarak oluşturulması hedef alınacaktır. Bilgi edinme özgürlüğü güvence altına alınacaktır. Medya ve iletişim özgürlüğünün bilgi kirliliğine yol açmadan en yaygın şekilde kullanılabilmesi ile halkın bilgi edinme hakkından en geniş biçimde yararlanabilmesi için var olması gereken şeffaf ve demokratik ortamın yaratılması amaçlanacak, bu öngörünün gerektirdiği özgürleştirici ve düzenleyici tüm önlemler alınacak, Bilgi Edinme Hakkına tam anlamıyla uyulması sağlanacaktır.

 

  1. a) İletişim özgürlüğü

Yasama ve yürütmenin (merkezi ve yerel yönetimler dâhil), medya sahipliğinin veya bu alandaki tüm diğer aktörlerin İletişim özgürlüğünü kısıtlamaya yönelik girişimlerine karşı durulacaktır.

  1. b) Sansür ve ön denetime son verilecek, basın hakları ve iletişim özgürlüğü

Yayınlarda sansür veya ön denetime kesinlikle karşı olan anlayışımızla, bu konuda sadece uluslararası normlarda yargı denetimine bağlı kılınması öngörülecek, basın hakları ve iletişim özgürlüğü sonuna kadar savunulacaktır. İlgili yasaların; iletişim özgürlüğünün, gerçek ve tüzel kişiler arasındaki iletişimin gizliliği ilkesini ihlal etmeyecek, demokratik ve saydam bir hukuk devletinin beklentilerini karşılayacak bir düzenlemeye tabi tutulmasına özen gösterilecektir.
c) Medya – ticaret – siyaset ilişkilerine şeffaflık ilkesi hâkim olacak.
            Devlette idarenin saydamlaştırılması paralelinde, medya dünyası, vakıflar, dernekler ile meslek odalarının, sektörün ve bu kuruluşların yöneticilerinin, Medya – Ticaret – Siyaset çerçevesindeki ilişkilerinin saydamlaştırılması ve çağdaşlaştırılması hedef alınacaktır. Yabancılar ulusal medya kuruluşlarında yetkili üst yönetici olamayacaklardır.
d) Sorumluluk düzeyi yüksek nitelikli medya.
            Yazılı ve görsel medya ile internet medyacılığının, Anayasamızın 68. Maddesindeki kural ve ilkelere, insanlığın evrensel değerlerine, toplumumuzun geleneklerine, farklı kültürel, dini ve etnik duyarlılıklarına, ulusal bütünlüğümüze, bireysel hak ve özgürlüklere saygılı biçimde yayın yapmaları hedef alınacaktır. Medyada şiddet ve kötü alışkanlıkları yaygınlaştıracak görüntülerinin öncelikle iletişim kurumları arası özdenetim mekanizması ile önlenmesi amaçlanacaktır.
e) Yerel medya desteklenecek.
            Yerel demokrasinin güçlendirilmesinde önemli bir işlevi olan yerel görsel ve yazılı medyanın gelişmesi için gerekli önlemler alınacaktır. Yerel radyo, televizyon ve gazeteler ile internet yayıncılığı kuruluşların, mesleki etik ile yansız, bağımsız ve özgür habercilik kurallarına bağlı kalmaları eşliğinde, mali ve kurumsal yapılarının güçlendirilmesi önemle desteklenecektir. Yerel televizyonların uydulardan yararlanma ücretleri makul bir düzeye indirilecektir.
f) Basın İlan Kurumu adil olacak.
            Basın İlan Kurumu’nun adil ve hukuki olmayan ve bir nevi baskı unsuruna dönüţen taraflı uygulamaları engellenecektir. Medyada tekelleşmenin önlenmesi sağlanacak: Yazılı ve görsel medyada tekelleşmeyi önlemeye yönelik yasal ve kurumsal düzenlemeler, dünyadaki örnekleri de dikkate alınarak uygulamaya geçirilecektir. Gazete ve dergi dağıtımındaki yapılanmaların haksız rekabet ortamı yaratmaması gözetilecektir. Medya kurum ve hissadarlarının medya dışı işler alanında faaliyet gösterebilmesi sınırlandırılacaktır.
g) RTÜK meslek odalarına açılacak.
            Kamu iletişim kuruluşlarında, toplumdaki her kesimin ve görüţün en geniş boyutta yer alması sağlanacaktır. Bu anlayışla, RTÜK üyelerinin aday olma ve seçimi süreçleri medya meslek 69 odalarının, iletişim fakültelerinin etkin katılımına açılacak; RTÜK’ün konumu, internet yayınları alanını da kapsayacak şekilde güçlendirilirken, etkinliği ve tarafsızlığı sağlanacaktır. Basın etik kurallarının güçlendirilmesi desteklenecek: Basın Konseyi’nin ve bu alandaki diğer sivil toplum kurumlarının, demokratik değerler çerçevesinde etkinliklerinin artması, Basın Etik Kurallarının uygulanmasının güçlendirilmesi desteklenecektir.
h) İletişim sektörüne çerçeve yasa.
            Tüm iletişim sektörünün, yazılı ve görsel medya ile internet yayıncılığı ve diğer kitlesel yayıncılık dünyasının tek bir çerçeve yasayla düzenlenmesi hedef alınacaktır. i) Sarı basın kartlarına yeni düzen.
            Sarı Basın Kartlarının Başbakanlığa bağlı bir kuruluş yerine, Basın Konseyi, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti, İl Gazeteciler Cemiyetleri, Türkiye Gazeteciler Federasyonu ve toplu sözleşme yapma hakkına sahip sendika temsilcilerinden oluşan bir kurulca değerlendirilip hazırlanması için gerekli düzenlemeler yapılacaktır.
l) Yabancıların ulusal medya kuruluşlarını kontrol etmesi önlenecek.
            Yabancıların ulusal medya kuruluşlarını kontrol etmesi önlenecek: Yabancıların medya kuruluşlarındaki payı tek karar verici durumuna gelmelerini önleyecek şekilde sınırlandırılacaktır. ABD’de Amerikan vatandaşı olmayan iş adamının yazılı, görsel ve dijital medya sektörüne girmesi kanunen yasaktır. ABD Devleti yabancıların Amerikan halkını medya üzerinden etkilemesine izin vermemektedir.

 

III-7) Güneydoğu Politikası:

BİZİM PARTİ etnik farklılıklar üzerine politika oluşturamaz. Etnik kimliğini bireysel olarak vurgulamak isteyenlere saygı duyar ancak devletin vatandaşların etnik kökenini, dinini ve mezhebini görmeyen, bütün vatandaşlara eşit davranan bir yapıya sahip olmasını savunur. Kişisel kültürel haklara saygı, kişinin kimliğine saygıdır; insana, insan haklarına ve çoğulcu demokrasiye saygının gereğidir. Kişisel kültürel haklar hiçbir erk tarafından çiğnenemez.

Her şeyin başı eğitimdir” sloganıyla ve bu amaçla Bizim Parti   olarak okul sayısını ve eğitimin kalitesinin arttırmayı birinci hedef olarak planlıyoruz. Güneydoğu kökenli vatandaşlarımızın yoğun olarak yaşadıkları bölgelerdeki geri kalmışlığı, işsizliği, yoksulluğu, feodal düzeni eğitimle ortadan kaldıracağız.

Çiftçiye hak ettiği değeri verip topraksız köylü bırakmayacağız ve toprak reformu gerçekleştirerek yurttaşlarımızı toprak sahibi yapacağız. Topraklarımız  Devletin  değil  milletin  malı olacak.

Milli kaynaklarımızla  gerçekleştirdiğimiz en  büyük  ve  milli  projemiz olan GAP projesini süratle tamamlamak hedefimizdir. Terörle mücadele için sarf edilen kaynakların arttırılması bölgenin kalkınması için zorunludur.

Bölgenin güvenlik tedbirleri arttırılmalı, polis, jandarma ve kaçakçılık şubesi daha profesyonel çalışmalı ve uzman güvenlik personeli yetiştirilmeli ve sayısı arttırılmalıdır. Lojistik firmaları ile işbirliği arttırılarak kaçakçılığın önüne geçmeyi hedefleyeceğiz.

Bölgenin ticari ve ekonomik faaliyetler açısından cazip hale gelebilmesi, komşu ülkelerle sınır ticareti ve Serbest Bölge  politikaları dâhil, dinamik bir ticaret ortamı oluşturulması için bütün tedbirler alınacaktır. O bölgedeki vatandaşlarımızın etnik kimliklerini koruyarak toplumla bütünleştirmeyi hedeflemekteyiz. Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinin adeta kaderine dönüţen feodal yapı, yoksulluk, işsizlik, eşitsizlik, hukuksuzluk, keyfi güvenlik uygulamaları, can güvenliği yetersizliği, insan hakları ihlalleri ve zorunlu köy boşaltmaları gibi koşullar bölgede yaşamı son derece zorlaştırmakta; terörü yeşerten ve besleyen ortamı yaratmaktadır. Parti olarak bu ilkeler hususunda ağırlık verip bölgenin diğer bölgelere nazaran eksiklerini kısa vadede çözüp refah ortamı oluşturacağız.

Eğitimde kardeşlik duygusu ön plana çıkartılarak, ortak işbirliğini içeren projeler geliştirilecektir. Bu bölgelerde tren, hava ve yol ulaşımları iyileştirilmesiyle Devlet lojistik altyapı sorununu çözecek ve diğer Devlet teşvikleri ile organize küçük ve orta ölçekli sanayi fabrikaları kurularak buralarda gençlerin çalışmaları sağlanacaktır.

 

III-8) Dış Politika ve Türkiye’nin Hedefleri:

Devleti yönetirken siyasi, ekonomik, sosyal, kültürel, bilimsel saldırı ve dayatmalara karşı ülkenin milli onurunu ve itibarını korumak için her an hazır olmak zorundayız. Ama Ulu Önder Atatürk’ün de benimsediği ideolojiyle “YURTTA SULH, CİHANDA SULH‘’ mantığıyla hareket edip ülkemiz için doğru kararları, doğru zamanda vermeliyiz. Komşu ülkelerle turizm, kültürel, ekonomik, eğitim faaliyetlerimizi artırmayı hedefledik. Türkiye’nin uzun vadede “milli menfaatleri” daima cesaretle korunacaktır. Ama asıl politikamız dünya ülkeleriyle barış içerisinde yaşamaktır. Ülkemiz adına çalışan konsoloslukların ve yurt dışındaki sivil toplum örgütlerinin faaliyetlerini artırmayı hedeflemekteyiz. Yurt dışında yerleşik olarak yaşamlarını sürdürmekte olan milyonlarca insanımızın gereksinimlerinin karşılanması ve sorunlarının çözülmesi, dış politikamızın öncelikli konuları arasında yer almaktadır. Avrupa toplumlarında artan yabancı düţmanlığı, ırkçılık ve İslamofobi, siyasi karar mercilerini de etkilemekte; göç, entegrasyon, hatta asimilasyon amacı güden yaklaşımlarla yabancılar ile ilgili yasalara ve vatandaşlık yasalarına daha sert ve kısıtlayıcı hükümler getirilmesine yol açmaktadır. Göç hareketlerinin yasalara ve uluslararası anlaşmalara uygun biçimde gerçekleşmesi esastır. Yasa dışı göç hareketlerinin engellenmesi için gerekli önlemler alınacaktır. Yurtdışındaki yurttaş ve soydaşlarımızın hak ve hukukları korunacaktır.

Öncelikle, son on yılda hemen hemen bütün komşu ülkelerle bozulan ilişkilerimizin üzerine gidilerek sorunlar çözülecek ve ülkemizin itibarı ve gücü tekrar yerine oturtulacaktır. Türkiye Cumhuriyeti bir merkez ülke haline getirilecektir. Biz komşularımızla sıfır sorun demiyoruz ama sorunsuz ilişkileri uluslararası ilişkilerin hedefi olarak görüyoruz.

 

III-9) Avrupa Birliği Politikaları:

Mustafa Kemal ATATÜRK’ün Türkiye Cumhuriyeti ilkelerinden, Halkçılık ve Milliyetçilik ülkülerinin ışığında Avrupa Birliği politikalarımız aşağıdaki maddelerde belirtildiği gibi olacaktır;

  1. Gümrük Birliği Protokolünün, taraflarca tekrar gözden geçirilmesinin sağlanması ve ülkemiz menfaatleri doğrultusunda gerekirse bu konuda radikal kararları uygulamak,
  2. İmtiyazlı ortak söylemini sadece kabul etmemek değil, hatta hakaret sayarak, Eşit Ortak Statüsü ile ilgili çalışmalara ağırlık vermek,
  3. Avrupa Birliği Bakanlığına, kuracağımız hükümetin tüm icraatlarını koordine ve denetleme işini yüklenmesi şeklinde bir görev tanımı getirilmesini sağlamak ve böylece ilerleme raporlarını Avrupa Birliğinden bekleyeceğimize onların yönlendirmelerinin de ötesine geçerek ülkemizi çok daha çağdaş hale getirmek. Burada verilecek mesaj, “sizin beni yönlendirmenize ihtiyacım yok, ben zaten Avrupalıyım”dı
  4. Görevlendireceğimiz uzman hukukçularımızla, AB üyesi ülkelerde hukuki konularda denetimler yapmak ve Avrupa’da yaţayan kendi yurttaţlarımızın haklarını da savunmak,
  5. Silivri Cezaevini, Avrupa İnsan Hakları Üniversitesi’ne dönüştürüp, dünyanın dört bir yanından ihtisas konularında en yetkin öğretim görevlilerinin dersler verip bilimsel araştırmalar yaptığı bir merkez haline getirmek,
  6. AB üyesi komţumuz Yunanistan’ın 2002 yılından bu yana, adım adım işgal ettiği ve uluslararası anlaşmalar gereği bazılarının Kardak ve çevresindeki kayalıklar olarak tanımlandığı, bazılarının da Türkiye Cumhuriyeti toprakları olan adaları işgaline son vermek için; öncelikle diplomasi ama gerekirse de diğer yollarla eski statülerine kavuţturmak,
  7. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetini öncelikle, dost ve kardeş Azerbeycan, Pakistan ve Bangaledeţ gibi ülkelerin tanımasını sağlamak, sonra da Orta Asya ülkelerinin tanıması için gereken çalışmaları yapmak,
  8. Mustafa Kemal ATATÜRK’ün iţaret ettiği Türkiye Cumhuriyeti Devletinin altı prensibini, AB ile ilişkilerimizde rehber edinmek,

İşte tüm bunları gerçekleştirebilmemiz için, BİZİM PARTİ; önce evimizin içini ve sonra da kapımızın önünü temizleyecektir.

 

III-10) Nüfus Deplasmanlarının Düzenlenmesi:

Türkiye’nin en büyük sorunlarından biri batıdaki nüfus fazlalığıdır. Bunun en önemli sebebi endüstriyel kuruluşların, eğitim fırsatlarının, sağlık reformlarının batıda toplanmasıdır. Bu sebeple doğudan batıya göç gittikçe artmaktadır. Bu da çarpık kentleşmeyi ve kalitesizleşen yaşam alanlarını arttırmaktadır. Doğuya yatırım yapılmalı yeni fırsatlar üretilmeli, dengeli nüfus sağlanmalıdır. Bölgeler arasındaki gelişmişlik farkı azaltılacaktır. Bu hususta Doğu Anadolu Bölgesine yatırım yapabilmek için teşviklerde gerekecektir. Parti olarak önceliği alt yapı eksiklikleri olan illere, ilçelere ve köylere vereceğiz. Ondan sonra gerekli sermaye ile gerekli yatırımlarla bölgede geri kalmışlığın, eksikliklerin giderilmesi için çalışacağız.

 

III-11) Mülki İdareler:

Ülke işlerinin yürütülmesi, kamuya ilişkin hizmetlerin bütünü olarak ifade edilir. Mülki İdare Amirliği, ise 657 sayılı Devlet Memurları Kanunundaki Mülki İdare sınıfına mensup olarak, kamu  hizmetinde bulunan kişilerin yaptığı görevi tanımlar.

Mülkü idarelerin; hizmetlerinin ihtiyaçları doğrultusunda düzenlenmiş kendine has kanunları vardır. Dengeli ve objektif kurallara bağlı ihtisaslaşmayı sağlamak, işlemlerinin ne şekilde ve nasıl yapılacağına dair esasları tespit etmek ve yürütmek amacıyla düzenlenmiş olan bu kanunların uygulanmasını sağlamak gerekir.

Ülkemiz adına güvenliği, refahı ve mülki idareye bağlı kurum ve kuruluşların kanunlara uygun daha etkili çalışmasını sağlayabilmek amacıyla, il merkezinde ve ilçelerde komisyonlar kurulacaktır. Bu komisyonların düzenli toplanmaları sağlanacak, toplantılara katılımların ve işin düzenli yürütülmesi için gerekli tedbirler alınacaktır.

Mülki idare amirlerinin alacakları keyfi kararlarının önüne geçilecek. Mülki idarelerde hukuk devleti anlayışı yeninden tesis edilecektir.

 

III-12) Yerel Yönetimler:

Yerel yönetimler çok güçlendirilecek, devletin topladığı verginin bir kısmı o bölgede kalacak ve yerel kalkınmada kullanılacaktır. Bu vergilerin harcanmasında Devlet kontrol görevini yapacaktır. Yerel yönetimler sivil toplum kuruluşları ile birlikte çalışmalı, karar alma süreçlerinde ve faaliyetlerde daima sivil toplum kuruluşları ile birlikte hareket etmelidirler.

 

III-13) Kamu Yönetimi:

Kamu, bir ülkedeki halkın bütünü; kamu yönetimi bu bütünün sevk ve idaresi anlamına gelmektedir Kamu yönetimi devletin  örgütsel yapısını ifade eder. Kamu yönetiminin işlevi ise kamu politikaları belirlemek ve uygulamaktır. Bu yüzden ne kamu halksız, ne de halk kamusuz düţünülemez.BİZİM PARTİ “İnsana ve topluma hizmeti” temel almıştır.

Kamu Yönetimi; bir disiplin içinde faaliyet gösterir. Kamusal sorunların çözümünü sağlar. Kamu yöneticilerinin görevleri arasında kamu politikalarının oluşturulması, uygulanması, planlanması, örgütlenmesi, yönlendirilmesi, koordinasyonun sağlanması, denetlenmesi, sevk ve idare gibi işlem ve faaliyetlerin yapılması vardır. Bu görevler bir bütün halindedir. Birbiriyle bağlantılıdır. BİZİM PARTİ kamu yönetiminin her bir kademesinde titiz, ahlaklı, dürüst ve saygılı bir şekilde çalışmayı görev edinmiştir. Partimiz kamu bürokrasisi ile halk arasındaki ilişkiyi; kamu yararı gözetilecek şekilde ayarlayacaktır.BİZİM PARTİ kamu yönetiminde şeffaflığı esas alacaktır.

Kamu İdaresi ile yurttaş ilişkilerinde karşılaşılan bir bölüm basit uyuşmazlıkların, idari yargı alanına girmeyen konularda hızlı ve adil bir biçimde çözümü amacıyla “Kamu Denetçiliği Kurumu” kurulacaktır. Kamu denetçilerinin bu iş için en yetenekli, deneyimli ve tarafsız kimseler arasından seçilmesi için gerekli kurallar saptanacaktır.

 

III-14) Senato:

Dünya tarihindeki ilk senato  Roma İmparatorluğu’nda M.Ö. 8. yüzyılda kurulmuştur ama Türkiye’de hala bir Senato yoktur. 1980 ihtilalinin Türkiye’ye verdiği en büyük zararlardan bir tanesi de Senato’yu kaldırmak olmuştur. Bir ülkede Senato yoksa o ülkede demokrasi tam çalışmıyor demektir. Senato ve Anayasa Mahkemesi demokrasinin sigortasıdır. Senato’su olmayan bir Türkiye’de demokrasi ”kör ve sağır” işliyor demektir ki, bizler Bizim Parti kurucuları olarak bunları asla kabul edemeyiz. Türk milleti böyle kör ve sağır bir demokrasiye asla lâyik değildir. Demokrasi kendin gibi düţünmeyen insanlara rağmen yapmak değil, onların rızasını alıp yapabilme sanatıdır. Bunu yapabilen kişilere lider, tersini yapanlara diktatör denir.

Bizim Parti’nin iktidara geldiğinde ilk görevi; Anayasa değişikliğine veya referanduma giderek parlamentonun yeniden yapılandırılması ve iki meclisli bir parlamento kurulmasıdır. TBMM’nde Milletvekilleri Temsilciler Meclisi ve Senatörler ise Senato üyesi olarak görev yapacaklardır.

Buna paralel olarak Milletvekili  sayısı  450’ye ve Senatör sayısı ise seçimle gelen 150 kişi olacaktır.

 

III-15) Seçim Sistemi:

TBMM üyelerinin seçimi için Türkiye nüfusa göre 450 bölgeye ayrılmalı ve her bölgeden bir milletvekili iki dereceli seçim ile seçilmelidir. TBMM ve Senato üyelerinin seçimleri halk tarafından partiye oy vermeye göre değil, tercihli oy verme prensibine göre yapılacaktır.

Senato üyelerinin seçimi için Türkiye nüfusa göre 150 bölgeye ayrılmalı ve her bölgeden bir senatör iki dereceli seçim ile üniversite mezunları arasından seçilmelidir. TBMM, Temsilciler Meclisi’nden gelen kanun taslakları Senatonun % 60’ının olumlu oyu ile kabul edilmelidir. Kabul edilmeyen kanun tasarıları yeniden başlatılmak üzere TBMM’ye geri gönderilecektir. Bu önerilen sistem ABD’deki sistemin aynısıdır.

Seçim listelerinin hazırlanmasında eskiden olduğu gibi listeler mahalle muhtarları tarafından hazırlanmalıdır. Oy sayımında bilgisayar kullanmak kaçınılmazdır, ancak uluslararası standartlarda sistemin denetimi sağlanacaktır.  Sayılan oy torbalarının; sandık kurulları tarafından İlçe Seçim Kurulu’na götürülmesine son verilmelidir. Bizzat hâkim ve savcıların İlçe Seçim Kurullarında görevlendirilerek, sandıkların bulunduğu okullara gönderilmeli, oy torbaları ve tutanakların sandık başındaki yetkililerden, imza karşılığında, YERİNDE teslim alınmaları sağlanmalıdır. Eğer bir itiraz varsa, bu yerinde çözülerek kesin sonuçlar yerinde alınmalıdır. Sandık kurulları; hâkim veya savcıların oy kullanılan okullara gelmesini beklemeli oy torbalarını imza karşılığında teslim etmeden sandığı terk etmemelidirler, ederlerse 36 ay para cezasına dönüţtürülemez şekilde hapis cezası ile cezalandırılmalılardır. Ömür buyu kamu hizmetlerinden yararlanmaları sınırlanmalı ve ömür boyu oy kullanamamalıdırlar.

Okullarda oy teslim işlemi sırasında ELEKTRİK KESİLMESİ kabul edilemez; elektrik kesilirse o okul bölgesinde seçim 2 hafta sonra tekrar edilir. Her parti her sandık için bir görevli gönderebilir, fazla gönderemez, eğer gönderirse sandık başkanı polis çağırarak olaya müdahale etme ve binadan dışarıya çıkartma yetkisine sahiptir.

Eğer polis görevini yapmazsa; açığa alınması için savcılığa dilekçe verilmeli ve savcının da kanunları uygulaması sağlanmalıdır. Eğer savcı da görevini yapmıyorsa, bu sefer Yüksek Hâkim ve Savcılar Kurulu ilgili savcıyı derhal görevden uzaklaştırmalıdır. Seçim günü sandık kurullarında görevli olanların yiyecek ve içecek ihtiyaçları Yüksek Seçim Kurulu (YSK) tarafından karşılanmalıdır. YSK yerel şirketlerle anlaşarak sandık başındakilere her türlü lojistik desteği vermek zorundadır.

Yerel seçimlerde birden fazla seçim yapılması (muhtarlık, belediye, belediye meclisi üyeliği vs) halinde tek bir seçmen zarfı kullanılması önerilmelidir.

 

III-16) Siyasi Partiler Sistemi:

Milletvekillerinin fiziksel dokunulmazlığı korunmalı, yolsuzluk, rüţvet, iltimas gibi 3. şahısları mağdur edecek hususların kapsamı ve adi suçlar dokunulmazlık kapsamı dışında tutulmalı, sadece TBMM’nde kürsü dokunulmazlığı korunmalıdır.

Demokrasinin özümlenebilmesi için, siyasi partilerin güçlendirilmesi gerekir. Ayrıca parti içindeki demokrasinin de çok güçlenmesi temin edilmelidir.

 

III-17) Milli Savunma Politikalarımız:

Milli Savunma bir ülkenin bağımsızlığının ve varlığını sürdürebilmesinin en önemli koşuludur. Ülkenin sınır güvenliği, ülke silahlı kuvvetlerinin yapısı ve savunma teknolojilerinde geri kalma asla ihmal kabul etmez. Bu nedenle Milli Savunma politikalarımız yerinde ve iyi araştırılmış projeler ile desteklenmelidir.

  1. Türk Silahlı Kuvvetleri envanterinde bulunan silah ve teçhizat mevcudu kesinlikle mümkün olduğunca yerli yapım olmalıdır. Bunun gerçekleşmesi için yerli üreticilerin yatırımları teşviklerle ve satın alma garantileri ile yatırımları desteklenmelidir.
  2. TSK bünyesindeki silah sistemleri ve diğer kullanıcı sistemlerini kullanan personele gerekli eğitim T.C. vatandaşı özel güvenlik sertifikalı eğiticiler tarafından verilmelidir.
  3. AR-GE çalışmaları süreklilik arz etmeli, bütün üniversiteler araştırma projeleri ile desteklenmeli, dünyadaki son teknolojilere dönük araştırmalar yapılmalıdır.
  4. TSK’nın en önemli vurucu gücü olan savaşçı personel yetiştirmek için Türkiye coğrafi yapısı, Türk halkı yetişme tarzlarını dikkate alınarak Tek Er Eğitiminden rütbeli personel (Lider Personel) eğitimine kadar hepsi halkımızın yapısına uygun halde düzenlenmelidir.
  5. TSK’deki rütbeli personelin uzmanlaşması kesinlikle sağlanacak, üniversitelerde Yüksek Lisans ve Doktora yapmak isteyenler teşvik edilecektir. Bir kişi her işi yapar mantığından vazgeçilmeli ve yerine Uzman Lider Personel – tıpkı batı ordularında olduğu gibi – yetiştirilmesine önem verilmelidir.
  6. Rütbeli personel terfi sistemi yeniden yapılandırılmalı, bazı kesimi üstün yetkilerle ödüllendirilirken, sorumluluğu çok fakat yetkisi sınırlı olan personeli küstürülerek mesleğindeki tecrübesi yüksek seviyede olduğu bir zamanda emekli olması nedeniyle kurum yapısında yerini dolduracak personelin tecrübesizliği birçok konularda ve yapıda sıkıntılara sebep olmaktadır.
  7. 926 sayılı Askeri Personel Kanunu, İç Hizmet Kanunu yeni baştan hazırlanarak ve günün şartlarına uygun hale getirilecektir.
  8. Askeri personelin faydalandığı Lojman ve Sosyal Tesislerdeki Bizim Parti’

siz dağıtım, hizmet anlayışı ve yönetmelikler sil baştan yenilenecek, görevdeki personel mevcudu göz önüne alınarak yeniden düzenlenecektir.

  1. Şehit ve Gaziler Kanunu yeniden ele alınmalı, askerlik hizmeti esnasında şehit olan personel varislerinin hakları yeniden yeniden düzenlenmelidir. Vatan savunması hizmeti esnasında Gazi olan vatandaşların ve Askeri personelin özlük hakları da yeniden düzenlenerek iyileştirilmelidir.
  2. TSK emekli personelleri arasındaki maaş uçurumu dengelenmeli, TSK’dan emekli olan bir kişinin meslek yaşamı boyunca görev riski ve sivil yaşama uyum zorluğu göz önüne alındığında emekli olduktan sonraki yaşamındaki özlük hakları yeniden düzenlenmelidir.

Askerlerin klasik terfi sistemi değişmek zorundadır. Mevcut sistemde üst rütbe daima alt rütbeye terfi notu vermekte ve subaylar bu terfi notlarına göre terfi etmektedirler. Yüksek Askeri Şura Terfi Sisteminde alt rütbe de üst rütbeye not vermeli ve bu şekilde “otokontrol” gerçekleşmelidir. YAŞ toplantılarda üst rütbelerin verdiği terfi notun % 75’i ile alt rütbenin verdiği “Komutan Değerlendirme Anket Sonuçları” notun % 25’i toplanarak toplam terfi notu hesaplanmalı ve bu nota göre terfiler yapılmalıdır. Yeni emekli olmuş komutanlardan terfi konusunda YAŞ’tan bağımsız “Yüksek İstişare Kurulu” oluşturulmalı, terfilerde daha objektif, ön yargısız ve daha “adil bir terfi sistemi”, yani “otokontrol”, gerçekleşmelidir.

Hiçbir asker ve askeri personel kapsamındaki siviller, adi suçların (hırsızlık, adam öldürme, tehdit, tecavüz, vs) dışında sivil mahkemelerde yargılanamamalıdır. Geçmişte sivil mahkemelerin askerler hakkında verdikleri adi suçlar hariç bütün kararlar hükümsüz olmalıdır. Topluma hizmet etmiş, vatana gönül vermiş siyasi suçtan ceza alan askerler sadece askeri cezaevlerinde hükümlerini çekmelidirler. Ceza almadan bir yıldan fazla hapis yatan silahlı kuvvetlerden uzaklaştırılmamalı ve beraat eden bütün subaylar orduya kadro ve yaş sınırı olmaksınız geri dönmelidir. Sivil ve askeri bütün casusluk davalarında TEK YETKİ Askeri Mahkemelerde olmalıdır.

 

III-18) TBMM Nasıl Çalışmalıdır:

Çıkartacağımız kanunla TBMM’nde kavgayı sonlandıracağız. Yerinden kalkarak kürsüye yürüyen milletvekilinin milletvekilliği otomatik olarak Anayasa Mahkemesi tarafından düţürülecek, onun yerine aynı partiden ve aynı şehirden, bağımsız ise aynı şehirde sırada bekleyen, en çok oy alan milletvekili adayı düţürülenin yerine milletvekili olacaktır. Böylece TBMM’nde kavgalar da bitirilecektir. Her milletvekilin ve bakanların kürsüde kalma süresi eşit olacaktır.

Anayasa Mahkemesi kararları geriye çalışır ve bireylerin tazminat isteme hakkı vardır. Ayrıca, eğer Cumhurbaşkanı 2. defa imzaya gelen kanun tasarısının Anayasaya aykırı olduğunu düţünürse imzalayarak anayasa mahkemesine gönderdiğinde kanunun uygulanması mahkemenin gerekçeli kararı açıklanıncaya kadar bekletilmelidir. TRT’nin Meclis TV kanalı kapalı olamaz, gerekirse personel sayısı arttırılıp aktif çalıştırılmalıdır. TBMM çalışmaları gizli oturumlar hariç halktan gizlenemez.

 

 

 

 

IV- SOSYAL  PROGRAM

IV-1) Sosyal Devlet:

Devlet yönetiminde açıklık / şeffaflık sağlanmalıdır. Vatandaşların devlet yönetimi hakkında bilgi edinme ve bilgiye ulaşabilme haklarının anayasal ve yasal normlarla güvence altına alınması gereklidir. Devletin başta gelen varlık sebeplerinden biri, bireylerin haklarının ve özgürlüklerinin korunmasıdır. İnsan hak ve özgürlükleri kutsaldır. Dünya yoksul ülkeler sıralamasında 44. sıradayız ve biz parti olarak bu zinciri kırmak istiyoruz. İmkânsızlıktan okula gidemeyen ve sağlık hizmetlerinden yararlanamadığı için ölen vatandaşlarımızı en aza indirmek için çalışacağız. Halk, işçi, memur, esnaf, öğrenci, emeklilerin durumu gittikçe kötüye gitmekte halkın gelir düzeyi düţmektedir. Halk eli kolu bağlı durumda kendisine dayatılan şartları kabul etmektedir. Biz parti olarak emeklilerin durumunu iyileştirmek, çok daha iyi seviyelere çıkartmak için çalışacağız.

Üniter Devlet temelinde katılımcı ve vatandaşını gözeten koruyan yönetimdir. Pasaportlarımıza sorumluluklarımızı değil kanuni haklarımızı yazacağız. Partimiz gelir düzeyi düţük, evsiz, yurtsuz, yaşlı, engelli vatandaşlarımıza pozitif ayrımcılık yapmayı hedeflemektedir. BİZİM PARTİ sosyal yardım kurumları aracılığıyla ihtiyacı olan vatandaşların ekonomik sorunlarını çözmeyi amaçlamaktadır.

Demokratik örgütlenme bir vatandaşlık hakkıdır. Katılımcı ve toplumsal duyarlılığı yüksek olan toplumların temelinde; yaygın ve güçlü örgütlü sivil toplum kuruluşları vardır. Sivil toplum örgütlerinin toplum yaşamına etkili katılımı sağlanmalıdır.

BİZİM PARTİ  liberal ve demokrattır. Partimiz halk için sonsuza kadar hizmet etmeyi siyasal meşrutiyetin temelinin halkın iradesi olduğunu kabul etmektir. Bazı sınıf ve zümrelerin ekonomik ve siyasal imtiyazlarının kaldırılması zaruridir. Görevimiz sahipsizlerin sahibi olmaktır, çözümleri halk için, halkla beraber bulmaktır.

 

IV-2) Çalışma ve Sosyal Güvenlik Politikaları:

En iyi sosyal politika insanlara iş vermek ve onları meslek sahibi yapmaktır. Bu da kararlı bir reformla gerçekleştirilecektir.

Türkiye’de ekonomik durum özeti,”istihdamsız büyüme” ve “Adaletsiz bölüţüm” dür. Kemer sıkmanın sonu gelmediği için halk, her geçen gün daha da yoksullaşmaktadır.

Küresel sermaye “az zahmet, yüksek kar” demektir. Neden market zincirlerine sahip çıkıyorlar? Ortalama karları çok yüksektir. Öz kaynaklarımızı emerek yurt dışına aktarmakta, riske girmeden uzun vadeli alıp peşin satmakta, tüm kredi kartlarından komisyon almaktadırlar. Bu çarpık düzen halkımızın lehine çevrilecektir.

  1. Esnaf ve sanatkâr borçlarına teslim olmuş durumdadır. Güç kazanmaları için faizsiz kredi, vergi indirimi, elektrik ve su giderleri dâhil ne gerekiyorsa, güç kazanmaları için tüm mali destekler sağlanacaktır.
  2. Devlet yöresel fabrikalar kurulacak, araziyi hibe edecek, gerekli finansmanı ve güvenliği sağlanaca, istihdamı yöreden sağlanacaktır.
  3. Bölgesel kalkınma, ekonomi politikalarımızın başında yer almaktadır. Şehirlerde yeni rekabet ortamı yaratılacak, yerli geleneksel esnaf rekabete karşı güçlendirilecektir.
  4. Verilecek olan destekler ve büyüme politikalarıyla, işsizliğe karşı farklı bir mücadele açılacak, maaşların brüt giderleri indirilecek, çalışma saatleri gevşetilecek, kayıtsız çalışmaya karşı mücadele edilecektir.

Sosyal güvenlik sistemine, bu ülke için çalışan ve üretimde bulunanlarca ödenmiş her kuruş primin karşılığı kendilerine geri döndürülecektir. Sosyal Güvenlik Kurumu mülkleri ve fonlarının haksız olarak uluslararası sermayeye devrini sağlayan uygulamalar gözden geçirilecek ve halkın emeğinin karşılığını alarak yoksulluk, açlık sınırında yaşaması önlenecektir.

Yıllardır açlığa, yoksulluğa, mahkûm edilen aziz halkımız sömürülmüţ, gururu ayaklar altına alınmış, haksızlığa uğramış, insan yerine konulmamıştır.

İşçi ve memur kesimindeki ücret artışları, çalışanları enflasyona ezdirmeyecek, onların refah artışından hakça pay almalarını sağlayacak bir düzeyde olması sağlanacak, yatırımı ve istihdamı caydıracak, kayıt dışı ekonomiyi körükleyecek ölçüde olmamasına da dikkat edilecektir.

Uluslararası Çalışma Örgütü, çalışan çocuklarla ilgili çeşitli sözleşmeler kabul etmiştir. Bunlardan bazıları ülkemiz tarafından da kabul edilmiş ve onaylanmıştır. Ülkemiz tarafından kabul edilen sözleşme maddeler harfiyen uygulanacak, Çalışan çocuklar sorunu ile ilgili olarak her 23 Nisan’ın içinde bulunduğu hafta Ankara’da Çocuk Hakları Kongresi yapılacaktır.

Çalışmak her insanın vazgeçilmez hakkıdır. Devlet vatandaşına iş sahası ve çalışabileceği ortamı sağlamak zorundadır. Sağlıklı, dengeli ve gerçekçi büyümeyi sağlayacak, serbest rekabet ortamında yatırımı, üretimi, verimliliği, çalışanların refahını ve güvenliğini sağlayacak çalışma ortamını ve barışını tesis etmek en önemli hedefimiz olacaktır.

Son 15 yıldır ülkemizde çalışma şartları giderek kötüleşmekte, adeta köle zihniyeti ile çalışanlar ezilmektedir. Öyle ki; yaklaşık 12 milyon çalışandan ancak 1,8 milyon çalışan sendikal haklara sahiptir. Çalışma şartları ve süreleri tamamen çalışanlar aleyhinde olup, itiraz durumunda şikayetçi olan çalışanlar, işsizlerle yer değiştirmel tehditi ile korkutulmaktadırlar.

Bizim Parti  iktidarında tüm bu sorunların üzerine gidilecek, hortumlar kesilecek, şeffaf ve adaletli bir yönetim ile aşağıdaki düzenlemeler yapılacaktır;

  1. Çalışmak ve düzenli bir gelire sahip olmak her vatandaşımızın vazgeçilmez, devredilemez hakkı olacaktır,
  2. Devlette ve Özel Sektördeki Sözleşmeli çalışanların mağduriyeti giderilecektir,
  3. Tüm çalışanların kendi tercihleri doğrultusunda bir sendika bünyesinde örgütlenme hakları olacaktır. Sendikaların üzerindeki baskılar kaldırılacak ve bağımsız organlar haline dönüţtürülmesi sağlanacaktır,
  4. Çalışma sürelerinin ILO (Uluslararası Çalışma Örgütü) standartlarına çekilmesi ve çalışanın köle gibi görülmesi mantığı terkedilecek ve özellikle Özel Sektördeki uygulamalar sıkı bir şekilde takip edilecektir,
  5. Toplu sözleşme hakkı her çalışan için geçerli olacak, Devlet karar mekanizmasına müdahil olmayacak, İşçi ve İşveren temsilcilerinin birlikte kurdukları komisyonlar karar için belirleyici olacak, anlaşmazlık halinde Uzmanlardan oluşan ve bağımsız organ niteliğindeki hakemler kurulu soruna çözüm getirecektir,
  6. Mevcut İş Kanunu çalışanları koruyamamakta, birçok çalışma alanında uygulanamamaktadır. Yeni ve uygulanabilir bir İş Kanunu çıkartılacaktır,
  7. Grev kırıcılığının önü kapanacak, grev kararları Ülkemizin Ekonomik dengelerini bozmadan Sendikalar tarafından alınabilecek, hak arama yolu açılacaktır,
  8. Çalışma Barışının tesis edilebilmesi amacıyla işçi ve işveren sendikalarının oluşturacakları ortak bir komisyon kurulması ve bu komisyonun ÇALIŞMA BARIŞI adı altında bir projeyi hayata geçirmesi sağlanacaktır,
  9. Çalışan kesimin üzerindeki % 40’lara varan vergi yükü hafifletilecektir,
  10. Asgari ücretliden vergi ve diğer kesintiler kaldırılacak ve asgari ücret net olarak ödenecektir,
  11. Kayıt dışı istihdam önlenecek, kaçak işçi çalıştıranların yarattığı haksız rekabet ortadan kaldırılacaktır,
  12. KOBİ’lerin gelişmesi desteklenecek ve bu doğrultuda politikalar üretilecektir,
  13. Kadınlarımızın çalışma hayatına aktif olarak katılımı desteklenecek, teşvik edilecek, kadınlarımıza yönelik her türlü ayırımcılığın, şiddetin, cinsel ve ekonomik istismarın önlenmesi, sığınmaya muhtaç durumdaki kadınların öncelikli olarak istihdam edilmesi ve korunması sağlanacaktır,
  14. Tarım ve Orman köyü işçilerinin çalışma süreleri ve Sosyal hakları yeni bir kanunla iyileştirilecektir,
  15. Mevsimsel, geçici işçilerin sürekli çalışabilecekleri bir formül tesis edilecektir,
  16. Taşeron işçi istismarına son verilecektir,
  17. Özürlü ve eski hükümlüler için iş güvencesi yasası uygulanacaktır,
  18. Atanamayan öğretmenlerimizin önündeki engeller kaldırılacaktır,
  19. İstihdam ve gelir güvencesi her vatandaşımız için haktır. Bu nedenle İşsizliğin önüne geçmek, İşsizlerimize iş imkânı ve olanakları, çalışamadıkları dönemlerde ise her türlü Sosyal Güvence altında olmaları sağlanacaktır,
  20. İş Güvenliği ve Yapı Denetim gibi unsurlar yeteri kadar uygulanmamakla birlikte adeta belli meslek guruplarına avantaj sağlamak üzere kurulmuş mekanizmalar gibi işlev görmektedirler. Bu denetim unsurları iktidarımız döneminde hayata geçirilecektir,
  21. İş yerlerinin tehlikeli ve tehlikeli olmayan iş kollarına ayrıştırılarak iş güvenliği tesis edilmesi noktasında önlemlerin alınması zorunlu hale getirilecek, özellikle yer altı çalışan madencilerimiz için başta yaşam odaları olmak üzere her türlü tedbirlerin alınması yasal düzenlemelerle desteklenecektir,
  • İşsiz ve vasıfsız kişiler için ilgi ve yeteneklerine göre uygun meslek edindirme Eğitim ve Danışmanlık hizmetleri desteklenecektir,
  • İLO Standartları, çalışma hayatı ve haklar ilköğretimden itibaren ders olarak görülecektir,
  • İş sağlığı konusunda özel ihtisaslaşmış sağlık kurumları ve birimleri oluşturulacaktır,
  • İş güvencesi tüm çalışanların vazgeçilmez hakkıdır. Mevcut Sosyal Güvenlik Sistemimiz son 13 yılda deneme tahtasına dönmüţ olup çifte standart uygulaması ile elle tutulur tarafı kalmamıştır. Sosyal Güvenlik Kurumunu öncelikle çalışanların güvenebileceği bir kurum haline getirilecektir,
  • Emeklilere insanca yaşam imkânları sunmak bu devletin asli görevidir. Türk emeklilerinin de gelişmiş ülkelerdeki emekliler gibi, ikinci baharlarını yaşayabilecek düzenlemeleri hayata geçirmek, gelir artışı için gereken düzenlemeleri yapmak, korumak, bakıma muhtaç olanlar için Bakım evleri inşa etmek üzere çalışmalar yapılacaktır,
  • Emekli kıdem tazminatları Emeklilerimizin hakkıdır. Dokunulamaz. Bu konuda mevcut iktidarın kıdem tazminatlarına göz dikmesine asla müsaade edilmeyecek, iktidarımız döneminde yasal düzenlemeler ile bu hakkın dokunulmasına izin verilmeyecek, garanti altına alınması sağlanacaktır,

 

IV-3) Milli Eğitim Politikalarımız:

 

Eğitim en temel insan haklarındandırBİZİM PARTİ “fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür” bir nesil yetiştirmeyi hedeflemiştir. Öğrenim ve öğretim sürecini siyasi etkilerden arındırıp, bir Devlet politikasına dönüţtüreceğiz. Eğitimde fırsat eşitliği sağlanacak. Çağdaş Eğitim gerçekleştirilecek. Cezalandırıcı değil, ödüllendirici olan eğitim sistemini benimseyeceğiz. Bilgiyi özümsemiş, araştırıcı, biat eden değil, sorgulayan, katılımcı, paylaşımcı, yeniliklere açık gençler yetiştireceğiz. Geleceği kurgulayabilecek, geçmişini bilen, doğaya saygılı, toplumsal sorunlara duyarlı ve bilinçli gençler yetiştireceğiz. Geleceği kurgulayabilecek, geçmişini bilen, doğaya saygılı, toplumsal sorunlara duyarlı ve bilinçli gençler yetiştireceğiz.

Devlet destekli eğitimin zamanla paralı eğitime dönüţüyor olması ülkemiz için büyük bir sorun teşkil etmektedir. Paralı eğitim aile bütçelerini ciddi şekilde maddi sıkıntıya sokmaktadır. Çocuklarımızın, gençlerimizin gelişmiş ülke gençleriyle benzer kalite eğitim alabilmesi için Devlet desteğine ihtiyaç vardır. Her TC vatandaşının ÜCRETSİZ eğitim alması en temel hakkıdır. DEVLETİN BİRİNCİ GÖREVİ VATANDAŞINA KALİTELİ ve ÇAĞDAŞ EĞİTİM VERMEKTİR. BEDAVA DİPLOMA DAĞITMAK DEĞİLDİR. Ücretsiz kaliteli eğitim planlaması mutlaka yapılacak ve eğitimin tüm vatandaşlarımıza ulaşması sağlanacaktır.

Eğitim Bakanlığı tarafından maddi sıkıntısı olan gençlere lise son sınıfa kadar eğitim bursu verilecek ve onların yurt gereksinimini karşılanacaktır. Bu şekilde çocuklarımız ve gençlerimiz denetimsiz, yasal olmayan vakıfların, siyasi partilerin, terör örgütlerinin, radikal dinci örgütlerin cinsel istismarcıların elinde oyuncak olmaktan kurtarılacaktır.

Milli Eğitim Bakanlığı çocuklara sekizinci sınıfa kadar kendi mahalle ve köylerinde eğitim verecek ve çocukların aileden koparılmamasına özen gösterecektir. Bilim derslerinde ve din derslerinde ana dilde eğitime dönülecektir. Son beş yıldır imam hatip okullarına dönüţtürülmüţ karma eğitim veren parasız Devlet orta ve lise okullarının tekrar eski konumuna kavuşturulması gereklidir. Bu durumdaki okullara tekrar eski statüleri kazandırılacaktır ve bu okullar tekrar yeniden bilim ağırlıklı eğitim programlarına kavuşturulacaktır. Din eğitimi, vakıfların kontrolünden geri alınarak Milli Eğitim Bakanlığının kontrolüne verilecektir. Din Eğitimi derslerinin içinde ahlak ve görgü derslerinin de verilmesi zorunlu olacaktır. Çocuk hikâye kitaplarının, romanlarının içindeki Türk toplum değerlerine törelerine, ahlakına aykırı olan, kadınları, çocukları, hayvanları aşağılayıcı nitelikteki, evrensel hukuk kurallarına uymayan Atatürk ilkelerine aykırı içerikler taşıyan yayınlar yeniden gözden geçirilerek uzman kişiler tarafından düzenlenecektir.

Okullarda sınıflar en fazla 30 kişi olacaktır. Üniversite öğrencileri bu ülkenin yakın geleceğidir. Üniversite öğrencileri maddi durumları göre uzun vadeli borçlandırma yöntemi ile burs temin edilecektir. Ödeme gücü olmayan üniversite öğrencilerine ise ileride ödeme gücü olunca ödeyebilmelidirler. Başta Doğu ve Güneydoğu Anadolu olmak üzere, özellikle kırsal bölgelerde, yoksul kesimlerin yoğun olduğu yörelerde yatılı ilköğretim okulları yapılması ile nitelikli eğitim sistemi kurulması hedef alınmıştır. Zorunlu hallerde taşımalı eğitim yapılmalıdır. Yetiişkinlerin eğitimi yaygınlaştırılmalıdır. Okuma yazma bilmeyen kalmamalıdır. Halk Eğitim Merkezleri yaygınlaştırılarak buralara katılan kursiyerlere zorunlu olarak toplumsal ve sosyal içerikli kampanyalar yapılarak toplumun çöküţe uğrayan ahlaki değerleri yeniden tesis edilmelidir.

Din kültürü ve ahlak eğitimi çağdaş bir toplum ve devlet yapısına uygun, insan ve doğa sevgisini arttıracak şekilde, ahlakın üstünlüğünün ön plana çıkarılacağı eğitim programlarıyla yeniden yapılandırılmalıdır. Vatandaşlık eğitim dersleri yeniden uygulamaya konulmalıdır. Bireylere vatandaş olmanın getirdiği haklar ve sorumluluklar öğretilmelidir. İmam hatip okulları sayıları yalnızca ihtiyaçlar çerçevesinde düzenlenmelidir. Milli Eğitim Bakanlığı’nın okullarda okuttuğu temel eğitim kitaplarının içerikleri yeniden gözden geçirilerek, ahlaka, çağdaş yaşama, toplum düzenine aykırı olan, Atatürk düţmanlığı içeren yayınların, utandırıcı söylemlerin bu kitaplardan kaldırılması sağlanacaktır.

Türk sanayicisi yetişmiş kalifiye eleman arıyor ve bulmakta zorlanıyor. Bu sorun ancak eğitim ile çözülür. Bugün Almanya’yı Almanya yapan kalifiye eleman yetiştirmek için açılmış okullardır. Biz de Almanya gibi yapacağız ve kendi elemanımızı yetiştirmek için (A) Çıraklık, (B) Kalfalık ve (C) Ustalık okulları açarak sanayimizin eleman sorununa çözüm getireceğiz. 

Neden Finlandiya Eğitim Sistemi Dünyadaki en iyi sistem seçildi?

itimin Bel Kemiği: Finlandiya’da Öğretmen Olmak!

         Türkiye olarak bundan nasıl ders çıkartmalıyız?

Finlandiya’da “yaşam boyu öğrenme” eğitimin en önemli ilkesidir. Öğretmenler devamlı gelişen öğrenme tekniklerini, zorunlu hizmet içi eğitimlerle takip ediyorlar. Finli öğretmenler meslek hayatları boyunca katıldıkları kursları, kendilerini geliştirmek için fırsat olarak görüyorlar.

  1. Finlandiya’daki eğitim fakülteleri Tıp eğitimine denk bir eğitim veriyor. Bir  öğretmen asgari 5 – 6 yıl eğitim alıyor. Bu durumu “öğretimin bizim için ne kadar önemli olduğunun bir göstergesi, en az insan hayatı kadar değerli” şeklinde açıklıyorlar.
  2. Öğretmenlerin hepsi master derecesine sahip. Eğitimlerinin son yıllarında öğretmen adayları  eğitim zamanının yarısını okullarda harcarken diğer yarısını da genellikle pedagojik eğitim üzerine master çalışmaları yapmak için harcıyorlar. Her biri en az bir yabancı dil bilen öğretmenler pedagoji üzerine de master eğitimi alıyorlar.
  3. Öğretmenler kendilerini asla yeterli bulmuyor ve sürekli olarak yenilikleri, gelişmeleri takip ediyorlar. Dünya’daki en iyi  öğretmenler sıralamasında birinci olsalar da “biz yeterince iyi değiliz, bu halde bile en iyi bizsek kötüleri düţünmek dahi istemiyoruz” diyecek kadar da tevazu sahibiler.
  4. Finlandiya eğitim fakültelerinin birinci önceliği “özerk öğretmenler” yetiştirmek. Çünkü Finlandiya’da bir müfredat yok,  öğretmenler kendi sınıflarının durumuna göre çok geniş bir yetki alanına sahip ve istediği müfredatı uygulayabiliyor.
  5. Finlandiya’da öğretmenlerin üzerinde müfettiş, denetleme gibi baskı unsurları yok. Finlandiya’daki  öğretmenler son derece özgür, devlet verdiği eğitime o kadar güveniyor ki öğretmenleri haricen bir de denetlemeye tabii tutmuyor. Kendi kararlarını kendi veren öğretmenler, aynı zamanda kendi otokontrol mekanizmasına da sahip oluyorlar.
  6. Devletin kontrol etmemesi öğretmenleri rahatlığa itiyor mu? Kesinlikle hayır, en baştan beri dediğimiz gibi öyle üst düzey bir seçme ve eğitim sürecinden geçiyorlar ki  öğretmenler bu özgürlüklerini araştırma temelli eğitim için kullanıyorlar.
  7. Öğretmenlere ülkenin her köţesine medeniyet taşıyan kişi gözüyle bakılıyor. 90’lardan itibaren Finlandiya devleti öğretmenlerin son derece yüksek standartlarda eğitilmesi gerektiğine hükmediyor. Devlet kontrolü tamamen kalkıyor, öğrencilerinin durumundan, eğitimlerinden, müfredattan tamamen okulların sorumlu olması gerektiğine karar veriyorlar. Ve bu başarıyı getiriyor. Merkezi bir yönetimin getirdiği bölgesel sıkıntılar, sorumluluk o bölgenin öğretmenlerine verilerek aşılıyor. Bu sayede her öğrencinin içinde bulunduğu koşullardan bağımsız olarak, eşit bir eğitim görmesi sağlanıyor.
  8. Finli öğretmenleri bu derece başarılı yapan şey kesinlikle çok akıllı olmaları değil. Çünkü eğitim fakülteleri öğrencilerini zeka düzeyine göre seçmiyor. Bizdekine benzer bir sınav sonucunda yüksek puan alanları okula kabul etmiyor. Finlandiya’da öğretmen olacak kişiler birçok aşamadan geçtikten sonra fakülteye kabul ediliyor. Seçilen bu öğretmenlerin arasında zekadan önce gelen iyi ilişkiler kurabilme, empati yapabilme, çocukların düzeyine inebilme, araştırmacı bir kişiliğe sahip olabilme gibi kriterler daha ön planda. Yani son derece parlak, zeki ve yaratıcı bir birey olabilirsiniz ama bunlar Finlandiya’da öğretmen okullarına kabul edilmeniz için yeterli olmuyor. Öğretmen olmak için üniversitelere başvuran her 10 kişiden sadece biri bu hakkı elde edebiliyor.
  9. Öğretmenlerin staj aşaması bildiğinizden çok farklı. Staj yalnuzca formalite icabı yapılan bir şey ya da sınıfta oturup ders izlemek veya bir defa ders anlatmak değil.  Öğretmen adayları sürekli öğrencilerle bir araya geliyor ve onlarla nasıl bir eğitim verilmesi gerektiği üzerine konuşuyorlar. Bu öğrenciler sürekli değişiyor ve öğretmen adayları tüm günlerini okullarda geçiriyorlar.

Finlandiya eğitim sisteminde öğretmen eğitiminin önemi net bir şekilde görülmektedir. FARKI YARATAN İNSANDIR anlayışı hakimdir. Öğretmen eğitimindeki nitelik, bu eğitim süresince kullanılacak yöntem ve tekniklerle arttırılacaktır. BİZİM PARTİ  iktidarında yapılandırmacı eğitim anlayışının benimsendiği; sorgulamaya dayalı, araştırmaya dayalı, işbirlikli öğrenme gibi yeni yönelimlerin kullanıldığı, “bireyin yaparak yaşayarak öğrendiği” öğrenme ortamlarının artması ile gelecek nesillere yol gösterecek öğretmenlerin eğitim süreçlerinin daha donanımlı geçmesi sağlanacaktır.

Sonuç olarak, Finlandiya öğretmen eğitim sistemi, tamamen bağımsız, sorumluluk sahibi, öğretmeye ve öğrenmeye aç, kendi kontrolünü kendi yapan ve hazırladığı müfredat ile araştırmacı, düţünen bireyler yetiştirmeye yönelik çalışan öğretmenler yetiştirmek için işliyor. BİZİM PARTİ iktidarında Türkiye’ye, Türkiye şartlarını da göz önünde bulundurarak, Finlandiya’ya da uygulanan sisteme olabildiğince benzer çağdaş eğitim felsefesini getireceğiz.

Eğitim Reformlarının temel felsefesi 5 + 3 + 4 yıl olacak şekilde aşağıda özetlenmiştir.

İLK OKUL

  • Üstün Zekalılar İlkokulu (ayrı bir okul önerisinde mutlaka normal zihin düzeyindeki akranları ile de etkileşimini sağlayacak sosyal ortam alternatifleri sunulacaktır)
  • Özel Eğitim İlkokulu (Engelliler için) (hafif düzeyde yetersizlikleri olan öğrenciler en az sınırlandırılmış ortamlarda, kendi akranları ile kaynaştırma eğitimi alırken; yetersizliği ağır olan öğrencilere gerekli tüm eğitimsel destek verilerek farklı okullarda eğitim alsalar da akranları ile etkileşime girebilecekleri kaynaştırma ortamları sağlanacaktır)
  • Normal İlkokul
  • Anadolu İlkokulu (Kırsal Bölge için) (Öğrencilerin bulundukları coğrafi alanların şartları göz önüne alınarak müfredatlar da ufak değişikliklere gidilebilir. Bu sayede öğrenciler soyut, anlamlandırması güç konuları daha somut örnekler üzerinden giderek öğrenebilirler).

 

ORTA OKUL

  • Üstün Zekalılar İlkokulu (ayrı bir okul önerisinde mutlaka normal zihin düzeyindeki akranları ile de etkileşimini sağlayacak sosyal ortam alternatifleri sunulacaktır)
  • Özel Eğitim Ortaokulu (Engelliler için) (hafif düzeyde yetersizlikleri olan öğrenciler en az sınırlandırılmış ortamlarda, kendi akranları ile kaynaştırma eğitimi alırken; yetersizliği ağır olan öğrencilere gerekli tüm eğitimsel destek verilerek farklı okullarda eğitim alsalar da akranları ile etkileşime girebilecekleri kaynaştırma ortamları sağlanacak ve yetersizliği olan öğrenciler için meslek edindirme kursları açılacaktır)
  • Müzik-Sanat Ortaokulu
  • Teknik Orta Okul
  • Normal Orta Okul
  • Anadolu Orta Okulu (Kırsal Bölge için)

 

LİSE

  • Fen Lisesi
  • Normal Lise (Bütün Normal Liseler Anadolu Lisesi olacak)
  • Meslek Liseleri (Sanat okulları, teknik eleman eleman yetiştiren liseler, İmam Hatip Okulları)
  • Müzik-Sanat Lisesi
  • Özel Eğitim Lisesi (Engelliler için) (Yukarıda Orta Okulda bahsedilen eğitim felsefesi aynen geçerlidir)
  • Üstün Zekalılar Lisesi (üstün zekalı ve yetenekli öğrenciler için üniversiteden ders alma olanağı sağlanacaktır).

 

           (A) Anaokulu:

Anaokulları ihtiyaçtır. Okul öncesi eğitim çocukların okula alışmasına ve fiziksel ruhsal gelişimlerinin tamamlanmasına yardımcı olur. İmkânsızlıklardan anaokullarına gidemeyen çocuklarımız için ücretsiz anaokulu sınıfları açılmalıdır. Okuma ve eğitim alma her çocuğun temel hakkıdır. Devlet okullarındaki anaokullarından alınan aidatlar en aza indirilecektir, maddi imkânsızlık içindeki vatandaşın çocuğundan ise aidat ücreti hiç alınmayacaktır. Partimiz anaokulu olmayan illere, ilçelere, köylere yatırım yapmayı temel görev edinmiştir.

  1. B) İlk Öğretim:

Üstün zekâlı ve yetersizlikleri olan öğrencilerin beklentileri normal öğrencilerden farklıdır. Onların sorunlarına yönelik özel eğitim programları hazırlanacaktır. Üstün zekalı ve yetenekli öğrenciler doğru tanımlanarak, potansiyellerini en üst seviyeye çıkarabilecekleri eğitimleri almalıdırlar. Bu bağlamda ayrı okul ya da ayrı sınıf uygulaması ile farklılaştırılmış eğitimler verilmeli ama aynı zamanda akranları ile paylaşımlarının azalmaması için de ortak sosyal ve kültürel etkinlik alanları olmalıdır. Üstün zekalıların eğitiminde uzmanlık kazanmış öğretmenlerin olması, her okulda üstün zekalıların eğitimi alanında uzmanlaşmış en azından bir özel eğitim öğretmeninin olması gerekmektedir. Bunun dışında yetersizliği olan öğrencilerin eğitimi için özel eğitim öğretmenlerinin yetiştirilmesi, her okulda en azında bir özel eğitim öğretmeninin bulunması gerekmektedir. Yetersizliği olan her öğrenci kendi içinde değerlendirilerek, en az sınırlandırılmış ortamda ve tercihen kendi akranları ile etkileşimde olacağı kaynaştırma ortamlarında eğitim almalıdır. Ağır yetersizlik durumlarında ayrı sınıf, okul ve yatılı okul uygulamalarına da yer verilecektir.

İlköğretim yaşı olarak çocuğun 72 ayı doldurması şartı aranacaktır. İlköğretim okullarının teçhizat ve donanımı Batı standartlarına uygun olarak tasarlanmalıdır. Hemen her okulda akıllı tahta, tablet bilgisayar, projeksiyon cihazı uygulamasına geçilmelidir. Amerika Birleşik Devletleri ve Almanya’da özel ilkokul yoktur, okulların tümünün sahibi Devletindir.  Parasız eğitim vermek ABD ve Alman devletlerinin birinci görevidir. Finlandiya orta öğretiminde özel okul yoktur. BİZİM PARTİ  iktidarında bütün İlk ve Orta eğitim ABD, Finlandiya ve Almanya’daki gibi parasız olacaktır ve Özel İlkokullar ve Ortaokullar olmayacaktır; özel lise açılabilir. İlkokulda özel okul sadece Özel Eğitim amaçlı olabilir.

  1. C) Orta Öğretim:

Atatürk döneminde açılan ancak siyasi nedenlerle sonradan kapatılan, teknisyen ve kalifiye usta ihtiyacını karşılayacak Sanat Ortaokulları tekrar açılmalıdır. Orta öğretimi bitiren çocuklarımız sınavla değil, diploma notlarına göre bakılarak liselere yerleştirilmelidir. İyi ve kötü okul döngüsünü kırabilmek için gerekli tedbirler alınmalı, kaliteli eğitim her öğrenciye eşit şartlarda sunulmalıdır. Meslek okullarının yapısı ve imkânları geliştirilmelidir. Eğitim süresi uzatılmalı, ara sınavlarla eğitime devam edecek öğrenciler belirlenmeli, laboratuvar ve altyapı imkânları geliştirilmelidir. Uluslararası ilişkiler kullanılarak meslek okulları seviyesinde Erasmus tipi programlarla yurtdışı eğitim imkânları sağlanmalıdır. Ülkemiz yetişmiş eleman ihtiyacını ancak böyle karşılınabilir.

  1. D) Lise:

Gençlerimize kişiliklerinin oluştuğu lise döneminde ruhsal ve bedensel olarak tam donanımlı eğitim verilmesi gereklidir. Alkol, sigara, uyuşturucu gibi kötü alışkanlıklarla çok daha güclü mücadele edilmelidir. Bağımlı gençlerimizin topluma geri kazandırılması için gerekli tedbirler alınmalıdır.

Eğitim programları gençlerin yetenekleri ve kabiliyetleri doğrultusunda kişisel tercihlerine saygı duyularak hazırlanmalıdır. Eğitimciler ile ebeveynlerin kesintisiz bir iletişim içinde olmaları sağlanmalıdır. Okullarımızın içinde, önünde ve çevresinde gerekli güvenlik emniyet tedbirleri alınmalıdır. Türk toplumunun farklı ihtiyaçlarını karşılamak için özellikle eğitim fırsatları sunan özel eğitim liselerine olduğu gibi yetersizliği olan öğrencilere meslek edindirme amaçlı iş okullarına da ihtiyacı vardır. Engelliler için okullar, meslek liseleri sanat okulları, fen liseleri, sağlık liseleri, üstün zekâlı eğitimi okulları Türkiye’nin her tarafına yaygınlaştırılmalıdır. BİZİM PARTİ  İKTİDARINDA Okullarda öğrencilerin; düţünen, üreten, sorgulayan bireyler olmaları için olanaklar sağlanacak, özellikle laboratuvarlar konusunda hassasiyet gösterilecektir. Eksik malzemesi olan okullara malzeme temini sağlanacak ve uygun olduğu ölçüde teknolojik ekipman eklenerek öğrencilerin bilgileri daha anlamlı özümsemeleri sağlanacaktır.

Bahsedilen formal eğitim ortamlarının yanı sıra öğrencileri informal okul dışı eğitim ortamlarına da yönlendirmek anlamlı ve kalıcı öğrenme açısından faydalı olacaktır. Öğrenciler müze, bilim-sanat merkezleri, tarihi alanlara yönlendirilerek ve bu alanlarda elde ettikleri kazanımları okulda akranları ile paylaşmalarını teşvik ederek onların gelişimine katkıda bulunulacaktır.

Ayrıca günümüzde öğretmenlik mesleği maalesef öğretmenlere yapılan tacizlerle (veli ve öğrenciler tarafından) anılır olmuştur. Mağdur olan öğretmenlere destek sağlanacak ve bu tacizlere engel olun   acaktır.

  1. E) Üniversite Reformu:

BİZİM PARTİ  iktidara geldiğinde YÖK kaldırılacaktır. Her üniversite kendi Mütevelli Heyeti tarafından yönetilecektir.

Üniversiteye giriş sınavlarında uygulanan YGS (1. Yüksek Öğrenime Geçiş Sınavı) ve LYS (2. Lisans Yerleştirme Sınavı) sınavlarının toplamına kesinlikle lise not ortalaması dâhil edilmeyecektir. Sınavların adaletli yapılması için gereken önlemler alınacaktır. Yüksek eğitim kurumlarımızın kalitesini iyileştirmek ve araştırma üniversitelerine destek sağlamak için kaynak ayrılacaktır.

1) Devlet Üniversiteleri:

  1. I) Lisans Sonrası Yenilikler: Devlet üniversitesilerindeki her bölüm öğretim üyesi ve laboratuvar olanakları açısından Lisans, Yüksek Lisans ve Doktora eğitimi verebilecek şekilde sınıflandırılacaktır. Yüksek Lisans ve Doktora yalnızca belli seviyeye erişmiş üniversiteler ve bölümleri tarafından verilecektir. Bunların standardı ve şartları yönetmeliklerde belirtilecektir. Her doktora öğrencisi doktora süresince en az 1 yıl yurt dışına Devlet bursu ile gönderilerek uluslararası tecrübe kazanmasına özen gösterilecektir. Yurt içinde ve yurt dışındaki üniversitelerde doktora sonrası çalışma yapabilmek için “doktora sonrası bursu programları” oluşturulacaktır.
  2. II) Öğretim üyelerinin maaş politikaları: Bilimde geri kalan bir devletin 21. yüzyılda yaşaması mümkün değildir. Bilim adamları ve akademisyenlere hak ettikleri değer verilmelidir. Bilimin ilerlemesi için yapılan bilimsel çalışmalara kaynaklar cömertçe aktarılmalı, bilim adamlarına, akademisyenlere hak ettikleri ücretler verilmeli, konforlu, huzurlu ve yüksek standartta bir yaşam sürebilmeleri için ortam sağlanmalıdır.

Dünya’nın hiç bir üniversitesinde ve hatta aynı üniversitenin farklı bölümlerde çalışan hiçbir öğretim üyesi eşit maaş almaz. Çünkü “dünyadaki en büyük eşitsizlik eşit maaştır.” Dünya’nın hiçbir ülkesinde eşit maaş yoktur. “Eşyanın doğasına uygun olarak” öğretim üyelerinin bilimsel kaliteleri farklı olduğu için her öğretim üyesi sabit maaş + başarısına göre bonus almalıdır. Bonus ise Türkiye’de ODTÜ’nün “Akademik Yükseltme ve Atama Kriterleri” örnek alınarak bütün üniversitelerde tek ölçüt uygulanmalı, fakat her üniversitenin Doçentlik ve Profesörlük puan sınırlarının tespiti üniversitelerin Yönetim Kurullarına bırakılmalıdır. Her bölümde ve her anabilim dalında Science Citation Index (SCI) grubuna giren dergilerde makale yazma zorluk derecesi eşit değildir. Bonus hesaplamasında Bonus = h-index (SCI’deki) x 500 TL uygulaması yapılarak vergiden muaf olarak BONUS ücreti öğretim üyelerine her ay ödenecektir. Bonus miktarı her yıl maaş artış yüzdesi oranında otomatik olarak artacak ve böylece üretgen öğretim üyesi yüksek bonus ücreti ile ödüllendirilecektir. Öğretim üyesi emekli olunca hak ettiği aylık toplam bonusun % 70’i her ay emekli maaşına ilave olarak kendisine ödenmelidir. Ayrıca, bilim insanları emeklilik sonrası yaptığı yayınlardan Bonus puanlarına ilave yapılarak emeklilik sonrasında bile Bonus miktarını artırılabilir olmalıdırlar. Vazifesinin gereğini yerine getirmeyen – üretgen olmayan – öğretim üyeleri 67 yaşını beklemeden erken emekli olmalıdır. Üretken öğretim üyeleri ise 72 yaşına kadar çalışabilmelidilerr.

III) Laboratuvar Olanakları: Türk bilim adamları Türkiye’de yeterli bilimsel araştırma olanakları bulamadığı için yurt dışına gitmek mecburiyetinde kalmakta ve yurt dışında yaptıkları deneysel çalışmalarını uluslararası bilimsel dergilerde yayınlatmaktadırlar. Bu “yurtdışı laboratuvarlarına bağımlılığı” kırmak Bizim Parti’nin birinci görevidir. Bunun için toplam 70 devlet üniversitesine sırasıyla, her birine 20 milyon Euro’luk bir bütçeye varan, merkez laboratuvar kuracaktır. Böylece, BİZİM PARTİ Türk bilim adamlarının laboratuvar olanakları yetersizliği sorununa son verecektir. Diğer küçük üniversitelere ise daha küçük merkezi laboratuvarlar kurularak büyümeleri konusunda destek verilecektir.

  1. IV) İdari Yenilikler: Devlet üniversitesi istediği sayıda yabancı öğretim üyesini ve yabancı dil öğretmenlerini davet edebilmelidirler. Üniversitelerdeki bazı yöneticiler (idari konulardan sorumlu Rektör Yardımcısı, spor teşkilatı müdürlüğü, vs) yerleşke dışından profesyonel yönetici atanabilmelidirler. Fakültelerde ve Bölümlerde bulunan bütün mühendislik kadroları sadece Rektörlük bünyesindeki idari işlerde istihdam edilmelidir. Dünya’daki yaygın uygulama; Dekanlara şoförsüz makam arabası verilmesidir. Bütün dünya üniversitelerinde olduğu gibi her Dekan kendi arabasını kendisi kullanmalıdır.

2) Özel ve Vakıf Üniversiteleri:

Özel üniversitelerin birinci amaçlarının ticari kar elde etmek olmaması gerekir. BİZİM PARTİ özel üniversitelerin öncelikle bir eğitim kurumu mantığıyla hareket etmesi, kaliteli eğitim verebilmesi, öğrencilerini ve ailelerini sömürmemesi için gerekli düzenlemeleri süratle yapacaktır. Devletin birinci görevi özel ve vakıf üniversitelerini “kar gayesi güden bir kurumlar olmaktan çıkarmaktır”. Bu amaçla ilgili kanuna “özel ve vakıf üniversiteleri vergi vermezler ve karlarının belirli bir yüzdesini eğitim yatırımlarında kullanırlar” maddesi ilave edilecek, bu üniversitelerin finansal yönetimleri Maliye Bakanlığı tarafından en sıkı bir şekilde kontrol edilecektir.

  1. a) Özel üniversitelerde mevcut kanuna göre üç öğretim üyesi ile yeni bölüm açmak mümkündür. Tamamen ticari kaygı ile düzenlenen bu kalitesiz eğitim Bizim Parti tarafından kabul edilmeyen komik bir durumdur. Öğretim üyesi sayısı en az sekiz olmalıdır ve böylece eğitimin kalitesi arttırılmalıdır. Ayrıca, her bölümde en az iki profesör kadroya dâhil edilmelidir.
  2. b) Yüksek Lisans ve Doktora öğrencileri Araştırma Görevlisi olarak işe alındığında 1 yıllık sözleşme yapılmakta ve eğer özel üniversiteler isterse sözleşme süresini uzatmaktadır. Bu durum kabul edilemez; Araştırma Görevlisi köle değildir. Araştırma Görevlisi seçiminde sadece ALS ve mezuniyet puanına bakılmamalı, adaylar profesörlerin önünde en az iki mülakata tabii tutulmalıdır, böylece insan malzemesi kalitesi arttırılmış olacaktır. Yurt dışında olduğu gibi her Yüksek Lisans öğrencisi ile Araştırma Görevlisi üniversitede işe alındığında 3 yıllık ve her Doktora öğrencisi ile 5 yıllık sözleşme yapılması mecburi olmalıdır. Yardımcı Doçentlerin en az 3 yıl, Doçent ve Profesörlerin sözleşmesi en az 5 yıllık olmalıdır.
  3. c) Özel ve vakıf üniversitelerinde her öğretim üyesinin haftalık ders saati en fazla 10 saatle sınırlandırılacaktır. Öğretim üyesinin tek görevi ders vermek değil, aynı zamanda yarıyılda iki ara sınav ve final sınav kâğıtlarını da değerlendirmek, Yüksek Lisans ve Doktora tezlerini yönetmek ve bilimsel araştırma yapmaktır. Maalesef şimdiki mevcut sistemde, bunu önleyecek bir kanun olmadığı gibi her öğretim üyesine haftada en az 15 ve bazen 20 saate yakın ders yükü yüklenerek iki öğretim üyesinin yapması gereken işi bir öğretim üyesinin üstüne yığılmaktadır. Özel üniversiteler eğitim faaliyetlerine ticari bir yaklaşımla yaklaşamazlar ve yalnızca kar hedefleyen bir iş idaresi yöntemi belirleyemezler. Fen ve Mühendislik bölümlerinde her sınıf 35 kişilik olacak ve ders yükü 35 kişilik sınıf bazında hesaplanacaktır. Özel üniversitelerdeki öğretim üyeleri yayın yapabilmeleri teşvik edilmelidir.
  4. d) Kaliteli eğitim partimizin ana ilkelerinden biridir. Bu amaçla küçük özel ve vakıf üniversitelerinin en azından bölüm bazında birleşmeleri teşvik edilecek ve desteklenecektir. Böylece düţük kaliteli eğitim veren çok sayıda özel üniversiteler yerine, yüksek kaliteli az sayıda özel üniversiteler yaratılmasına çalışılacaktır. YÖK’ün açtığı kontenjanı iki yıl içinde dolduramayan bölümler kapatılmalıdır. Böylece eğitimin ticarileştirilmesinin önüne geçilmiş olur.

            3) Dershane Reformu:

Türk eğitim sisteminin yeterli kaliteli olmaması nedeni ile varlığını 40 yıldan beri sürdürebilen dershanelerin amacı temel eğitim öğretim alanları dışındaki alanlardaki yetersiz eğitimin eksikliklerini tamamlamak olmalıdır. Dershanelerin yeni iş edindirme, mesleki uzmanlık eğitimi, sanat ve spor dalları, yabancı diller eğitimi gibi tamamlayıcı dallarda eğitim vermeleri gerekir. Dershanelerin müfredatları dünya standartlarına uygun hale getirilmelidir. Yabancı dil eğitimi veren dershanelerin ücretleri en aza indirilmeli ve öğrencilerin yabancı dil eğitimine katılımı özendirilmelidir. Yabancı dil eğitiminde yetenekli olan öğrencilere Devlet özel eğitim bedelinin yarısı kadar kısmını ödeyerek destek olmalıdır. Meslek edindirme eğitimi alan öğrencilerin dershane ücretleri devlet tarafından karşılanarak kalifiye eleman yetiştirilmesine öncelik verilmelidir.

 

IV-4) ADALET Reformu:

ADALET herkes için gereklidir. YARGI bağımsız ve adil olmak zorundadır. Yalnızca gecikmeyen yargı adaleti getiebilirMahkemelerin bağımsızlığı Anayasa güvencesi altında olacaktır. Bir mahkeme en az 3 yıl, normalde 5 – 6 yıl sürmektedir Vatandaş açısından adil yargılama beklemek imkânsız hale gelmiştir. Ağır Ceza mahkemeleri en fazla 3 ve diğer mahkemeler en fazla 2 celsede “gerekçeli kararı” açıklamak zorunda olmalıdır. Gösteri, yürüyüţ ve siyasi eylemlerde tutuklular en az 48 saat içinde Hâkim ve Savcı karşısına çıkartılmalıdırlar.

Hâkimler ve Savcılar makamlarının onuru gereğince akrabalarını sorgulayamaz ve yargılayamaz. Kesinlikle Savcı izni olmadan kişilerin özel alanları kesinlikle aranamaz.

Mahkemeler delilleri toplamadan gün vermemeli ve Ombudsman müessesesi her dava için en hızlı şekilde çalıştırılmalıdır. Her davanın kendisine göre ihtisas Mahkemeleri olacak ve zaman kaybetmeden hızlı ve adil kararların çıkartılması için Hâkim ve Savcılar Hukukta dalında Yüksek Lisans ve Doktora yapmaya maaş politikaları ve terfi kolaylığı açısından teşvik edilecektir.

Hâkimler Yüksek Kurulu ve Savcılar Yüksek Kurulu ADALET Bakanlığı temsilcisi olmadan toplanacak ve bu kurulun bütün üyeleri sadece Anayasa Mahkemesi tarafından atanacaktır. Her hâkim ve savcı “tayin edildikleri yerden 5 yıl dolmadıkça kendi yazılı izinleri olmadan başka bir yere tayin edilemez” maddesi kanunlara koyularak hâkim ve savcılar üzerindeki siyasi baskı sıfırlanacaktır. HSYK’nın hata yapan hâkim ve savcıyı işten atması kolaylaştırılacaktır. “HYK ve SYK toplantılarına hiçbir siyasi otorite temsilcisi katılamaz” cümlesi Anayasa’ya yazılacaktır.

Yolsuzluk Özel İhtisas Mahkemeleri kurulacak ve hızlı yargılama ile hırsızların yurt içi ve yurt dışındaki aile ve yakınlarının üzerindeki mal ve banka hesapları dâhil tüm servetlerinin tümü hazineye irat kaydedilecektir. Hırsızların yurt dışındaki banka hesaplarının ve mal varlıklarının Türkiye’ye getirilmesine engel olan, zorluk çıkaran Devletlere en ağır baskılar uygulanacaktır. 

Anayasa Mahkemesine Üye seçimi ve Çalışma Esasları Yeniden Düzenlenecektir.

Anayasa Mahkemesi üyelerinin seçiminde büyük devlet üniversitelerinde görevli (Ankara, İstanbul, Marmara, Dokuz Eylül, Hacettepe) Hukuk Fakülteleri öğretim üyeleri kendi aralarından seçeceği ikişer öğretim üyesi ile toplam 10 üye, Türkiye Barolar Birliği’nin önereceği 3 üye, Cumhurbaşkanı’nın seçeceği 1 üye, TBMM’nin 2/3 oranla seçeceği 1 üye ve 2 yüksek yargı üyesi olmak üzere toplamda 16 üye Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu’na 10 yıllık süre için seçilir. Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu Yüksek Seçim Kurulu, Danıştay ve Yargıtay üyelerini seçecektir. Böylece, Yüksek Mahkemelerin Hukuk Fakülteleri ile işbirliği zorunlu kılınacaktır.

Danıştay ve Yargıtay’a üye olabilmek için “doktora yapma şartı” getirilecek hâkimlerin kalitelerinin yükseltilmesi teşvik edilecektir.

Atatürk’ün vefatından sonraki tüm siyasi iktidarların yozlaşmış davranışlarının temelinde “Hukuk Devleti ilkesi temelinin benimsenmemiş” olması yatmaktadır. Rant ekonomisinin cazibesine kapılarak yandaşlarına peşkeş çekmek için hırsızlık ve yolsuzlukları mubah kılabilmek amacıyla yargıyı kendisine bağlayarak “ceza almadan kurtulma’’ düţüncesi kabul edilemez. Yargıda siyasallaşmanın önüne geçilecektir. Türkiye Cumhuriyeti “hukuk devleti imiş gibi” davranan 4. sınıf bir devlet konumundan, yeniden hak ettiği ‘’adil bir hukuk devleti’’ konumuna getirilecektir.

BİZİM PARTİ’in en büyük hedefi; “gerçek Hukuk Devleti” olmaktır. Hukuk Devleti ilkesini hedeflememiş ve özünde adaleti içine sindirememiş siyasi iktidarların “Hukuk ihlalleri” ülkemizin yazgısı olmamalıdır. BİZİM PARTİ  hukuku yeniden tesis etmek için acil önlemler alacaktır.

  • Adli polis teşkilatlanmaları yalnızca savcılara bağlı olarak oluşturulacaktır.
  • Yargıtay’ın iş yükünün azaltılması için istinaf mahkemeleri derhal kurulacak ve hâkimlerin emeklilik ikramiyeleri Danıştay ve Yargıtay hâkimi olmayı seçmeleri halinde çok yüksek rakamlar olarak saptanacaktır. Hâkim ve Savcılık, her başarılı Hukuk Fakültesi öğrencisinin seçmeyi düţündüğü ilk branş olması için gayret gösterilecektir.
  • Hukuk Fakültesinin başarılı öğrencilerine ileride Adalet Akademi’lerinde istihdam edilmek üzere henüz öğrenci iken burs verilecektir.
  • Hukuk Fakültesi sayısı derhal azaltılacak ve Devlet üniversiteleri dışındaki üniversitelerin Hukuk Fakültelerine öğrenci alımı sıkı kurallara bağlanacaktır. Bu anlayışa göre vakıf üniversiteleri ancak; ya burs vererek öğrenci alabilecek veya en düţük Devlet üniversitesi Hukuk Fakültesi giriş puanından daha yüksek puanlı öğrencileri alabilecektir.
  • Yüksek Mahkeme üyeliği (Danıştay, Yargıtay, Sayıştay) Adalet Akademisi adı altında tüm üniversitelerin katılımı ile yüksek lisans ve doktora programları oluşturarak ve bir geçiş süreci göz önüne alınarak mutlaka doktora şartına bağlanacaktır.
  • Bakanlıklara bağlı müfettiş kadroları kaldırılarak ve Cumhuriyet Başsavcılığı’na bağlı ihtisas müfettişlik kadroları oluşturularak yolsuzluk ve hırsızlıkların üzerine hukuk Devleti ciddiyeti ile gidilecektir.
  • Bilirkişi kurumu yeniden düzenlenecek, üniversitelerin anabilim dallarının hepsi ile işbirliği yapılarak, bilirkişi kurumu denetlenerek, liyakatle bağlı olarak yüksek verilere bağlı kalınarak, tarafsızlığın ve güvenilirliğin arttırılması sağlanacaktır. Bilirkişi ücretleri devletçe karşılanacaktır.
  • Cezaevleri çağdaş kurumlara dönüţtürülecek. Mahkûmların infaz sonrasında topluma kazandırılması amacıyla üretime ve eğitime yönelik uygulamalar yapılacaktır.

 

IV-5) Emekli Reformu:

Bugün emekli olanlarla eskiden emekli olanlar arasında sene bazındaki maaş farklılıkları ortadan kaldırılarak eşitlenecek ve çalışanların maaş artış oranı otomatik olarak emeklilere de uygulanacaktır. En düţük emekli maaşı “açlık sınırı” olmak zorundadır. Yani, bugün 1000 TL olan en düţük emekli maaşı 3000 TL olmalıdır. Emekli olan vatandaşlarımızın dilediği kurumda belli statüde ve standartla çalışma istekleri desteklenmelidir.

 

IV-6) Engelli Vatandaşlarımız:

Engellilere yaşamı kolaylaştıracak, çevreye uyumlarını sağlayacak, üretkenliklerini ve yaşam kalitelerini arttıracak her türlü Devlet desteği verilecektir. Yerel yönetimlerin sorumluluğu altında, tüm fiziksel alanlar engellilere yönelik olarak mutlaka düzenlenecek, rahat hareket etmelerine mani olan engellerin kaldırılması sağlanacaktır. Engelli ferdi bulunan ailelere yönelik eğitim ve sosyal danışmanlık hizmetleri yaygınlaştırılacaktır. Fiziksel engelli vatandaşlarımıza akülü arabalar Devlet tarafından ücretsiz verilecektir. Otobüslerde ve trenlerde engelli vatandaşlara ücretsiz seyahat imkânı sağlanacaktır. Ev sahibi olabilmeleri için engellilerin kullanabileceği şekilde tasarlanmış evler TOKİ’ye yaptırılacak ve çok düţük taksitlerle 30 yılda ödeme imkânı verilecektir. Engellilere çok yönlü özel eğitim sağlanacak. Meslek sahibi olabilmeleri için mesleki eğitim dershanelerine devlet tarafından gönderilecektir. Engellilere erken emeklilik ve sosyal güvenceler sağlanacaktır.

 

IV-7) Şehit, Gazi ve Aileleri:

Vatan, millet ve bayrak uğruna şehit olan vatandaşlarımızın ailelerinin ekonomik mağduriyetlerine son verilecektir. Gazilerimizin sivil hayatta işsizlikle, ekonomik sıkıntılarla boğuşmasını engellemek ve sosyal alanlardaki yaşam standartlarını yükseltmek için hukuki düzenlemeler yapılacaktır. TOKİ’nin yapacağı evlerden uygun birer daire şehit ailelerine ve gazilerimize ücretsiz verilecektir. Ailelerinin eğitim masrafları Devlet tarafından karşılanacaktır. Otobüslerde ve trenlerde şehit ailelerine ve gazilere ücretsiz seyahat imkânı sağlanacaktır. Emniyet ve askeri teşkilatlarda şehit çocukları, 1. ve 2. derece akrabaları bu kurumlarda işe alınırken kendilerine öncelik tanınacaktır. Kamuya sözleşmeli personel sıfatıyla alınıp, mesleki anlamda belli seviyeye ulaşmış kişilerin, 4 yıl sonra kamu kurum ve kuruluşlarında kadroya geçişi sağlanacaktır. Bizler BİZİM PARTİ olarak şehit ve gazilerimizin sayesinde bu topraklar üzerinde rahat yaşadığımızı hayatımızın hiçbir evresinde unutmayacağız.

Anayasanın 61. Maddesi ve 2011 yılında kabul edilen geçiçi 10.maddesi uyarınca “Devlet gazisini korur ve kollar, onların topluma uygun bir şekilde yaşamasını sağlar” maddesinden hareketle, gazilerimize verilen “Şeref Aylıkları” 2007 yılına kadar erden mareşele kadar eşit uygulananır iken, 2007 yılında çıkartılan bir kanunla rütbelere göre farklı bir uygulamaya geçilmiş ve küçük rütbeliler mağdur edilmiştir. BİZİM PARTİ  iktidarında 2007 öncesindeki gibi EŞİT UYGULAMAYA geri dönülecektir.

GAZİ’lik ünvanı, bir savaşa girip sağ ve muzaffer olarak dönen kişilere verilen ünvandır. İşyerinde görev malulleri statüsünde olan kişilere verilen haklar ile savaş gazilerine verilen haklar birbirlerine karıştırılmayacaktır. Devletin vereceği broş, madalya vs. gibi simgeleri sivil kıyafetle taşıyabilen savaş gazi ve malulleri böylece diğer malullerden ayırt edebilebileceklerdir.

 

IV-8) Sağlık Reformu:

Her Türk Vatandaţının; doğduğu andan itibaren ücretsiz sağlık hizmetlerinden faydalanabilmesi için “Ulusal Sağlık Sigortası” kapsamına alınması sağlanacaktır. Sağlık hizmetlerinin sunum ve finansmanında paralel ilerleme sağlanamadığı için yarım kalan sağlık reformunu BİZİM PARTİ  tamamlayacak, vatandaţlarımızın ihtiyaç duyduğu an da ve her yerde, herhangi bir zorlukla karţılaşmadan Devletin sunduğu sağlık hizmetinden ÜCRETSİZ faydalanması temin edilecektir. Bunun yanı sıra hastalar ücretli olmak kaydı ile mevcut ve yeni kurulacak özel sağlık kurumları, hastanelerden ve Vakıf Üniversitesi hastanelerinden yararlanabileceklerdir. Bugünden yarına nasıl değişeceği belirli olmayan değil, nesiller boyu etkin ve sürdürülebilir bir sağlık sisteminin kurulması temel hedefimizdir.

Bu amaçla öncelikle sağlık hizmetinin sunumu geliţtirilecektir. Aile sağlığı merkezleri daha donanımlı ve daha işler hale getirilecek ve 1. basamak uygulaması yaygınlaştırılacaktır.

Aile planlaması ve Ana-Çocuk sağlığı hizmetleri önemli projelerimizden olup, sosyal politikalarımız içerisinde öncelikli yer tutmaktadır

Sağlık çalışanlarının çalışma koşulları ve özlük hakları iyileştirilecek, zaman içinde yanlış politikalar ve uygulamalar sonucu kaybolmasına sebep olunan mesleki saygınlık, çalışanlara yönelik saldırı ve şiddetin önlenmesi için gerekli yasal düzenlemeler vakit geçirilmeden yapılacaktır. Çok zor şartlarda kıymetli ve riskli bir hizmet sunan sağlık çalışanlarının nöbet, fazla mesai, zorunlu hizmet, rotasyon, geçici görevlendirme gibi kronik yara haline gelmiş problemler gönüllülük ve maddi destek cazibeleri kullanılarak ve eğitim ve tıpta uzmanlık sınavlarında hizmet puanı ilavesi yapılmak suretiyle çözümlenecektir.

Sağlık personelinin hizmet içi eğitimi desteklenecek ve geliţtirilecektir. Bunun için Mesleki Eğitim ve Beceri Geliţtirme Kursları ve Seminerleri düzenlenecek ve ilgili personelin katılımı sağlanacaktır. Meslekte ilerlemek için yandal ihtisas imkânları arttırılacak ve gerekli yasal düzenlemeler yapılacaktır. Sağlık Bakanlığının ülke çapında sunulan tüm sağlık hizmetlerinin planlama ve nitelik yönünden takip ve değerlendirmesinde daha aktif rol alması sağlanacaktır. Halen uygulanmakta olan ve halkın sağlığını tehdit eder konuma gelen “performans uygulaması” düzeltilecek ve gereksiz iţlem yapılması sonucunu doğuran sağlıkta ticari kar elde etmeye dönük davranış şekli önlenecektir.

Özel sağlık sigortalarının gelişimi desteklenecek, vatandaşlarımızın bakmakla yükümlü olduğu anne ve babaları ile eş ve çocukları da dâhil sağlık sigortası için ödediği primlerin önemli bir tutarının vergiye tabi gelirlerden çıkartıldığı, tamamlayıcı sağlık sigortasının teşvik edildiği yasal düzenlemeler süratle yapılacaktır.

Koruyucu sağlık sistemleri öncelikle ele alınacak, vatandaşımız daha hastalanmadan korunacaktır. Aşılama hizmetleri çağdaş ve akılcı uygulanabilir planlama ile yürütülecektir. 1. Basamak Sağlık Hizmetleri bu yeni anlayışa göre düzenlenecektir.

Sağlık personelinin teşvik yoluyla her yörede hizmete gönüllü olması desteklenecektir. Özellikle aile sağlığı merkezlerinde, dispanserlerde ve sağlık ocaklarında ihtiyaçtan fazla, planlama dışı pratisyen doktor çalıştırılması uygulamasına son verilecek, pratisyen hekimlerin de kendilerini geliştirebilecekleri ve mesleklerini daha iyi icra edebilecekleri polikliniklerde, merkezlerde çalışmalarına imkân veren yasal düzenlemeler yapılacaktır. Bu amaca yönelik olarak uzman hekimlerle ilgili kadro kısıtlamalarına da son verilecektir. Özellikle kurulmuţ ve kurulacak olan bütün özel hastanelere çıkartılacak yeni kanun ile hiçbir anlaşmaya gerek kalmadan mevcut olan her branşta SGK ile otomatik anlaşma yapılmış gibi hasta kabul etmek zorunluluğu getirilecek ve böylece her vatandaşın SGK sistemi ile devletin bütün imkânlarından faydalanması sağlanacaktır.

BİZİM PARTİ, bütün bu gerçeklerin ışığında hem özel sağlık sektörünü teşvik edecek ve hem de vatandaşın en temel hakkı olan sağlık hakkını koruyacak tedbirleri alacak “Sürdürülebilir Sağlık Sistemi” modelini geliţtirmiţtir. Sağlık sektörünün diğer sektörlerden farklı olduğu unutulmamalıdır. Sağlık sisteminde arz talep dengesi kişinin kendi isteğine bağlı olarak gelişmez. Hasta olan kişi doktora gitmek zorundadır. Yani hizmet talebi zorunludur ve sırf bu nedenle dünyada uygulanan tüm sağlık sistemlerinde kamunun kontrolü vardır. Yepyeni bir finansman modeli ve gerçek anlamıyla ‘’Özerk Sağlık Finansman Kurumu’’ oluţturulacaktır.BİZİM PARTİ ’nin sağlık modelinde, vatandaşlarımızdan kesinlikle katkı payı alınmayacaktır.

 

Sağlık hizmeti, Devletin vatandaşına sunduğu asli ve en temel hizmetidir.

 

En kutsal hak olan yaşama hakkını sağlıklı kılmak ve sağlığı insanlık adına sürekli geliştirerek mükemmelliğe erişmek amacındayız.

 

Bu amaç için Türkiye’yi dünyada model oluşturacak reformları gerçekleştirmekte kararlıyız.

 

Hedefleri gerçekleştirmek için;
1) kaynakların etkin ve verimli kullanılmasını,
2) modern eğitimin ve son teknolojinin uygulanmasını,
3) AR-GE’nin tam teşviki ile inovasyonun her alanda gerçekleşmesini sağlayacağız.

Devletin sağlık hizmetlerini kaliteli ve sürdürülebilir kılacağız. Sağlık hizmeti halkımız için adil, erişimi kolay ve ücretsiz olacaktır.

Sağlık hizmetini sunan personelimizin ve hizmeti alan halkımızın memnuniyetini tatmin edici düzeye çıkarmak önceliğimizdir.

Dünya Sağlık Örgütü’nün 1948 yılında yapmış olduğu sağlık tanımı; Sağlık sadece hastalık ve sakatlık olmaması durumu değil, kişinin bedenen, ruhen ve sosyal yönden tam bir iyilik halidir.

Bu evrensel geniş tanımlama ve Sosyal Refah Devleti anlayışı içinde kalarak halkımızın sağlığı için çalışacağız.

Bu yolda; Kaynakların etkin ve verimli kullanılması sağlanacaktır:

i- Bütçe

Öncelikle kişi başına 1.000 dolar/yıl’ı geçmeyen ve yaptığı sağlık harcamasıyla Avrupa Birliği, OECD ülkeleri arasında sonuncu sırada olan ülkemiz için Türkiye sağlık harcamalarının milli gelire oranı yüzde 10’lara kademeli olarak getirerek sağlığa Sosyal Refah Devleti anlayışını gerçekleştirecek bütçe kaynağını sağlayacağız.

Bütçenin reel dağılımı ile efektif, verimli kullanımı için gerekli yapısal ve mevzuat düzenlemelerini gerçekleştireceğiz.

Yepyeni bir finansman modeli ve gerçek anlamıyla ‘’Özerk Sağlık Finansman Kurumu’’ oluşturulacaktır. BİZİM PARTİ’nin sağlık modelinde, vatandaşlarımızdan kesinlikle katkı payı alınmayacaktır.

ii- İnsan

 Nitelikli hekim ve yardımcı sağlık personeli yetiştirilmesi için akademik eğitimde gerekli

yenilemeyi gerçekleştireceğiz.

 Mevcutta yetersiz olan tıp alanındaki yan dal uzmanlıklarını arttıracağız.

 Hemşirelerin uzmanlaşmasını sağlayacağız.

 Kişi başına düţen hekim ve yardımcı sağlık personeli sayılarını Avrupa Birliği,

OECD ülkeleri ortalamasına nitelikli eğitimden ödün vermeden gerçekleştireceğiz.

 Tüm sağlık personeli sayılarını; merkez ve taşra teşkilatı ile I., II. ,III. basamakta

istihdam fazlasına yol açmayacak şekilde planlamasını yeniden düzenleyeceğiz.

Sağlık personelinin hizmet içi eğitimi desteklenerek geliştirilecek ve nitelikli iş gücü önceliğimiz olacaktır.

663 sayılı Sağlık Bakanlığı ve bağlı kuruluşlarının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile ortaya çıkan dağınık taşra teşkilatını hizmet odaklı ve bütüncül bir yapıya dönüţtüreceğiz.

iii- İşbirliği

Sağlık alanındaki hizmetlerin yaygın ve sonuç alınabilir olması için paydaşlarımız olan ilgili diğer bakanlıklar ve yerel yönetimler ile işbirliği içerisinde olacağız.

iv- Ulusal Sağlık Sigortası

Her Türk Vatandaşının; doğum öncesinden ölümüne kadar ücretsiz sağlık hizmetlerinden faydalanabilmesi için “Ulusal Sağlık Sigortası” kapsamına alınması sağlanacaktır.

Devletin sunduğu nitelikli sağlık hizmetinden her Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı ücretsiz ve kaliteli hizmet alacaktır.

Özel sağlık işletmelerinden ve Vakıf Üniversitesi hastanelerinden vatandaşlarımızın tam istifadesi için özel sağlık sigortalarının yeterli teşviki ile nesiller boyu etkin ve sürdürülebilir bir sağlık sisteminin kurulması temel hedefimizdir.

Koruyucu Sağlık Hizmetleri

Bu konu asıl önceliğimiz olacaktır. Kamu ve özel tüm I. , II. III. basamak tüm sağlık sunucuları koruyucu sağlık hizmetini benimseyerek sağlık hizmeti sunumunu sağlayacağız.

Gelişmiş ülkelerin bu alanda yakaladıkları istatistikleri gerçekleştireceğiz.

Mevcut Aile Hekimliği Sistemi’ni geliştirerek halkımızın I. basamak sağlık hizmetini alacağı kişi başına düţen Aile Hekimi sayısını 2.000 kişiye 1 hekimin altına indirerek poliklinik hizmeti odaklı değil Koruyucu Sağlık Hizmeti odaklı bir anlayışa geçiş yapacağız. Aile Sağlığı Merkezlerini hizmet sundukları vatandaşlarımızın bulunduğu bölge içinde yeterli sayıda, daha donanımlı ve sağlık sunumuna elverişli hizmet binalarında sağlık hizmeti verilmesini sağlayacağız.

Üreme Sağlığı ve Ana-Çocuk sağlığı hizmetleri sosyal politikalarımız içerisinde önceliklidir. Atıl olan mevcut merkezleri hem donanım hem de Kadın Hastalıkları ve Doğum ile  Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları uzmanları ile güçlendirerek tüm nüfusu kapsayacak yapılandırmayı gerçekleştireceğiz.

Bağışıklamada yüzde 100 oranını yakalayacağız ve ulusal aşı takvimini revize edeceğiz.

Kronik hastalıkların I. basamak sağlık hizmetlerinde takibini ve hastaların tedaviye uyum oranını arttırıcı yönde çalışmalar gerçekleştireceğiz.

Kanser taramalarını genişleterek 5 yıllık dönemde hedef nüfusun kanser taramasını % 70’in üzerinde gerçekleştirerek gerçek anlamda koruyucu sağlık hedefini gerçekleştireceğiz.

Sürekli ötelenen ve kapsam dışında kalan tüm kamu ve özel sektör çalışanlarının iş sağlığını koruyucu sağlık hizmeti anlayışı içinde kalarak bakanlık tarafından düzenlenecek yeni hizmet yapısı oluşturulacaktır.

İhmal edilmiş olan toplum ruh sağlığı hizmetlerini güçlendireceğiz. Bu merkezlerin yeterli bir rehabilitasyon hizmeti de verebilmesi için nitelikli personel yetiştirilmesini sağlayacağız ve merkezleri tüm yurda yaygın hale getireceğiz. Her türlü bağımlılıkla mücadele vatandaşımızı kendi kaderine asla terk etmeyeceğiz.

Sağlıklı bir nesil için ergen sağlığına yönelik yeni merkezler açarak bu konudaki eksikliği gidereceğiz.

Toplumda hızla ilerleyen obezite sorununu koruyucu sağlık hizmetleri çerçevesinde okul çağından başlayarak sağlıklı beslenmeyi ve fiziksel aktiveyi öğreten sağlıklı yaşam tarzı için gerekli önlemleri alacağız.

İlköğretim okullarında okul hemşireliğini geliştirerek olası ilk yardım hizmetini ve okullarda sağlık konusundaki bilincin çocuk yaşta gelişimi için eğitime destek olacağız.

Tam bir sağlık hali için sağlık okuryazarlığı konusunda vatandaşlarımızın bilinçlendirilmesi yönünde adımlar atacağız. Bu adımların sonuçlarını özellikle acil servislerdeki gereksiz yığılmalar ve sağlıkta şiddetin önlenmesinde alacağız.

Sadece hekimleri değil aynı zamanda eczacıların ve halkımızın da akılcı ilaç konusunda farkındalık ötesi uygulamalara yönelik çalışmalar yapacağız.

Serbest eczane eczacılarının koruyucu sağlık anlayışına dâhil edilmesini ve bu alanda gerekli eğitimler ile uzmanlaşmalarını sağlayacağız.

Koruyucu sağlık anlayışının yerleşmesi için medya daha etkin kullanılacak, bu konuda bakanlıkta ayrı bir birim oluşturarak daha verimli sonuçlar alacağız.

Çevre sağlığı konusunda ilgili bakanlıklar ve yerel yönetimler ile işbirliği içerisinde daha etkin sağlık hizmeti verilmesi amacı ile atıl olan bu birimi daha aktif ve kapsamı geniş olarak yeniden yapılandırılacağız.

Tüm medya organlarındaki sağlık ile ilgili toplumu hatalı bilgilendirme ve tanıtım yapılmasını engelleyecek düzenlemeleri gerçekleştirerek etkin uygulayacağız.

  1. basamak sağlık hizmetlerinin kapsamını genişleteceğiz. Artan acil ve poliklinik sayısını koruyucu sağlık hizmetleri ve I. basamak hizmetlerinin etkinliği ve de sağlık okur yazarlığını geliştirerek olması gereken seviyeye düţüreceğiz.

Bu alanı özel sağlık işletmelerine bırakmadan ve nitelikli ameliyat sayılarını olması gereken seviyeye çıkarmak için mevcut performans uygulaması dâhil gerekli radikal değişiklikleri gerçekleştireceğiz.

  1. basamak sağlık hizmeti binalarının ve fiziksel imkânlarının iyileştirilmesini gerçekleştireceğiz.

Çalışanların hak ettiği ve adil bir döner sermaye uygulaması getireceğiz, idari sistemi günümüzün şartlarını gözeterek revize edeceğiz.

III. basamak sağlık hizmetlerinde mevcutta var olan çıktı odaklı anlayışı değiştireceğiz. Akademik hastanenin birinci önceliği eğitim ve araştırma olacaktır. Ülkede uygulamaya girecek yeni teknolojiler özel sağlık işletmelerinden önce kamunun akademik sağlık ünitelerinde olacaktır. Akademik sağlık üniteleri birer araştırma ve geliştirme merkezi olarak öncülük yapacak, uluslararası alanda ki rekabette saygın yere yükseltilecektir. İnovasyona yönelik gerekli teşvikler sağlanacaktır ve suni, verimsiz bilim üretimini teşvik eden yapı ortadan kaldırılacaktır.

  • Üniversite hastaneleri mali ve idari özerk yapıya kavuşturulacaktır.
  • İhtisas hastanelerinin yenileri tüm yurdu kapsayacak düzende açılacaktır.
  • İş sağlığı konusunda ülke geneline yaygın sağlık üniteleri açılacaktır.

 

Özel Sağlık İşletmeleri ve Vakıf Hastanelerinin sağlık hizmetinde önemi büyüktür. Özel sağlık sigorta sistemi geliştirilerek bu alandaki girişimlerin sağlıklı gelişimi sağlanacaktır. Müteşebbislerin yeni alan açmaları için sağlık turizmi ve sağlık serbest bölgeleri için gerekli düzenlemeler yapılarak teşvik edileceklerdir. Hekim kadro sınırlaması kamu sağlık hizmetlerini aksatmayacak şekilde kademeli olarak serbest bırakılacaktır. Bu alanda oligopol tarzı bir anlayışa müsaade edilmeyerek kamu menfaatleri gözetilecektir.

İthal sağlık personelinin sağlık serbest bölgelerinde ve belli bir uzmanlık alanında maruf tıp bilim adamlarının akademik kurumlarımızda eğitime ve araştırma-geliştirmeye katkı sağlaması için istihdamı düzenlenecektir.

Özel akademik sağlık kurumlarında temel tıp bilimleri yeterli hale getirilerek özellikle nitelikli eğitimden asla ödün verilmeyecektir.

 

Sağlıkta önem arz eden aşağıdaki konular güçlendirilecektir;

Yurtdışında bilim hayatını sürdüren tıp bilim insanlarımızın ülkemize dönmesi için gerekli bilimsel altyapı oluşturulacaktır.

Değiştirilen askeri sağlık hizmeti sunumu mevcut gerçekleri gözeterek yeniden düzenlenecektir. Askeri I., II. ve III. basamak sağlık hizmetleri mevcut ihtiyaçlara cevap verecek hale getirilecektir.

Şehit ve gazilerimizin sağlık hizmeti alımında ki öncelikleri düzenlenecektir.

Kadın ve çocuklara yönelik şiddet ve  istismarların tedavi, rehabilitasyonu için özel sağlık merkezleri tüm yurtta açılacaktır.

Yaşlı sağlığına ayrı önem verilerek Geriatri Merkezleri tüm yurtta açılacaktır.

İş sağlığı için uzmanlaşma teşvik edilecek tüm kamu-özel çalışanlarını kapsayan hale getirilecektir.

Engelli vatandaşlarımızın sağlık hizmeti alımında kolaylıklar getirecek düzenlemeler ve uygulamaları yapılacaktır.

Evde sağlık hizmetleri kapsamı genişletilerek ihtiyaca gerçekl anlamda cevap verecek hale getirilecektir.

Acil sağlık hizmetlerinde ekip ve nokta sayısı arttırılarak ölçütler gelişmiş ülkelerin hedeflerine ulaştırılacaktır.

Adli Tıp Kurumu güçlendirilecek ve adli tıp hizmetinin sadece Adli Tıp uzmanlarınca verilmesi hedeflenecek ve de Adli Tıp Kurumu özerk hale getirilecektir.

Mültecilerin sağlık hizmeti alımı yeniden yapılandırılacak, özellikle Hudut Sahiller Genel Müdürlüğü bu alanda yeterli hale getirilecektir.

İlgili meslek odaları; Tabip, Diş Hekimliği, Eczacılık ve diğer sivil sağlık örgütleri ile sağlığı önceleyen anlayış içinde işbirliğine gidilecek ve alınacak kararlara ilgili meslek odaları da dâhil edileceklerdir.

Sağlık çalışanlarının çalışma koşulları ve özlük hakları iyileştirilecektir. Yıpranma payı hakları verilecek, emeklilik hakları layık olduğu seviyeye getirilecek ve ücret politikası hak ettiği seviyeye çıkarılacaktır. Sağlıkta görülen şiddetin önüne geçmek için gerçekçi önlemler alınacak ve sağlık mensuplarının saygınlığı arttırmaya yönelik adımlar atılacaktır.

Sağlık hizmetini sunan değerli çalışanlarımızın ülkemizin her köţesinde hizmet vermesi için mağduriyetleri farklı teşvik yöntemleri ile giderilecektir.

Uygulanmakta olan ve halkın sağlığını tehdit eder konuma gelen “performans uygulaması” düzeltilecek ve gereksiz işlem yapılması sonucunu doğuran sağlıkta ticari kar elde etmeye dönük davranış şekli önlenecektir.

Hasta haklarında evrensel ilkeler uygulanacak ve bu konuda bakanlıkta ayrı bir birimle konu yakından takip edilerek sağlık hizmetlerinin gelişimi amaçlanacaktır. Vatandaşımızın sağlık kendi sağlık geçmişine ait bilgilerine kolay ulaşımını sağlayacağız.

Kamu ve özel tüm sağlık kurumlarında ki vatandaşlarımıza ait sağlık bilgilerinin tam olarak ve güvenli ortamda saklanması sağlanacak ve bu verilerin belli yetkilerde ki sağlık profesyonellerinin gerekli olduğu kadarına erişimine izin verilerek kişiye özel tedavinin başarılı uygulanması sağlanacaktır.

 

IV-9) Kültür ve Sanat Reformu:
            Türkiye, her geçen gün maddi kaygıların ön planda olduğu, ruh ve mânâ dünyamızı zenginleştiren, süsleyen unsurların kenara itildiği bir ülke haline gelmektedir. İnsanımız renksiz, şiirsiz, içeriksiz ve estetik kaygıların önemsenmediği bir Dünya’da yaşamaya itilmektedir. Bu nedenle kültürün ve kültür politikalarının önemi her geçen gün daha da artmaktadır.

Her kültürel form kendi çağının anlayışını, zevkini ve estetiğini yansıtır. Kültürler, kendilerini iç dinamikleri ve kültürel alışverişlerle zenginleştirerek yenilerler. Bu anlamda geleneği olmayan ve kendi kimliğini özgün bir biçimde sunamayan kültürlerin yabancı kültürlerle rekabet etmesi zordur. Ülkemizin kültür ve sanat alanlarında göstereceği etkinlik, uluslararası camiada saygınlığımızı artıracaktır.

Ülkemiz, binlerce yıllık tarihin sonucu olan zengin bir kültürel birikim ve dokuya sahiptir.

Partimiz; Milli değerlerin korunup geliştirilmesi konusunda azami bir gayret içerisinde olacaktır. Yeryüzünde saf bir dil, musiki, mimari vb. bulunmadığı gerçeğinden hareketle kültürel etkileşimi bir zenginlik olarak kabul ediyoruz. Partimiz, milli kültürümüzdeki esas yapıyı, üslûbu koruyarak evrensel değerlerle milli kültür arasındaki etkileşimi en üst noktaya çıkarmayı amaçlamakta, gerçek bir çağdaş kültür atmosferi oluşturmanın bu yoldan geçtiğine inanmaktadır. Bu iki alanı, çatışma konusu olmaktan çıkarıp, her iki unsurun zenginliklerinden birlikte yararlanmak, kültür politikamızın temelidir.

Partimiz, kültürün taşıyıcı unsurları olan dil, edebiyat, folklor, musiki, plastik sanatlar, etnografya, sinema, temsil sanatları vb. alanlardaki mevcut yapıyı, yaklaşım ve anlayışı eksik ve sağlıksız bulmaktadır. Bütün bu alanlarda konuların uzmanları ve sivil toplum örgütlerinin de görüţlerinden yararlanılarak yeni ve doyurucu politikalar geliştirilecektir.

Plastik sanatlar ve Türk-İslam sanatlarının gelişimine özel bir önem verilecektir. Tüm sanat çalışmalarının gerçekleştirilmesinde yerel yönetimler ağırlıklı olarak öne çıkarılacak, konuyla ilgili tüm yasal düzenlemeler hızla yapılacaktır. Kültürel yozlaşma, müstehcenlik ve şiddet unsurlarının ön plana çıkarılması, kitabın hayatımızdan her gün biraz daha uzaklaşması, partimizin öncelikle mücadele edeceği konular olacaktır.

Ülkemizin kültür ve sanat zenginliğini tanıtan ve gelişmesine katkıda bulunan tüm projeler desteklenecektir. Yurt içi ve yurt dışında çok amaçlı kültür merkezleri ve kültür evlerinin yaygınlaştırılması desteklenecektir.

Kültürel etkinliklerde ve sanatta sansüre son verilecek; Uluslararası normlarda yargı kararlarına bağlı kalınarak, siyasal amaçlı veya keyfi yasak ve sansür, her türlü idari öndenetim kaldırılacaktır.

Sanat ve sanatçılar desteklenecek, özellikle telif hakları korunacak. Müzecilik kütüphanecilik modernleştirilerek, gelişmiş teknolojik olanaklarla yeniden yapılandırılacak, gezici kütüphaneler ve gezici tiyatrolar teşvik edilerek ülkenin her bölgesine asgari kültürel paylaşım sağlanabilecektir.

Tarihi kültürel değerlerin korunabilmesi için ortak bilinç geliştirilerek, gerekli kanuni düzenlemeler ve yaptırımlarla desteklenecektir.

 

IV-10) İnsan Hakları:

İnsan hakları; dış görünüţüne göre insan özellikleri taşıdığı için değil, davranışları insan olduğu için insanca davranışı hak eden herkes eşit, özgür ve onurlu yaşama hakkına sahip olmasıdır. Herkes, cinsiyet, ırk, renk, din, dil, yaş, tabiiyet, düţünce farkı, ulusal veya toplumsal köken, zenginlik gibi fark olmaksızın kanun karşısında eşittir.

İnsan Hakları Evrensel Bildirgesinde var olan temel hak ve özgürlükler eksiksiz uygulanacaktır. Temel hak ve özgürlükler Anayasa’ya ve Türkiye’nin taraf olduğu anlaşmalara uygun biçimde, yalnızca yasayla sınırlanabilir.

Yaşam hakkı ile insanlar arasındaki ortalama yaşam beklentilerde büyük farklılıklar olmaması için ekonomik ve sosyal önlemler alınacaktır.

Din, inanç, vicdan özgürlüğü ile herkesin inançlarını özgürce yaşamaya hakkı vardır.

Düţünce ve ifade özgürlüğü söz, yazı, resim ya da başka yollarla açıklama ve yayma hakkı, şiddet kullanılmasını teşvik etmedikçe, yakın ve açık tehlike oluşturmadığı sürece engellenemez. Suçu ve suçluyu övme, kötü amaçlı eyleme teşvik, düţünce ve ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilemez.

Toplantı ve gösteri yürüyüţü düzenleme hakkı; düţüncenin, bireysel veya kitlesel iletişim araçları ile toplantılarla, gösteri yürüyüţleri ile demokratik kitle örgütleri aracılığıyla gerçekleştirilebilir. Toplantı ve Gösteri Yürüyüţleri Yasası, ileri demokratik ülkelerdeki normlara uygun biçimde, özgürlükçü bir anlayışla yeniden düzenlenmelidir.

Yönetime katılma ve örgütlenme hakkı; siyasal partiler, sendikalar, dernekler, kooperatifler ve meslek kuruluşlarına üye olma ve yönetime katılma hakkı, çoğulcu ve katılımcı demokrasinin gereğidir. Bu gibi kuruluşlara üye olmak isteyenlerin önündeki engeller çağdaş ülkelerdeki kurallara uygun olarak kaldırılacaktır.

Hakların kategorileri doğrultusunda BİZİM PARTİ; kişisel ve siyasal haklar, ekonomik ve kültürel haklar, dayanışma hakları üzerinde çalışmaları arttıracak, kişilere insan onuruna yakışacak şekilde yaklaşacaktır.

Partimiz insani değerlere sonsuz saygılıdır. Bütün vatandaşlarımızın evrensel insan haklarına uygun yaşayabilmesi için çalışır. Partimizin hedefi; insan hakları alanında sadece yasalardan kaynaklanan sorunları çözmek değil, aynı zamanda uygulamalardan kaynaklanan sorunları da çözmeye çalışmaktır.

Uluslararası antlaşmalardaki yasalarla var olan azınlık hakları korunmalı, ancak toplum içinde yeni azınlıklar yaratılma girişimlerine karşı gelinmelidir. Bu sebepten, partimizin öncelikli politikası “insana saygı duymak ve insanın sahip olduğu değerleri” korunmaktır. Azınlık haklarına mutlaka kusursuz özen gösterilmeli ve vatandaşlık bağı ile toplum bütünleştirilmelidir.

Türkiye’de kadının iş hayatına, siyasi hayata ve sosyal hayata katılımı, AB ülkelerine oranla düţüktür. Bu oranın Türkiye’de de AB seviyesine getirilmesi ve kadının toplumdaki saygınlığının ve etkinliğinin arttırılması için gerekli çalışmalar yapılacaktır. Son yıllarda kadın cinayetlerinin artması ve bu hususta yeterince önlemler alınması partimizin en çok ilgileneceği konuların merkezine kadına yönelik şiddet ve kadın sorunlarını yerleştirmiştir. Bu hususta suç işlenmesini önleyecek vesuç işleyenleri en şiddetli şekilde cezalandıracak yasalar çıkarılmalıdır.

IV- 11) Çocuk Hakları:

Sağlıklı bir toplum; bedensel, ruhsal ve sosyal yönden sağlıklı bireylerden oluşur. Bireylerin tüm yönleriyle sağlıklı olabilmesi ise, çocukların çok yönlü gelişimine ve eğitimine önem vermek ve kaynak ayırmakla mümkündür. Yatırımların en etkilisi çocuklar için yapılan yatırımdır. Her yönden sağlıklı yetişmiş bir çocuk, gelecekte yaratıcı, üretici, çok yönlü düţünebilen, bilimsel problem çözme gücü yüksek, etkili iletişim kurabilen kendisi ve çevresiyle barış içinde yaşayabilen, mutlu bir yetişkin, hak ve sorumluluklarını bilen nitelikli bir vatandaş olacaktır. Sağlıklı yetişmiş çocuk değer yaratmaya adaydır. Toplumun gelişebilmesi, sağlıklı bireylerden oluşması ile mümkündür. Sağlıksız ve nitelikli eğitimden yoksun çocuk ise toplumun gelişmesini önleyecek en önemli faktördür. BİZİM PARTİ  olarak çocuklarımızın değerlerinin farkındayız. Amacımız çocuklarımıza daha aydınlık ve hür, yaşanabilir bir ülkeyi ve Dünya’yı miras bırakabilmektir. Ne yazık ki bugün dünyada çocuklar insan haklarına sığmayan birçok olaya maruz kalmaktadırlar, onlara daha iyi ve daha güvenli bir yaşam sunabilmemiz için onların sahip olduğu bu hakları bilmeli ve sonuna kadar sahip çıkmalıyız.

Birleşmiş Milletler  Genel Kurulu tarafından  20 Kasım  1989  tarihinde benimsenen  Çocuk Hakları Sözleşmesi  (ÇHS) 2 Eylül  1990  tarihinde de yürürlüğe girmiştir.  Türkiye  de dâhil olmak üzere 193 ülkenin taraf olduğu  sözleşmeye göre, on sekiz yaşın altında olanlar çocuk olarak tanımlanmaktadır. ÇHS’de özetlenen haklar, nerede olurlarsa olsunlar bütün çocuklar için geçerlidir. Çocuklarla ilgili bütün konularda, çocuğun yüksek yararı gözetilecektir. Devletler, çocukların haklarına eksiksiz biçimde saygı gösterilmesini sağlayacak önlemleri almakla yükümlüdürler.

Bu çerçevede ele alınan başlıca konular aşağıdadır.
– 
Ananın – babanın rolü ve sorumluluğu; bunun ihmal edildiği durumlarda ise Devletin

rolü ve sorumluluğu,

– Bir isme ve vatandaşlığa sahip olma ve bunu koruma hakkı,

– Yaşama ve gelişme hakkı,

– Sağlık hizmetlerine erişim hakkı,

– Eğitime erişim hakkı,
– Sosyal güvenlik hizmetlerine erişim hakkı,

– İnsana yakışır bir yaşam standardına erişim hakkı;
– Eğlence, dinlenme ve kültürel etkinlikler için zamana sahip olma hakkı,
– İstismar ve ihmalden korunma hakkı,
– Uyuşturucu bağımlılığından korunma hakkı,
– Cinsel sömürüden korunma hakkı,
– Ekonomik sömürüden korunma hakkı,
– Satış, kaçırılma ve zorla alıkoymadan korunma hakkı,
– Diğer suiistimal biçimlerinden korunma hakkı,

– İşkence’ den korunma hakkı,
– Özgürlükten yoksun bırakıcı uygulamalardan korunma hakkı,
– Silahlı çatışmalardan dolaylı veya dolaysız korunma hakkı,
– İfade özgürlüğü hakkı;
– Düţünce özgürlüğü hakkı;
– Din ve vicdan özgürlüğü hakkı;
– Dernek kurma özgürlükleri hakkı;
– Çocukların kendileriyle ilgili konularda görüţlerini dile getirme hakkı;
– Gerekli bilgilere ulaşma hakkı;
– Özel yaşamı saklı tutma hakkı.

Özel gereksinimleri olan çocukların hakları:
– Çocuk mülteciler;
– Özürlü çocuklar;
– Azınlık ve yerli gruplara mensup olan çocuklar gibi;
– Evlat edinme işlemlerinin belirli bir düzene bağlanmasını da kapsamak üzere aileleri

olmayan çocukların hakları.
– Rehabilitasyona özel bir önem verilmesi dâhil adil bir çocuk ceza adaletli sistemi

uygulanması.

Yukarıda işaret edilen hakları ülkemize taşırken, mevcut uygulanan standartları,  ÇHS standartlarından daha ileride olan ülkelerdeki standartları seçerek kullanmayı tercih edeceğiz.

 

IV-12) Kadınlarla İlgili Politikalarımız

Türkiye, kadın konusunda dünyada istisnai ve özgün tarihsel deneyime sahiptir. Kadınların ilerlemelerine ve güçlenmelerine ilişkin olarak günümüzde alınan bütün kararlarda ve uygulanan bütün politikalarda bu tarihsel deneyimin yansımalarını görmek mümkündür. Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulduğu 1923 yılını izleyen ilk 10 yılda gerçekleşen reformlar bir yandan kadının vatandaşlık haklarının korunmasını, diğer yandan Türk toplumunun yeniden yapılanmasını sağlamış, böylece büyük bir toplumsal değişim gerçekleşmiştir. En büyük reform 1924 yılında kabul edilen ve herkese eşit eğitim imkân sağlayan Tevhid-i Tedrisat Kanunu ile kız çocuklarının okula gönderilmesi gerçekleştirilmiş, 1926 yılında kabul edilen Türk Medeni Kanunu; 1930 Yerel, 1934 Genel Seçimlerinde kedınlara seçme ve seçilme hakkı vererek, kadınların seçimlerde oy kullanma hakkını birçok Batı ülkesinden önce tanımıştır.

Buna karşılık, ülkemizde, 21. yüzyıla geldiğimiz şu günlerde hala ‘’evli kadınlar çalışmasın’’, ‘’hiç erkekle kadın eşit olur mu’’ anlayışının hakim olduğu ailerler vardır. Aynı şekilde bazı kişiler “kadın iş hayatının dışında tutmaya” çalışılmaktadır. Bu ilkel düţünceler yüzünden her dört kadından biri şiddete uğruyor, öldürülüyor, çocuklar tecavüze uğruyor, küçük yaşta evlendiriliyor ve kadın erkek eşitliğinde ilerleme kaydedilemiyor.

Türk toplumunun yükselmesinin temeli taşı kadının eğitimidir. Kadının eğitimine önem verilmesi ve cehaletin önlenmesine yönelik yeni yasal düzenlemeler Bizim Parti tarafından getirilecektir.  Ülkemizde kanunlarla kadınlarımıza verilmiş kadın haklarının fiiliyata geçirilmesi için; eğitimle, sosyal ve kültürel çalışmalarla kadınlarımıza haklarını öğreteceğiz.

Cinsiyet ayrımcılığına son verecek toplumsal bilinçlenmeyi yaratabilmek için;  toplumun en temel birimi olan aileden başlayarak okul öncesi eğitimi ve tüm bireyleri kapsayacak şekilde ‘’Aile Eğitim Kurs Programları’’ uygulamaya konulacak ve var olanlar yaygınlaştırılacaktır.

Halk Eğitim ve Mesleki Eğitim Merkezlerinde kadınların, mesleki eğitim kurs programlarından yararlandırılarak ekonomik ve sosyal hayata katılmaları sağlanacaktır.

Kadınlar, sağlıklı ve istediği kadar çocuk sahibi olma konularında bilgilendirilmelidir. Bunun için;

  • Evlilik öncesi danışmanlık programları
  • Doğum öncesi bakım programı
  • Gebelikle ilgili bakım programları
  • Aile planlaması programları
  • Anne ölümlerini izleme programları
  • Üreme sağlığı hizmet içi programları uygulanmalıdır.

Geçici sağlık hizmetleri, evde bakım hizmetleri geliştirilmelidir. Kadınların iş gücüne katılmaları desteklenmelidir. Eğitim düzeyi arttıkça iş gücüne katılım oranları da artacaktır.

Kadınların çalışma yaşamına girmesi veya girdikten sonra niteliklerinin artırılması için örgün eğitimin yanında, yaygın eğitime de ihtiyaçları vardır. Bunun için yaygın eğitim programlarının her kadının kolayca ulaşabileceği düzey ve çeşitlilikte olması sağlanmalıdır.

Tarım sektöründeki kadınlar çoğunlukla aile işçisi konumunda olmaları nedeniyle gelir elde edememekte veya gelir azlığı nedeniyle sosyal sigorta kapsamına girememektedir. Tarım sektöründeki kadınların SGK kapsamına girmeleri sağlanmalı, özendirilmeli, kadınların çalışma hakları güvence altına alınmalıdır.

Kreş, gündüz bakım evleri v.b. sosyal destek kurumlarının sayıları artırılmalı ve yasalar yeniden düzenlenmelidir.

Kadın kooperatiflerinin desteklenmesi, yenilerinin kurulması sağlanmalıdır.

Kadınların siyasi karar mekanizmalarında temsil oranları yükseltilmeli, kadın hakları her alanda iyileştirilmelidir. Kadının olmadığı yerde kadın haklarına duyarlılık da azalmaktadır.

Kadına şiddet ve 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Yönelik Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun yeniden gözden geçirilmeli, ayrıntılar yeniden düzenlenmeli, kadınların, psikolojik, hukuk ve sosyal destek almaları sağlanmalı ’’KADIN SIĞINMA EVLERİ’’ sayısı artırılmalı, kadın şiddete karşı en büyük hassasiyetle korunmalıdır.

Kadın konuk evlerinde yaşayan kadınlar, mesleki kurslar yardımıyla hayatlarını devam ettirecek düzeye ulaştırılmalıdırlar. Kadınlara hukuk ve psikoloji alanlarında ücretsiz yardımlar verilmelidir.

Her ilde kadın örgütleri, emek örgütleri ve sendikaların ve kadın guruplarının katıldığı toplantılar düzenlenmeli, sorunlar yerinde tespit edilerek çözülmelidir.

Kadın girişimciliği desteklenmelidir. Hem ev eksenli kadının ve hem çalışan kadının emeği değerlendirilmelidir. Girişimcilik kursları düzenlenmelidir. Kadınlar hangi işi yapıyorlarsa ona yönlendirilmeli, mikro kredi çalışmaları sağlanmalıdır.

Türkiye’de kadın konusundaki pek çoğu uzun süredir devam eden sorunlara gerçekçi ve adım adım yaklaşılmalı daha sık saha çalışmaları ve araştırmaları daha sık yapılmalıdır. Sivil toplum örgütleriyle yapılacak işbirliği tüm sorunların tespiti ve çözümünde kolaylık sağlayacaktır.

Türkiye’de yapılan kadın çalışmalarının günlük hayata yansımadığı görülmektedir. Bu konudaki düzenlenen toplantı ve çalıştaylar da sorunların somut politikalara dönüţemediğini gösteriyor. Üzerinde anlaşmaya varılan politikaların ve özgürleştirmenin takibinin yapılmadığı ve tıkanıklık olan kısımlarda çözümler üretilmediği sürece Türkiye’de kadınlar ve kadın politikalarının çözümü mümkün görülmemektedir. Bu sorunları aşmak için ‘’Kadın İstihdam Atölyesi’’ başlığı altında kısa süreli çalıştaylar düzenlenecektir.

Türk kadınları eğitildikçe ve Atatürk’ün çizdiği yoldan gitmek suretiyle, kendilerine tanınmış olan hakların değerlerini daha iyi kavrayacaklar ve bu haklarını ellerinden almaya kalkışacak olan hiçbir gücün müdahalesine izin vermeyeceklerdir. Kadın haklarının ve toplumun bu konudaki sorumluluklarının farkına varanların, henüz bu haklardan yararlanamayan tüm kadınlara, çağdaş kadın haklarını anlatarak onları bilgilendirmeleri görevleri olmalıdır.

 

IV-13) Hayvan Hakları

 Doğayı paylaştığımız hayvan dostlarımıza yaşam fırsatı sağlanmalı, yaşam kaliteleri artırılmalıdır. Mevcut barınaklar iyileştirilmeli, sayıları artırılmalı, gereksiz hayvan ölümlerine yol açılmamalıdır. Sivil toplum kuruluşlarında gönüllü çalışan hayvan sever vatandaşlarımıza destek olacağız. Hayvanların deneysel çalışmalarda denek olarak kullanılması önlenmelidir. Sokak hayvanlarına insan olmayan vatandaş statüsü verilmelidir.

 

IV-14) Çevrecilik Hakları

  1. yüzyılda çevrenin korunmasının bir insanlık hakkı olduğunun bilincine varılması ve insanoğlunun ancak çevresi ile birlikte varlığını sürdürebileceği yaklaşımı ile çevrenin korunması için her türlü önlemler pozitif ve idealist bir yaklaşımla ele alınacak, uluslararası nitelikte en yüksek standartlar getirilecek fakat “çevreyi bahane ederek, önemsiz veya telafi edilebilir gerekçeler öne sürülerek, yatırımların gerçekleştirilmesine engel olunmasına izin verilmeyecek” ve bu konuda asla taviz verilmeyecektir.

Temiz çevre, korunan doğa ve çevre dengesi; “sağlıklı çevrede sağlıklı yaşam” demeketir.

BİZİM PARTİ  çevrecidir. BİZİM PARTİ, yeşile, çevreye, doğaya, küresel ısınmaya duyarlılığın partisidir. BİZİM PARTİ, gelişmenin hızlı, ancak doğa ve çevre ile dost kalarak sürdürülebilir olmasını öngörür. Kültür ve doğa mirasının korunmasına öncelik verir. Su kaynaklarının azalması, kirlenmesi, verimsiz ve yanlış kullanımları ile topraklarımızın çölleşmesi ve erozyonla yok olmasını azaltabilmek için çalışmalar yapılacak, yeryüzünün yeşil örtüsü ile canlı yaşamın birlikte oluşturduğu ekolojik dengenin bilinçsizce tahrip edilmesi engellenecektir. Teknolojik tercihlerde çevreyi koruma ön planda olacaktır. Çevre kirliliğinin önlenmesi ile ilgili teknolojilerin transferi ve üretimi desteklenecektir. Gelecek yıllarda olması öngörülen kuraklığın ülkemize verebileceği hasarı en aza indirecek projeler üretilecektir. Çevreyi kirletenlerin bedelini ödemesi için yaptırımlar düzenlenecektir. Kentleşme süresince altyapı çalışmalarının, kanalizasyon, arıtma tesislerinin yapılması zorunlu tutularak, göllerimizin, denizlerimizin, soluduğumuz havanın temiz kalmasına özen göstereceğiz. Kentleşme süresince ve teknolojik yatırımlar yapılırken ağaç kesimi konusunda düzenlemeler yapılacak ve gereksiz yere ağaç kesilmeyecektir. Tüm kent merkezlerinde, çöp ve atık rehabilitasyon projelerinin uygulanması sağlanacak, katı atıkların arıtılmasını düzenleyecek yasal ve kurumsal yapılanma gerçekleştirilecektir. Evsel ve kentsel ısınmada çevreyi koruma bilinci ön planda tutulacak, temiz çevreye uyumlu yöntem, teknoloji ve yakıtların kullanılması özendirilecek, tekrar kullanılması ve geri dönüţüm özendirilecektir.

 

IV-15) Sivil Toplum Kuruluşları Politikalarımız:

Örgütlenme ve toplanma özgürlüğü Anayasa’nın 33. ve 34. maddesinde yer almaktadır ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ile uyumludur. Dernekler ve Vakıflar Kanunları ile sivil toplum kuruluşları güçlendirilmiş ve Türkiye’de “sivil toplum kuruluşu” ilgili mevzuat ve politikalar bu hukuki altyapı sayesinde gelişmiştir. Toplantı ve Gösteri Yürüyüţleri Kanunu (TGYK) uygulamada toplumun beklentilerine cevap vermekten çok uzaktır. Demokratikleşme Paketi olarak bilinen Temel Hak ve Hürriyetler ile ilgili kanunlar ve TGYK’da yapılan değişiklikler yine halkın beklentilerini karşılamamaktadır. 2014 yılında Türkiye’de internet özgürlüğü “kısmen özgür” olarak değerlendirilmiştir. 2008 – 2014 yılı arasında yaklaşık 40.000 üzerinde web sitesine Türkiye’den erişim mahkeme kararları ve TİB’in idari tedbir kararları ile engellenmiştir.

  • Örgütlenme özgürlüğü alanında sivil toplumu ilgilendiren mevzuat dernek ve vakıfların faaliyetlerini daha özgürlükçü ve elverişli bir ortamda gerçekleştirebilmeleri için kanunlar yeniden düzenlenecektir.
  • “Sivil toplum” ve “sivil toplum kuruluşu” tanımları evrensel kıstaslar doğrultusunda ve katılımcı bir anlayışla yeniden hazırlanarak ilgili politika belgelerine eklenecektir. Yapılacak tanım dernek ve vakıfların dışında kalan platform, insiyatif, sosyal girişim, hibe veren vakıflar gibi farklı modelleri tüzel kişilik olarak tanımlayacak ve yeni toplumsal hareketleri dışlamayacak şekilde genişletilecektir.
  • Toplantı ve Gösteri Yürüyüţleri Kanunu, idareye geniş yetki sağlamakta ve hakkın kullanımını kısıtlamaktadır. TGYK yürürlükten kaldırılmalı ve hakkın kullanımını uluslararası standartlarla uyumlu hale getiren yeni bir kanun ile barışçıl her türlü toplantı ve gösterinin zaman ve mekân onayına dair kısıtlamalar kaldırılmalıdır.
  • İnternetin kullanım hakkının sınırlandırılmasına ilişkin hükümet ve kamu kurumlarına geniş yetkiler veren düzenlenmeler ifade özgürlüğünün sağlanması için çok sınırlandırılmalıdır.
  • 5651 sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun uluslararası standartlara uygun olacak şekilde revize edilecektir.
  • Kamu-STK işbirliği süreçlerini düzenleyen temel mevzuat ve politika belgeleri katılımcı şekilde hazırlanmalıdır. Tüm yasa yapım süreçlerine STK’ların katılımı şart olmalıdır.

 

 

 

 

V- EKONOMİ  PROGRAMI

            Ekonomi anlayışımız modern liberal ekonomidir. Türk özel sektörü milli sanayinin lokomotifidir. Türk sermayesinin güçlendirilmesi, milli sanayinin küresel bir güç haline gelmesi ve yeni istihdam imkânları yaratabilmesi için ucuz enerji, vergi indirimi, prim ve devlet desteği kesintisiz sağlanacaktır. Devlet, özel teşebbüslerin daha iyi ve etkin bir şekilde sunabilecekleri mal ve hizmetleri üretmekten kaçınmalı, bunun yerine piyasa ekonomisinin kurallarını tespit etmelidir. Devletin piyasa ekonomisinin işleyişine ve fiyat mekanizmasına müdahaleleri ancak gerektiğinde ve gerektiği kadar olmalıdır. Asgari ücretten vergi KESİNLİKLE kaldırılacak, asgari ücret, memur ve işçi emeklilerinin maaşları 3.000 TL’den başlatılacaktır. Türkiye’nin en önemli sorunu olan işsizlikle mücadele edeceğiz. Genç nüfusun ve kadınların istihdamı arttırılacaktır. Kadınları üst düzey yönetici, yetkili, milletvekili olarak hakettikleri yere taşıyabilmek için gereken çalışmalar yapılacaktır. Kadınların iş hayatına katılım payını %10’ lar seviyesinden % 50’ seviyelerine taşımak hedefimizdir.

Ev hanımlarının üretim potansiyellerinin ekonomiye kazandırılması için mikro-kredi politikaları ile desteklenmeli, iş edinme kursları ile meslek edinmeleri sağlanmalı, ürünlerinin sergilenmesi için yeni sergiler açılmalı ve böylece kadınların iş hayatındaki rolü aktifleştirilmelidir.

 

V-1) Avrupa Birliği:

Avrupa Birliği’ne üyelik için ,1996 yılında imzalanan “Gümrük Birliği Antlaşmasını” ve “imtiyazlı ortaklığı” ret ediyoruzAvrupa’da AB’ye tam üye olmadan Gümrük Birliği’ne giren hiç bir ülke yoktur. O halde başka milletlere verilen bu imkânlar Türk Milletine çok görülmemeli, bizlere de bu fırsat sunulmalıdır. AB yetkilileriyle görüţmeler yapılmalı, bu hususta ülkemiz adına yeni adımlar atılmalıyız. Parti olarak AB politikalarını geliştirip, AB’ye giriş sürecini hızlandırılacağız. AB ile ticaret yapacağız ama üvey evlat olmayı kabul etmeyeceğiz.

 

V-2) Yeni İstihdam Politikaları:  

Kamuda işe alımlarda torpil ve kayırmacılığa, taraf tutmaya, ayrımcılığa imkân verilmeyecektir. Ayrıca, işe alımlarda KPSS % 60 + Diploma notu % 20 + Herhangi bir yabancı dil % 20 = 100 formülü uygulanacaktır. Halkımızın ekonomik gücünün arttırılması, işsizlik ve yoksulluğun sona erdirilmesi için, ülkenin tüm imkânları seferber edilecektir. Türkiye’nin en büyük sorunu İŞSİZLİKTİR ve bu sorunu Devlet yatırımları ile çözeceğiz. Kalkınmanın TEK YOLU yatırımdır ve bunun için de TEK ŞART düţük faiz ve yüksek döviz kuru politikasıdır.

Meslek kursları açılmalı küçük ve orta ölçekli esnaflar desteklenmeli ve bu esnaflara kurslar verilerek kaliteleri arttırılmalıdır. Ülkemizde üretim, istihdam ve katma değerin oluşturulmasında önemli katkılar sağlayan esnaf ve sanatkârlar ile KOBİ’ler iktisadi ve sosyal yapımızın omurgasıdır. Partimiz esnaf ve sanatkârlar ile KOBİ’leri en etkin yöntemlerle destekleyerek ülkenin orta sınıfını yeniden inşa edecektir.

 

V-3) Özelleştirme Politikaları:

Ülkemizde özelleştirme silahsız bir işgale dönüţmüţtür. Özelleştirme siyasilerin “rüţvet kapısı” haline dönüţmüţtür. Özelleştirme basit bir mülkiyet devri değildir. Uluslararası sermaye ve şirketlerin egemenliği, topraklarımızda her geçen gün sınırlarını genişletmektedir.

Milli nitelikli olanlar dâhil, tüm ihalelerin yabancı yatırımcılara açılması, Milli Birlik ve Bütünlüğümüzü tehlikeye düţüren bir hareket, Türk firmaları için yıkım olarak değerlendirilmektedir.

Özelleştirilme adı altında devletin fabrikaları, yeraltı ve yerüstü tüm zenginlikleri yağmalanmıştır. Bu basit bir mülkiyet devri değildir. Yoksulluğun, işsizliğin, açlığın, savaşların hüküm sürdüğü bu günkü Dünya düzeninde, bütün olumsuzlukların kaynaklandığı nedenlerden biridir. Bu günkü şekli ile yapılan özelleştirmeler, ülkeyi savaş ganimeti olarak taksim etmeye benzer bir çehre kazanmıştır.

Hiçbir yabancı yatırımcının topraklarımızda, yerli şirketlerden alacağı pay % 49’ u geçmemelidir.

Özelleştirme, sosyal Devletin yok edilmesinin bir aracı olarak kullanılmaktadır. Bu nedenle özelleştirmelerin topluma yararı olmamakta, halkın ekonomik gücüne de katkısı bulunmamaktadır. Ekonomik gücümüz halka değil, iç ve dış odaklara hizmet etmektedir. Banka ve finans kuruluşlarının yarısından çoğu İstanbul Borsa’sının üçte ikisinden fazlası, sigorta şirketlerinin yüzde yetmişi, en büyük 500 şirketin yarısından fazlası, yabancıların eline geçmiş, yabancılar ülke siyasetini belirleyecek etkinliğe sahip olmak gibi tehlikeli bir güç kazanmışlardır.

Özelleştirme, ekonomide verimi arttırmak için ve Devleti sert rekabetçi ortamından uzaklaştırmak için uygulanır. Ülkemizde KİT’lerin özelleştirilmelerinde gereken ihtimam gösterilememiş, milletimizin mirası olan bu teşekküller satılırken kafalarda soru işaretleri kalmıştır. Bütün eski özelleştirme uygulamaları tekrar gözden geçirilerek değerlendirilerek eski özelleştirmeler mercek altına alınacak ve suçlular hâkim önünde hesap verecektir.

 

V-4) Milli İlaç Sanayi ve Eczacılık Politikaları:

Ülkemizde yıllar öncesi kurulan aţı ve ilaç fabrikaları kapatılarak dışa bağımlı hale gelinmiştir. İlk olarak kapatılan bu fabrikalar Devletin özel sektörü teţvikleri ile yeniden açılıp milletimize hizmet eder hale getirilecektir. Kimya ve eczacılık fakültesi öğrencileri burs ve eğitimle desteklenecek, milli ilaç firmalarımızın standartları iyileştirilecek ve bu hususta belli kıstaslarla desteklenerek iţ imkânları arttırılacaktır. İlaç geliţtirme ve patent alma AR-GE faaliyetleri desteklenecektir. Türkiye’nin ilaç stokları hastanelerle, sağlık kuruluşları ve Sağlık Bakanlığı ile beraber planlanacak, bütçeden her vatandaţa belli oranda pay ayrılacaktır. Yatalak ve bakıma muhtaç hastalar için evde sağlık hizmeti ve ilaç desteği verilecektir, ihtiyaç sahibinin haricinde hiç kimse bir baţkasının yerine ilaç alamayacaktır. Böylece ilaç stoklarımızı rasyonel kullanmayı planlıyoruz.

Milli ilaç sektörümüz yeniden canlandırılmalıdır. İlaç sektörü milli bir sanayiidir. Bu sektörün yok edilmesine seyirci kalınmamalı, sektör desteklenmelidir. Avrupa’nın tümünde 11.500 bitki çeşidi bulunurken, topraklarında 11.000’den fazla şifalı bitki (endemik) türünün yetiţtiği Türkiye, kendi ilaç, gıda takviyesi ve kozmetik sanayisini Devlet desteği ile kuracaktır. Ülke bitkisel kozmetik ve ilaç üretim merkezi haline getirilerek, ilaç hammaddesi olabilecek özellikli bitki tarımına odaklı sanayi programımızla uluslararası rekabete açık seviyeye taşınacaktır.

İlaçların halka ulaştırılmasında en önemli halka olan eczaneler desteklenecek ve sunulan hizmetin aksamaması için gerekli düzenlemeler yapılacaktır. Eczanelere ek külfet getiren, gelen reçete bedeli alımı sırasında tahsil edilmekte olan muayene ücreti alınması keyfiyeti kaldırılacak ve bu ücretin hastanede alınması sağlanacaktır. Eczanede çalışan personelin yeterli eğitim alması ve yetkilendirilmesi için kurslar ve sertifika programları düzenlenecek ve böylece eczanelerin halka daha güvenli hizmet verebilmeleri sağlanacaktır.

İlaç Sanayi, bağımsız bir ülke olmanın gereklerindendir ve ilaç sanayi BİZİM PARTİ  için stratejik bir alandır.

Rekabet gücü yüksek bir ilaç sanayi oluşturmak temel amacımızdır.

Bölgesinin en güçlü ilaç sanayine sahip olan Türkiye maalesef son yıllarda ihmal edilerek yeterli gelişimi gösterememiş ve yerli-ithal dengesi tutar bazında özellikle yüksek teknolojik ilaçların negatif etkisi ile cari açığa olumsuz etkilemektedir.

Dünya da Kuzey İrlanda, Güney Kore ve Hindistan ilaç sanayilerinin başarılarını uzaktan izlemek yerine bu atılımı yapacak bir devlet politikası oluşturacağız.

  • Yerli üretim teşvik edilecek.
  • İhracat teşvik edilecek.
  • Uygulamada olan maliyet odaklı anlayış ilaç sektörünü geriletmektedir. Hayati ilaçların eczanelerde bulunmamasına yol açan fiyatlandırma uygulaması revize edilecektir.
  • AR-GE teşvikleri yeterli miktara yükseltilecektir.

Yüksek katma değeri olan biyoteknolojik ilaç üretimine ayrı bir önem verilecektir, bu konuda sanayiciye gerekli ve yeterli imkânlar devlet tarafından sunulacaktır.

İlaç inovasyonunu sağlayacak klinik çalışmalar yeniden düzenlenecek ve mevcut teşvik-hibeler gerçekçi rakamlara yükseltilecektir.

 

V-5) Milli Sigorta Sistemi Politikaları:

Artan nüfus ile birlikte Devlet sağlık hizmetlerini yeterli kalitede sunamamaktadır. Bundan dolayı Devlet özel sağlık sigortalarını belli oranda desteklemelidir. Sigorta firmalarıyla görüţülerek özel sağlık sigortalarını vatandaşın daha fazla yararına olacak şekilde düzenleyeceğiz. Sigorta kapsamına özel şirketlerle ve özel ambulans firmaları ile anlaşarak araç sayısı arttırılmalı ve her ihtiyaç sahibine helikopter ambulans tahsis edilebilmelidir.

Milli bankacılık sisteminde olduğu gibi milli sigorta sistemimizi de güçlendirmek zorundayız.

 

V-6) Tarım Politikaları:

            BİZİM PARTİ  iktidarında, ülkenin en önemli konularından biri olan TARIMDA SİT ALANLARI kavramını gündeme getireceğiz. Tarım alanlarına el sürdürtmeyeceğiz, tarım alanlarına fabrika ve inşaat yapılmasını kesinlikle önleyeceğiz. Tarım ve hayvancılık yok olursa Türkiye’nin geleceği yok olur. Sanayileşme tarım alanlarının dışındaki alanlar üzerinde olmalıdır.

Türkiye yeniden kendisini besleyen bir ülke haline getirilecektir. Devlet köylüye dönüm başına belli miktar mazotu ücretsiz verecek ve bunun pratik kullanımı için köylüye plastik mazot kartı” verilecektir. Türkiye’de tarım ve hayvancılık politikaları iflas etmiştir. Ekonomide 2,5 kg tahıl 1 tavuğa eşdeğerdir. Türk çiftçisi borç batağına sürüklenmiş, tapuları yabancı bankalar tarafından ipotek altına alınmıştır.

Tarım ve hayvancılık sektörleri Devletin bütün imkânları ve faizsiz kredilerle destekleneceklerdir. Köylüye verilen mazot, tohum, gübre ve elektrikten vergi alınmayacaktır. Devlet tohum islâh istasyonları, gübre fabrikaları, kooperatif ve birlikler yeniden hayata geçirilecek, yabancılara bağımlı ne varsa, hepsi asgariye indirilip, aşağıya çekilecektir.

Devlet çiftçinin bütün tarım ürünlerine alım garantisi verecek, hayvancılığın tekrar canlanması ve enerji üreten çiftlik projelerinin hayata geçirilebilmesi için büyük “Besi ve Süt Model Çiftlikleri” kurulacaktır. Bu çiftliklerde ileri teknolojiler kullanılarak tarım ve hayvancılık yapılacak ve aynı zamanda enerji üretilecektir.

Üretimin en ucuz hale indirilip, rekabet gücünün arttırılması için kamu maliyesinin bütün imkânları seferber edilecektir. Köylünün tohum ihtiyacının tamamı Devlet tarafından karşılanacaktır. GDO’lu tohum ithalatı politikalarına son verilecektir. AYRICA,

– Köylüye 2 yıl ödemesiz tarım kredisi verilecek,

– Mayınlı arazilerin tamamı köylüye verilecek,

– Özel bankaların verdiği ve köylülerin ödeyemediği krediler Ziraat Bankası’na

devredilecek ve köylü borcunu Ziraat Bankası’na ödeyecektir. Tarım arazilerine ve köylülerin evlerine bankalar haciz işlemi yapamaz. Tarım arazileri yabancılara satılamaz (bu madde ABD kanunlarından alınmıştır). Tarım arazilerinde sadece tarım yapılır; fabrika kurulamaz.

En önemli reformlarımız olarak;

  • TÜTÜN: Gümrük ve Tekel Bakanlığı tekrar kurulacaktır.
  • Sigara fabrikaları yeniden açılacaktır.
  • Yaprak tütün işleme evleri yeniden açılacaktır.
  • Çay politikaları değişecek, kaçak çay önlenecek ve yerli çay ihya edilerek

Çay fabrikalar yeniden kurulacaktır.

  • TÜTÜN ve ÇAY’da KOTA KALKACAKTIR.
  • Özel ve Devlet sektörünün yerli sigara fabrikalarında yerli tütün kullanma

   mecburiyeti getirilecektir.

  • FINDIK politikası fındık üreticilerinin kuracakları kooperatifler ile yönetilecektir.

FİSKO BİRLİK yeniden kurulacak ve yönetim sadece fındık üreticilerinde olacaktır. Bağımsız kuruluş kimliğine kavuşturulacaktır. Fındık üretiminde Türkiye Dünya tekeli olmasına rağmen, Dünya Fındık Borsası Frankfurt’tadır. Bu Borsayı Türkiye’ye getireceğiz.

  • Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’na bağlı YAPAĞI ve TİFTİK Genel Müdürlüğü yeniden kurulacaktır.
  • Dünyaca meşhur Ankara tiftik keçisi yetiştiriciliği özenle korunacak ve geliştirilecektir.
  • Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da hayvancılık, arıcılık, el tezgâhları, Devlet destekli yapağı-tiftik, et kombineleri, çırçır fabrikaları, sigara fabrikaları teşvik edilecek, sınır ticaretinin bölgedeki vatandaşların lehine düzenlemeler sağlanacaktır.

Toprak ağalığına son vereceğiz. Devletin elinde bulunan ve üzerinde üretim yapılmayan bütün hazine arazileri makul ücretlerle veüretim yapma garantisi ile rasyonel tarım yapılabilmesi için gereken optimum büyüklükleri azaltilmamak ve kullanım hakları miras yolu ile bölünmemek şartıyla köylüye devir edilecektir. 20 yıl önce Türkiye, tarımsal üretimde satın aldığının tam 7 katını ihraç ediyordu. Şimdi, Türk çiftçisi perişan edildiğinden kendisini bile doyuramaz hale getirilmiş ve köylü büyük şehirlere göçe zorlanmıştır. Sonuçta sosyal dengeler bozulmuş, asayişsizlik tırmanışa geçmiştir. Hırsızlık, kapkaç, soygunlar, adam öldürme günlük hayatın bir parçası haline gelmiş, ülke sosyal bir bunalıma sürüklenmiştir.

Ülkemizde bugüne kadar hep ikinci planda tutulan tarım sektörü, milli gelire katkısı bakımından, çok önemli stratejik bir yapıya sahiptir. Türkiye bir tarım ülkesidir. Tarım sektörü sanayi üretiminin büyümesinde ve gelişmesinde lokomotif görevini üstlenecektir. Kalkınmamızı köyden başlatacağız. Türk çiftçisinin emeğine ve üretimine saygı temel felsefemizdir. Tarım işletmelerinde ölçekleri küçülterek başarılı olunması mümkün değildir. İstihdamın ve üretimin artırılmasının önündeki engelleri kaldıracağız. Üretimde çeşitliliği artırarak alternatif ürün yetiştirme konusunda çiftçilerimizi cesaretlendireceğiz. Şimdiye kadar uygulanan tarım politikalarının çarpıklığı sebebiyle çiftçilerimiz bırakın dünya çiftçileriyle rekabeti, kendi geçimlerini bile sağlayamama durumuna düţmüţtür.

Yeni bir tarım politikası oluştururken mutlaka;

  • Tarımda rekabet gücünü ve verimliliği artırıp, üretim maliyetlerini düţürecek,
  • Tarım işletmelerini ölçek ekonomisine uygun olarak geliştirerek, teknoloji ve tarımsal sanayi ile entegrasyonunu sağlayacak tedbirler alınacaktır.

Tarımsal Destekleme ve Garanti Fonu kurulacak, bütün tarımsal ve kırsal amaçlı kredi, sübvansiyon, teşvik ve desteklemeler bu fonun denetiminde yönlendirilecektir. Arazi toplulaştırılması süratle bitirilecektir. Ülkemizin şu andaki sorunu gerek miras, gerekse göç nedeniyle tarım arazilerinin her geçen gün küçülmesidir. Arazi toplulaştırılması yolu ile mevcut küçük çiftçilerimiz ve çiftliklerimizin yerini 500 hektar, 5000 dekar ölçekli araziler alacaktır.

Özellikle hayvancılığın geliştirilmesi için 1000- 10000 başlık Besi hayvancılığı ve Süt hayvancılığı gelişimi için çiftlik geliştirme proramları yapılacak ülkemizin ziraat mühendisleri, Veterinerleri bu seferberliğin parçası haline getirileceklerdir.

Yıllardır ihmal edilen Kümes Hayvancılığın da büyük ölçeklere geçilecek, özellikle yem fabrikaları kurulması ve işletilmesinde Devlet yapacağı planlamalarla ve kredi destekleri ile uyuyan devi uyandıracaktır.

Temel hedefimiz bölge halkının “Tarıma dayalı sanayinin” geliştiği yerlerdeki tekstil, makarna, şarap, bisküvi, çırçır, salça, bulgur fabrikası gibi büyük sanayi işletmelerinde işçi olarak çalışmasını, iş ve aş bulmasını temin edecek büyük tarım ve sanayi hamlesini gerçekleştirmektedir. Mevcut toprak dağılımı ile tarıma dayalı sanayinin geliştirilemeyeceğini ve kalkınmamızın lokomotif sektörü olamayacağını biliyoruz. Onun için önümüzdeki 5 yılda tarım sektörümüz için büyük fonlar yaratılarak Doğu ve Güney Doğu Anadolu’muza aktaracağız.

Çiftçimizi, üreticimizi asla yalnız bırakmayacağız. 100 dönümden büyük alanlarda, gerek toprak, gerek ağaç tarımı yapan çiftçilerimiz, bu ülkenin kaynaklarıyla okumuş ve kendisine hizmet etmeye hazır ziraat mühendislerini yanlarında bulacaklardır. Ayrıca, hayvancılık ile uğraşan çiftçilerimizin veteriner çalıştırmaları için her türlü Devlet desteğini sağlayacağız.

Artık “toprak işleyenin, su kullananın” dönemi başlayacaktır. Toprak ulusal kalkınmamızın ve refahımızın motoru olacaktır. Toprak ve su milletin malıdır ve ülkemizin refaha kavuşması için milletçe kullanacağımız araçlarımızdır. Çiftçimize sadece ürün fiyat farkı, tohumluk fiyat farkı verip, onu paraya mahkûm eden bir anlayış içinde olmayacağız. Çiftçimize;

  • Doğrudan tohumluk ürün desteği,
  • Doğrudan gübre desteği,
  • Doğrudan mazot desteği,
  • Doğrudan ilaçlama desteği,
  • Doğrudan her köye ziraat mühendisi ve veteriner çalıştırma imkânı,
  • Tarımda makineleşmeyi en üst düzeyde destekleyecek ve gerçekleştireceğiz.

 

Çiftçimizi aracıya, tefeciye, tüccara mahkûm etmeyeceğiz. Ürün hasadından sonra fiyat ilan eden, rekolteyi göremeyen bir Devlet anlayışı olmayacaktır. Devlet tarım ürünlerinde taban fiyatı ilan etmek mecburiyetindedir. 

Zirai ilaçlamada uçakla ilaçlama esas olacaktır. Tüm tarım arazilerimiz tam ve zamanında belli bir program dâhilinde uçaklarla ilaçlama yapılarak, ürünün asgari zararla üretilmesi sağlanacaktır. Keza, hayvanlarımızın aşıları ve sağlıklı ırkların üretilmesi için devletimizin elindeki tüm imkânlar seferber edilecek, gerek salgın hastalıklara karşı, gerekse ırkların gelişimi için hiçbir fedakârlıktan kaçınılmayacaktır.

Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu, gerekli yönetmelikler çıkarılarak etkin bir şekilde uygulanacak, toprak özellikleri, arazinin konumu ve toprak verimliliği indekslerine dayalı Türkiye’ye has bir arazi kullanım planlaması modeli geliştirilerek, bir “arazi sınıflama sistemi” oluşturulacaktır.

Tarım sektöründe en fazla su tüketen ekinlerin (pamuk, pirinç, şeker ve buğday) sürdürülebilir üretimine ayrıca önem verilecek, tarım ve tarıma dayalı sanayide suyun verimli kullanımı yönünde yenilikçi teknikler ve teknolojiler ülke çapında yaygınlaştırılacaktır.

Bitkisel üretimde çevre dostu üretim tekniklerine (iyi tarım uygulamaları, organik tarım vb.) ve çevre koruma önlemlerine önem verilecek, tarımda ürün destekleme politikaları, ürün deseninde değişiklik/çeşitlilik iklim değişikliğinin etkileri dikkate alınarak belirlenecektir. Özellikle dış pazarlara yönelik yeni meyve ve sebze çeşitleri geliştirilerek, yüksek verimli ve üstün nitelikli tohumluk üretimi yaygınlaştırılacaktır. Tarımsal üretimde gıda güvenliği esas olacaktır.

Günümüzde değişimin en yoğun yaşandığı alanlar, katma değer oranı yüksek ileri teknoloji sektörleri olan iletişim, bilişim ve biyoteknoloji alanlarıdır. Tarım sektöründe, bu alanları kapsayan ve onları da aşan bir model hayata geçirilecektir. Bilgi teknolojisini tarıma uygulayan tarımsal teknoparklar, tarımdan nihai ürüne kadar tarımsal üretim ve tarım sanayini aynı çatı altında buluşturan entegre tesislerdir. Temel amaç, uygun eğitim desteğini sağlayıp daha ucuz ve kaliteli ürün alarak, ihracatı artırmak ve istihdam yaratmaktır.

             İnsanlığın geleceğini düţünen insanlar: Bu toprakların kendilerine ait olmayıp, kendilerine torunlarının emaneti olduğunun bilinciyle davranmaktadırlar. Doğal tohumlara yöneleceğiz ve bu tohumları gelecek nesillere aktarmak için “tohum bankaları” kuracağız. Yabancı ülkelerden tohum ithalatını yasaklayacağız.

Tohumculuk mevzuatı çiftçinin lehine yeniden düzenlenecek, kapatılan Tohumculuk Enstitüsü yeniden yapılandırılarak kurulacaktır. Ülkedeki tohumların marka-patent mevzuatı gereği tescil işleri tamamlanmadan uluslararası pazarlara çıkmaması için yeni düzenleme yapılacaktır.

Batıdaki örneklerine uygun ürün borsaları yaygınlaştırılarak üreticinin emeğinin karşılığını alması sağlanacaktır. Özellikle ürün borsalarının bilişim altyapısının kurularak çalışması sağlanacaktır. Bu borsaların dünya borsalarıyla entegrasyon sağlanacaktır. Ürün borsaları sayesinde pazar oluşacak, oluşan rekabetle üreticiler kazanacak, elektronik ticaret fırsatı yakalanacaktır. Fındık, Çay, Pamuk, Kuru Üzüm, İncir, Zeytin Pancar, Ayçiçeği gibi mukayeseli üstünlüğe sahip olduğumuz ürünlere yönelik özel teşvikler sisteme sokulacaktır.

Türkiye’nin biyogüvenliği açısından birincil önem taşıyan genetik yapısı değiştirilmiş ürünlerin ve tohumların ithalinin, üretiminin, tüketiminin yasaklanması yönünde düzenlemeler yapılacaktır. Bu yönde mevcut mevzuat gözden geçirilecek, çevre alanındaki uluslararası taahhütler ve sivil toplum kuruluşlarının görüţleri dikkate alınacak, önlemler geliştirilecektir. Yerel kaynaklı bitkisel ve hayvansal gen kaynakları korunarak geliştirilecek, bunların kirlenmesine ve yok olmasına izin verilmeyecektir.

İklim değişikliğinin ekolojik afetler tanımıyla sel, kuraklık, susuzluk, toplu ölümler, iklim ilticaları (göçleri) gibi sonuçları yakın, orta ve uzun dönemler göz önüne alınarak dikkate alınacak, hemen her alanda ve iklim bağımlı sektörlerin (tarım, enerji, ormancılık, turizm) etkilere dayanıklılığı ve uyumu için fırsatları da içeren stratejiler ve eylem planları hazırlanacaktır. Bu çerçevede su kaynaklarının yönetimi tarım ve tarım-sanayi sektöründe su kaynakları girdi kontrolü, ürün desenlerinde değişiklikler için yasal, kurumsal ve teşvik mekanizmaları oluşturulacaktır.

Balıkçılık politikaları balıkçıların geçim sıkıntıları öncelikli olarak dikkate alınarak geliştirilecektir. Denizlerde, hassas alan niteliğindeki kapalı koy ve körfez alanlarındaki balık çiftliklerinin yer seçimi, balıkçılık ekonomisini ve yöre insanının geçim kaynakları da dikkate alınarak çevresel kriterler doğrultusunda yapılacaktır. Tarımsal desteklemeler tek bir kurumdan yönlendirilecek, kırsal kalkınma projeleri ve tarımsal desteklemeler eşgüdümlü olarak uygulanacaktır.

Orman köylümüzün Orman envanterinden yararlanması ile ormanlarımızın sağlıklı bir şekilde ayıklanması ve orman sahalarının geliştirilerek korunması Devletimizin asli görevi haline getirilecektir.

            Yüksek bir orman örtüsüne sahip ülkemizde arıcılık faaliyetlerinin gelişimi konusunda Devletimiz yeterli düzenlemeleri yapmayarak arıcılığı kendi haline bırakmıştır. Arıcılık bizzat Devlet eliyle desteklenecektir.

 

Bölgesel Ekonomi Programlar:

Fındık, fıstık, incir, kayısı gibi tarım ürünlerinin değerlendirilmesi ve köylünün daha fazla gelir elde edebilmesi için üretici kooperatiflere büyük destek verilecek ve ihracatın köylüler tarafından yapılabilmesi için meslek eğitim programları gerçekleştirilecektir. Bölgelerin ekonomik programları değişik etkinliklerle tanıtılmalıdır. Farklı kültürlerdeki vatandaşlarımızı birbirleriyle kaynaştırıcı ekonomik programlar uygulanmalı, Bölgeler arasında işbirliği kesintisiz olmalıdır. Bölgeler arasında sürekli iş gücü eğitimi, üretim ve yatırım konusundaki yeniliklerle ilgili bilgi akışı sağlanmalıdır.

BİZİM PARTİ, aşağıdaki tarım programlarını hayata geçirecektir.

1) Tarım yapılan alanlarımızın büyük bir bölümü, zararlılara karşı kullanılan pestisitlerle ve kimyasal maddelerle tamamen kirlenmiştir. Üretici bilinçsizce, standart dışı ve kimyasal madde içeren ürünlerle tarım yapmaktadır. Bu durumda üretilen ürünler hem üretici hem de tüketici sağlığına zarar vermektedir.

2) Haşerelerle mücadele için kullanılan zehir içerikli kimyasallara “Tarım İlacı” ibaresi yazılmayacaktır. “İlaçlama zamanında ve usulüne göre yapılmazsa üreticiyi ve tüketiciyi öldürür” ibaresi yazılıp, ilacın hangi zehiri ihtiva ettiği belirtilecektir.

3) Zirai uygulamalar sürecinde üretici, ziraat odaları ve yetkili kişiler ile temas içinde olup senkronize çalışılmalıdır.

4) Köylerde uygulamalar kadrolu görev yapan Ziraatçi ve Veteriner kontrolünde yapılmalıdır. Her görevli ziraatçi orta büyüklükteki 20 çiftçiden sorumlu olacaktır. Böylece çiftçi sayısına göre ziraatçi tahsis edilecektir.

5) Ziraat Mühendisi ve Ziraat Teknisyeni ihtiyacı için eleman yetiştirilerek açık kapatılacaktır. Ziraatçiler pirimlerden ve döner sermayeden gelir sağlayacak ve Bitki Üretimi Bilim Kurulu kurulacaktır.

6) Bitki Üretim Bilim Kurulları tarafından sürekli bilgilendirilecek ve ziraatçiler denetiminde üretim yapılacaktır. Çağdaş tarım teknolojileri takip edilecek ve dünyadaki yeniliklerin aynısı ülkemizde hayata geçirilecektir.

7) Kimyasal madde kullanılan topraklar organik gübre ve bakteri gübresi kullanılarak % 95 oranında temizlenecek ve temizlenen topraklarda organik veya doğal tarım uygulamaları yapılacaktır.

8) Kirlenen toprakların temizlenmesi için çiftçiye gerekli olan bakteri gübresini çiftçilerin çok ucuza alması sağlanacaktır.

Hobi Bahçeleri:

Tarım Müdürlüklerinin kontrolünde hobi bahçeleri projesi hayata geçirilecek, böylece isteyen vatandaş toprakla buluşacak ve kendi ihtiyacı olan ürünü yetiştirmiş olacaktır.

Hazine arazileri hobi bahçeleri için planlanabilir. Her resmi daireye ayrı bir hobi bahçesi tahsis edilebilir. Bu uygulama hem insanlarımızın kaynaşmasını, hem tarıma katkı ve hem de sağlıklı ürüne kavuşmalarını sağlayacaktır.

Gençlere, öğretmenlere çiftliklerde çalışabilmeleri, aynı zamanda tatil yapabilmeleri ve gelir sağlamaları için düzenlemeler yapılacaktır.

Zirai Tatil Köyü Projeleri:

Klasik tatillerden sıkılmış insanlar farklı tatil seçenekleri aramakta unutulmayacak tatiller yapmak istimektedirler. Ekolojik tarım yapılan alanlarda hem tatil yapacak hem de çalışacak çok sayıda yabancı ve yerli tatilci vardır. Zirai tatil projeleri ülkemize turist çekecektir.

Çiftçi devlete küsmüţ durumdadır. Çiftçiyi devletle barıştıracağız. Çiftçinin yüzü güldürülmelidir. Halen pazarlarda tarım ürünleri satan pazarcılara uygulanan insafsız ve akıl almaz yükseklikte cezalar vardır. Örneğin, bir pazarcıya Pazar tezgâhı için 50.000 TL ceza gelebilir mi? Bu tarz insafsız uygulamaların bir çok örneği vardır.

Çiftçi devlete küsmüţ durumdadır. Çiftçiyi devletle barıştıracağız. Çiftçinin yüzü güldürülmelidir. Günümüzde çiftçimize kabul edilemez oransız cezalar uygulanmaktadır.

Devletle davaları devam eden tüm çiftçilere genel af getirilecektir. Çiftçinin borcu silinecektir. Çiftçi yalnız bırakılmayacaktır.

Çiftçiye destek verebilmesi içinziraatçılar sürekli bilgilendirilecek yeni teknolojiler konusunda eğitilecek ve her türlü denetim yapılacaktır. Ürün verimliliğine göre çiftçiye pirim verilecektir. Kooperatifler yeniden hayata geçirilecektir.

Türkiye’nin belki de en büyük sorunlardan birisi kimyasal maddelerle kirlenmiş tarım alanları ve bu topraklardan elde edilen ürünleri tüketen halkın sağlığının bozulmasıdır. Sağlığı bozulan halkı hastane kapasitelerinin dolmasına yol açmaktadır.

Koruyucu sağlık hizmetleri için gerekli yasalar çıkarılmalıdır.

Kirlenmiş, kalıntı kalmış toprakların % 95’e kadar temizlenmesi mümkündür. Bu temizliğin gerçekleştirilebilmesi için çalışmalar acilen başlatılacaktır.

Ülkemizde halen Japon teknolojisi ile üretilen bakteri gübresi satışı yapılmaktadır. Ne yazık ki bu ürünün KDV oranının % 18 ve pahalı bir ürün olması çiftçinin alım gücünü aşmaktadır. Çiftçilerimizin çoğunluğu zaten bu ürünün ne işe yaradığı ve ürünün kendisini tanımamaktadır.

Bu yüzden bilinen eski ve kolay yöntem olan suni gübre = zehir kullanımını seçilmektedir. BU DÜZEN MUTLAKA DEĞİŞTİRİLECEKTİR.

 

BİZİM PARTİ’nin Çiftçiye ve Köylüye TAHAHHÜTÜDÜR.

  • Kirlenmiş topraklarınızı temizleyecek sistem getireceğiz.
  • İsteyen herkes topraklarında organik tarım veya iyi tarım (Ekolojik tarım) yapabilmesine olanak sağlayacağız.
  • Yerli tohum temini devlet tarafından yapılacaktır.
  • Gelir getiren bitkiler önerilecek (Kurt Üzümü, Lavanta, Yaban Mersini vs.) desteklenecektir.
  • Suni gübre mümkün olduğunca kullanılmayacaktır.
  • Organik gübre ve Bakteri gübresi kullanılacaktır.
  • Bakteri gübresi ülkemizde üretilecek, köylümüze ve çiftçimize BEDAVA Bakteri Gübresi ve Organik Gübre dağıtılacaktır.
  • Üretilen ürüne ürün alma garantisi verilecektir.

Günümüz Türkiye’sinin Tarımsal Tablosuna Genel Bir Bakış:

Ülkemizde milli bir tarım politikası geliştirmeliyiz. Tarımda kullanılan girdilerin dışa bağımlılık oranlarını azaltmalıyız. Tohum, gübre, ilaç, tarımsal alet ve makinalarda yerli üretim teşvik edilmeli, montaja dayalı sanayiiden, üretime dayalı sanayiye geçmeliyiz. Ekolojik şartların çeşitliliği, iklim yapısının değişken olması tarımsal üretim yapılan tarım arazilerinin toprak yapısının büyük farklılıklar göstermesi ürün çeşitliliği içi ürün çeşitliliği sağlanabilmesi için bir avantajdır. Bu avantajları kullanmalıyız. Arazi ıslahı Cumhuriyetimizin ilk yıllarında o günlerin elverişsiz koşullarında bile yapılmıştı (Devlet Üretme Çiftlikleri). Arazi ıslahına hız verilmelidir.

  • Meralarımız korunup ıslah edilmeli, mera ve tarım arazileri üzerine bilinçsizce inşa edilen konut v.b. yapılaşmalara izinler verilmemelidir.
  • Sulama suyu kaynakları kullanımı bakımında halkımız bilinçlendirilmeli, tarımsal ürünlerimizi taşkınlardan ve kuraklıktan korumak için tedbirler alınmalıdır. Suyu ve gübreyi doğru ve bilinçli kullanarak kaynak israfına engel olmak zorundayız.
  • Modern üretim metotları ile ilgili bilgiler üreticiye anlık ulaştırılmalı, AR-GE çalışmalarına hız verilmelidir.
  • Üretim ve pazarlama aşamalarındaki üretici örgütlenmesi en üst seviyeye çıkartılmalı, üretici kooperatifleri desteklenmelidir.
  • Ürünlerin pazarlanması sırasındaki süpekülatif kazançların önlenerek üreticinin korunması için pazarlamanın kooperatiflerin disiplinli organizasyonlar ile yapılması gereklidir.
  • Tarım arazilerinin parçalanarak, optimum büyüklüğün altına düţmesi mutlaka ve kısa zamanda ortadan kaldırılmalıdır.
  • Devletin üretim planlaması yapması zorunludur. İç tüketimde dışa bağımlılıktan kurtulabiliriz. Üretimimizi dış piyasaların ihtiyacına yönelik olarak üretim yapabiliriz.
  • Modern üretim ve pazarlama: Üniversitelerin ve Araştırma Kuruluşlarının, Üreticilerin ve Pazarlama kooperatiflerinin işbirliği ile sağlanmış olacaktır.
  • Bilinçsiz gübre ve ilaç kullanılması, toprakların kirlenmesi ve elde edilen ürünlerde kimyasal madde kalıntısı bulunması ürün maliyetlerini artırmasının yanı sıra tüketiciye sağlıksız ürünler sunulmasına yol açmaktadır. Organik Ürünlerde talep çoktur.
  • Genetiği Değiştirilmiş Organizmalı (GDO) ürünlerin insan ve hayvanlarca tüketilmesinin acilen yasaklanarak önlenmesi gerekmektedir.
  • Artan Dünya nüfusunu nasıl besleyebiliriz? Kaygısı bilim insanlarını arayış içerisine sokmuştur. Birim alandan daha fazla verim alabilmek için tarım verimliliğini arttırmak adına hibritleme ve sonrasında genetiği değiştirilmiş ürün çeşitliliğine yönelinmiştir. GDO’lu ürünler bazı engelleyici önlemlere rağmen önemli bir pazar payına sahiptir. Bilim insanlarının bu konuda büyük endişeleri vardır. Avrupa Birliği GDO’lu ürünlerin Avrupa’da kullanımını yasaklamıştır. Uluslararası tekeller adına hareket eden bazı bilim adamları GDO’nun hiç bir zararı olmadığını açlığa çare olduğunu savunurken, diğer bazı bilim insanlarıda GDO’lu ürünlerin insan ve hayvan sağlığına zararlı, ileride telafi edilemez kötü sonuçlar yaratacağını savunmaktadırlar.
  • Oysa israfın önlenmesi, gıdada konusunda piyasa ekonomisinden vazgeçilmesi ve daha fazla faydası olan doğal ürünlere yönelinmesi daha insani bir önlem olarak kabul edilmektedir.

Doğal tohumlara yönelinmeli ve gelecek nesillere genetiği değiştirilmemiş tohumlar aktarmak için “Tohum Bankaları” kurulmalıdır.

  • Bilinçsiz gübre kullanılması ile hem milli gelir kaybımız olmakta hemde topraklarımız çoraklaşmaktadır. Gübrelemeyi doğal hale getirmeliyiz. Böylece hem üretim maliyetimiz düţ Hemde sağlıklı ürünler elde ederek, sürdürülebilir tarım yapmış olacağız.
  • İlaç tekellerininde yönlendirmesi ile yoğun olarak bilinçsiz tarım ilaçları kullanılması ürünü doğayı ve atmosferi kirleterek bir anlamda adeta insanlığın sorunun hazırlamaktadır.
  • Oysa doğal dengeye uyumlu davranarak, haşere ve patojenlerle doğadan esinlenerek mücadele edersek ve faydalı Mikroorganizmalar ve Pradatörler kullanarak üretim yaparsak sağlıklı nesiller yetiştirebiliriz.
  • Tarım alet ve makinaları kullanma konusunda köylüyü çiftiyi bilinçlendirmeliyiz. Bilinçsiz kullanım yüzünden her işletmenin alet ve makina çöplüğü oluşmuştur. Çalışır durumdaki alet ve makinalarda düţük kapasite ile çalıştırılmaktadır. Ortak kullanımlı makine parkları ve kooperatifleşmeyle bu durum iyileştirilebilir.
  • Üretimi Planlanmak zorundayız. Arazi alt yapısı buna uygun hale getirilmelidir. Toplulaştırma, mera ve tarım arazilerinin islahı v.b. tedbirler alınmalıdır.
  • Tohumda uluslararası tekellerin kıskacından kurtulmalıyız. Kendi tohumumuzu üretebilir hale gelmeliyiz.

 

 

V-7) Hayvancılık Politikaları:

Ülkemiz hayvancılığının makro ve mikro düzeyde yeniden ele alınmasına, belirli bir program ve planlama doğrultusunda çağdaş hayvancılık politikalarına ihtiyaç bulunmaktadır. Hayvancılık ivedilikle çok güçlü politikalarla desteklenecektir. Bu destekler bölgesel değil sektörel olacak, rekabet ve verimlilik açısından büyük hayvancılık işletmeleri ile ürün işleme tesislerinin kurulması için devletimizin yapması gerekli hukuki ve fiziki bütün düzenlemeler süratle yerine getirilecektir. Yüksek verimli ve üstün vasıflı hayvan ırklarının sayılarının artırılması için, büyük ölçek ekonomisine uygun, damızlık işletmelerinin kurulması teşvik edilecektir. Büyük ölçekli (örneğin 1000 adet) büyük baş hayvan çiftliklerin kurulması desteklenecek, özellikle dünyadaki ünlü ırkların ithaline yönelik programlar uygulanacaktır. Ayrıca kümes hayvancılığında asgari 3000 adetlik hayvan çiftlikleri kurulmasına öncülük edilecektir.

Alıcı ve satıcının aracısız işlem yapabileceği “Damızlık Hayvan Borsası” nı oluşturacak bütün tedbirler alınacaktır.

Büyükbaş hayvancılık geliştirilirken özellikle Doğu Anadolu’da meraların korunmasına öncelik verilecek şekilde planlama yapılacak, dolayısıyla mera hayvancılığı geliştirilecek, işin çevresel boyutları da düţünülerek planlama yapılacak ve hayvancılık organize sanayi bölgeleri kurulacaktır.

Ülkemizin özellikle belirli bölgelerinde hayvancılık hala ilkel yöntemlerle yapılmaktadır. Dünya’da hayvancılık yöntemleri çok ilerlemiş, kapalı ahırdan açık ahıra, bağlı sistemden serbest dolaşım sistemine geçilmiştir. Ne yazık ki ülkemizdeki yetiştiriciler bu bilgi ve beceriler yeterince sahip değildirler. Bu nedenle önemli kayıplara neden olan hayvan hastalıkları (tüberkiloz, bruselloz, mastitis) yaygın olarak görülmektedir. Yetiştiriciler “herşeyin başı eğitimdir” felsefesi ile görsel ve uygulamalı eğitime tabi tutularak bilinçlendirilmelidir. Ülkemiz hayvancılığının en önemli sorunu yem giderleridir. Yem bedelleri hayvancılık işletmelerinde giderlerin yaklaşık % 70’ini oluşturur ve pahalı yem üretim maliyetini yükselterek kar oranını düţürür. Yüksek yem maliyetleri işletmenlerin zarar etmesi ve kapanmasına neden olur.

Ancak kaba yemini kendi üreten ve kesif yemini kendisi hazırlayan işletmeler kar edebilmektedir. Yem fiyatlarının sübvanse edilebilmesi hayvancılığın gelişiminde önemli bir katkı sağlayacaktır. Türkiyede yıllarca yapılan ve hala devam eden canlı hayvan ve et ithalatı hayvancılık sektörünü olumsuz yönde etkilemiştir. Binlerce düve ve inek mezbahalarda kestirilmiş ve buna bağlı olarak besi materyali olan erkek buzağı sayısında önemli kayıplara neden olunmuştur. Bu durum kırmızı et sorununun ortaya çıkmasına, et fiyatlarının artmasına ve yeniden et ve süt hayvanlarının ithalatına yol açmaktadır. Elimizdeki mevcut ırkları; yüksek süt ve et özelliğine sahip ithal dondurulmuş spermalarla ıslah ederek ülkemiz koşullarına uyumlu, verimi yüksek, hastalıklara karşı daha dirençli ve yemden yararlanma oranı yüksek sürüler elde etmeliyiz. Ülkemizde Karacabey harasında Hollanda’dan getirilen Montofon ile Karacabey esmeri 30 – 40 yıllık melezleme süresi sonucunda esmer Montofon elde edilmiştir. Günlük 30 – 40 litreye kadar süt veren bu ırkın yeniden çoğaltılması için gerekenler yapılmalıdır. Hayvancılığın gelişmiş olduğu ülkelerde, Holstein ırkında görülen infertilite (hastalıklara karşı dirençsizlik) buzağı ölümleri gibi nedenlerden dolayı sağlam, dirençli, fertilitesi ve sütteki yağ ve protein oranı yüksek İskandinav ırklarıyla kontrollü melezleme yapılarak, sağlam ve sütverimi yüksek sürüler elde edilmektedir. Bu yöntem benzer sorunları fazlasıyla yaşayan holstein süt işletmeleri içinde uygulanabilir. Ülkemiz hayvancılığının gelişmesi için en önemli unsurlardan biride suni tohumla sorunudur. Bu uygulama ülkemizin bütün bölgelerine yaygınlaştırılmamıştır. Batıda bu sistem belli oranda tutmuş, ancak Doğu ve Güneydoğu Bölgesinde yeterli seviyeye erişilememiştir. Yetiştiriciler ve köylüler, ineklerde kızgınlık ve tohumlama zamanı ile ilgili uygulamalı eğitimle bilgilendirilecek ve böylelikle gebelik başına uygulanan metotlarda verimlilik arttırılacaktır.

AB yasaları gerekçe gösterilerek aile hayvancılığının ve kuş gribi bahanesiyle köy tavukçuluğunun yok edilmesi kabul edilemez.

Yeni şehirleşme yasalarının uygulandığı illerde köyler mahalle olmuş, böylelikle gayrisıhhi müessese kapsamına giren hayvancılık işletmeleri kapanma noktasına gelmiştir. Bunların yerine devletin çeşitli destek ve teşvikler, sıfır faizli kredilerle palazlandırdığı, yoğun teknoloji ve yığınsal üretim yapan mega işletmeler söz sahibi olmuştur. Ayrıca, küçük ve orta ölçekli aile işletmelerin örgütlenerek kooperatifler oluşturması desteklenmelidir.  

​            Sonuç olarak, Devletin elindeki milyonlarca dönüm verimli tarım arazisi olan tarım işletmelerinin bir organizasyonu yem bitkileri üretilip yetiştiricilere düţük fiyatlarla satılabilir. Yine bu işletmenin meralarında damızlık düve, inek ve besi hayvanı üretilip yetiştiriciye uygun fiyatla dağıtılabilir. Böylelikle canlı hayvan ve et ithalatını asgari düzeye indirmek mümkün olacaktır.

 

 

V-8) Ulaştırma Politikaları:

Türkiye’deki en yaygın ulaşım türü kara ulaţımıdır ve ülke ekonomisinin can damarıdır. Yük ve yolcu taţımacılığının % 90’ından falası karayolu ile yapılmaktadır. Küreselleţen dünya ile birlikte ulaţtırma ve lojistik sektöründe de devrim niteliğinde değişimler yaşanmaktadır. İnternete bağlı bilişim sistemlerinin araç olarak kullanıldığı, hızlı ve düţük maliyetli, tüketici odaklı hizmet sunan, bütün ulaţım araçlarının birbirleri ile entegrasyonunu sağlayan, büyüme amacına en fazla katkıyı verebilen ve çevreyi tahrip etmeyen bir ulaştırma alt yapısını oluşturmak en temel amaçlarımızdan biridir.

Çağdaş standartlarda ulaştırma sistemleri arasında en uygun dengeyi sağlayacak olan kara, deniz, hava ve demiryolu ulaştırma Master Planı’nı uygulamaya koyacağız. Karayollarının güvenliğini arttırıcı ve altyapı eksikliklerini giderici denetim ve mühendislik hizmetleri etkinleştirecektir.

Ulaştırmanın sağlıklı ve devamlı gelişebilmesinin sürdürülebilmesi için özenle hazırlanmış dinamik bir planla üzerinde kararlılıkla, ödün vermeden çalışılacaktır. Halkın karar sürecinde rol alacağı katılımcı bir karar yöntemini benimsiyoruz. Ulaştırma alanında halkın bilgi ve görüţlerine mutlaka değer vereceğiz. Ulaştırma politikalarının çözümün temelini gerekli koşullarda geliştirilmiş bir toplu taşıma sistemi oluşturmalıdır.

Kentsel ulaşım planlamasında demiryolu ulaştırmasının omurgasını oluşturduğu, olabildiğince geniş ölçüde denizyolunun kullanıldığı, karayolu ile desteklenen ve bütünleşmiş olarak hizmet sunması sağlanmış bir toplu taşıma sistemi geliştirilecektir. Bu amaçla ulaştırma AR-GE merkezleri kurulacak ve sürdürülebilir projeler bu merkezlerde hazırlanacaktır. Ayrıca, bu merkezlerin ana hedefleri; (1) yol güvenliğinin iyileştirilmesi, (2) yapım etkinliğinin iyileştirilmesi ve yol altyapısının bakımı, (3) yol kapasite kullanımının iyileştirilmesi, (4) enerji tasarrufu ve çevre kaynaklarının korunması ve (5) karayollarının ülkenin ulaştırma sistemiyle bütünleştirilmesidir. Uygarlığa giden yol planlamadan geçer.

Yüksek olan trafik sigorta primlerini makul seviyelere indirmek için trafik ile kasko sigortalarının birleştirilmesi gerekmektedir. Bu amaçla kanun değişiklikleri yapılarak primler makul seviyeye çekilecektir.

BİZİM PARTİ  iktidarında demiryollarının geliştirilmesi devletin temel politikası olacaktır. Hızlı tren yatırımlarının daha hızlı tamamlanarak halkımızın hizmetine sunulması temel amacımızdır. Karayolu taţımacılığına göre daha ekonomik olan demiryolu taşımacılığından Türk sanayinin daha çok yararlandırabilmek için demiryolu hatlarını organize sanayi bölgelerine ve büyük fabrikaların kapısına kadar uzatacağız. Böylece sanayicinin üretim ile malın ulaşması arasındaki sorunlarına çözüm getireceğiz ve depo maliyetlerini indireceğiz.

Havaalanlarımızın sayısını, teknik ekipman kapasitesini ve standartlarını yükseltecek ve özel havacılığı ve amatör pilotluğu özendireceğiz. En hızlı taşımacılık hava taşımacılığıdır ve Dünya hava taţımacılığında alacağımız bilimsel tedbirlerle ve sürdürülebilir kalıcı politikalarla kapasitemizi arttırarak gelişmiş ülkeler seviyesine çıkacağız.

 

 

V-9) Türk Denizciliği Politikaları:

Cumhuriyet tarihinde Deniz Nakliyat T.A.Ş. ve çeşitli özel armatör firmalarının verdikleri hizmetlerin toplam kapasitesi üç tarafı denizlerle çevrili Türkiye’nin deniz ticareti potansiyelinin çok altındadır. Yıllardır sırtı denize dönük yaşamaya mahkûm edilen Türk toplumunun deniz ile kucaklaşması gerekir. Türk denizcilik filosunun yanlış denizcilik politikaları, yatırımları, bireylere verilen haksız avantajlar, uluslararası yetersizlik ve yeteneksizlik sonucu bir çöp yığını haline gelmesinin önü kesilmelidir.

Yıllardır Denizcilik Bakanlığı‘na sahip olmayan ülkemiz, bugün de Dünya ülkeleri arasında denizlerin rasyonel kullanılması  hususunda sıkıntılı bir ülkedir. TC hükümetlerinin Türk karasuları üzerindeki kontrolünü, mevcut uluslararası yasalar çerçevesine uyumlu uygulamalarla yeniden tesis etmesi önem arz etmektedir.

Yabancı bayraklı Türk Gemileri:

Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı yetkililerinin resmi verilerine göre, 27,5 milyon tonluk Türk deniz filosunun sadece 8,2 milyon tonluk bölümü Türk bayrağı taşımaktadır. Türk armatörlerinin gemilerine Türk bayrağı çekmeyerek, Panama, Malta ve Marshall Adaları gibi ülkelerin bayrak ve yasaları ile dünya sularında ticaret yapmalarının sebebi hükümetlerin yanlış vergi politikalarıdır. Uygulanan ağır vergilerin ülkemiz denizciliğinin gelişmesine engel olduğu net olarak görülmelidir. Yabancı devletler için gemi kayıt politikaları büyük bir gelir kaynağı haline gelmiş durumdadır. Türk bayraklı gemilerimizin dünya pazarlarına tam güç ile girememesi sonucunda Türkiye Dünya deniz ticareti ve taşımacılığı pastasından ancak küçük bir pay alabilmektedir. Deniz ticaretinde Türkiye güvenilir bir ülke değildir. Küresel Dünya ile ilgili Deniz Bankacılığımızda ve deniz taşımacılığının finans sorunlarının çözümünde bilgi yetersizliğimiz ciddi bir sorunumuzdur.

Türk denizcilerinin eğitimindeki yetersizliği mutlaka iyileştirilmeli ve Dünya standartları düzeyine yükselmiş çağdaş eğitim almış yeterli yönetim bilgisine sahip denizciler yetiştirilmelidir. Köle düzeninde çalıştırılan bu deniz personeli politikalarına son verilecek ve deniz adamlarının lisan ve bilgi seviyeleri verilecek eğitimle dünya standartlarına yükseltilecektir. Dünya standartları ile uyumlu denizcilik eğitiminin sağlanması, her denizcinin profesyonel yeterliliğe sahip olabilmesi için öncelikle ve ivedilikle Türk denizcilik eğitimi geliştirilecektir. BİZİM  PARTİ’nin kalıcı, güçlü ve güvenilir bir Devlet politikası ve ekonomik desteği politikaları ile BİZİM PARTİ  Türk Denizciliğini yeniden ve değişmeyen bir sisteme oturtacaktır.

Deniz taşımacılığı, bilhassa uzun mesafelerde ve genel anlamda havayoluna göre 14, karayoluna göre 7, demiryoluna göre 3,5 kat ucuzdur. Dünya ticaretinin % 90’ından fazlası deniz yolu ile sağlanmaktadır. Türkiye de üç tarafı denizlerle çevrili bir ülke olarak Dünya sahnesindeki yerini BİZİM PARTİ’nin sayesinde mutlaka alacaktır. Bunun sağlanabilmesi için profesyonel ve vizyon sahibi Türk denizcileri “Denizcilik Bakanlığı”çatısı altında temsil edilmelidir. Hükümetler değişse bile bu sistem – İngiltere ve benzeri ülkelerdeki gibi – asla değişmemelidir. Deniz üstü ve denizaltı zenginliklerimizin bu sayede ülke hazinesine katılması ve halkımız ile paylaşılması sağlanacaktır.

Dünya denizlerinin her konuda son teknolojiler ile kontrol altına alınmış olduğu bir çağda kendi denizlerimizin temizliği, taşımacılığın her alanının, profesyonel balıkçılığımı, deniz turizmini, su altı zenginliğimizin korunması ve değerlendirilmesini ve denizcilik ile ilgili diğer konuları ülke olarak kontrol altında tutmak zorundayız. AB direktifleri ile yasalarımıza yansımış olan yararlı unsurları icraata geçiremezsek Türk denizciliği bugün çektiği sıkıntıları yarın da çekmeye devam edecektir. Örneğin, liman başkanlıkları ihtiyacı olan teknolojiye, araçlara ve kadroya sahip değildir. Bu yüzden denizin ortasındaki ışıklandırılmamış platformlar, gece ışıksız ve işaretsiz seyreden tekneler tehlike saçmaktadır. Denize kıyısı olan illerimiz de yukarıda sözü edilen eksikliklerden kaynaklanan sıkıntıları çekmektedirler.

Balık tüketimini cazip hale getirmeliyiz. Dünyaya balık ihraç etmesi gereken Türkiye, uluslararası sularda profesyonelce avlanamamakta, Norveç ve benzeri ülkelerden balık ithal etmektedir. Gemilerimiz gerekli teknolojik donanımdan yoksun durumdadır ve ucuz iş gücü ile çalışmaktadırlar. Avrupa’ya yaptığımız ihracatta çok önemli yeri olan RO – RO taşımacılığına önem vereceğiz ve geliştireceğiz. Deniz ve çevre koruma konularında meslek odaları ve sivil toplum kuruluşları ile daima işbirliği halinde olacağız.

Dünyada çevre, hava ve deniz temizliği hassas konulardır. Dünya çapında alınan ve uygulanan kural ve yasalar ile tersanecilik Avrupa, ABD, Kanada ve Avustralya gibi ülkelerde devre dışı kalmış bir iş koludur. Gelişmiş ülkeler artık deniz ve çevre kirliliğine sebebiyet veren ve balık ölümlerine neden olan tersanecilikten vazgeçmişlerdir. Oysa Türkiye’de Marmara Denizi’nin kıyıları tersaneler ile doludur.

Rant ve çıkar ekonomisine” dayalı Türk denizciliği, bugünkü mevcut yetersizliği nedeni ile güçlü yabancı firmalara ve ülkelere teslim olmuştur. Bu yabancı firmalar ülkemizde kendi acentelerini kurarak kendi ülkelerin de bile olamadıkları kadar büyük ayrıcalıklara kavuşmuşlardır. Bu nedenlerle Türk denizciliği dünya sıralamasında gerilerde kalmaktadır.

Denizciliğin bir dalı olan Deniz Sigortacılığı uygulamaları uluslararası düzeye ulaştırılacaktır. Dünya ve Türk deniz ticaret hukuku tartışmaya açılması ve güncellenmesi gereken bir konudur. BİZİM PARTİ’nin ülkemizdeki dibe vurmuş durumundan Türk denizciliği de nasibini almaktadır. Mevcut hukuk yapısı Türk denizciliğinin önünü kapatmış ve hukuktaki çarpıklık “gücün elindeki sopa” şekline dönüţmüţtür. Türk denizciliğinin günlük siyasetçilerin rant ve çıkarlarından kurtarılıp modern dünyanın denizciliğinin bir parçası haline getirilmesi Türkiye’nin geleceği için yeniden yapılandırılması şarttır. Bunu da sadece BİZİM PARTİ’nin güçlü kadroları yapabilir.

 

 

V-10) Balıkçılık Politikaları:

Türkiye’nin üç tarafının denizlerle çevrili olması, balıkçılık mesleğinin dededen oğula geçmesi ve büyük özverilerle icra edilmesi şüphesiz bu mesleğin önemini ön plana çıkarmaktadır. Sektörün en büyük problem, günümüzde bu mesleğin haklarının savunulduğu hiçbir merciinin olmamasıdır. Mevcut yasalarda Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’na bağlı olan balıkçılık mesleği Bizim Parti iktidarında yapılacak düzenlemelerle desteklenecek ve balıkçılık mesleği kanunlarımızda çok daha iyi tanımlanacaktır. Çeşitli avlanma (Gırgır, Tirol, Dalyancılık, Olta balıkçılığı vs.) türlerine göre sınıflama yapılacaktır. Öncelikli olarak bir “Denizcilik ve Balıkçılık Bakanlığı” kurulacak, bu bakanlıkla işbirliği içerisinde bölgesel balıkçılık kooperatifleri kurulacaktır. Meslekle ilgili düzenlemeler yapılırken, temsilci olarak mesleki deneyimlere sahip balıkçı reisleri seçilecek ve görüţleri alınacaktır. Bu neden önemlidir? Örneğin, hukuken Dalyan balıkçılığı nostalji balıkçılık olarak tanımlanmaktadır, halbuki Dalyan balıkçılığı havyarlı balıkları yakalayan bir sistemdir. Bu dönemde dalyan ile avlanma yasak olmamasına rağmen, bu şekilde yakalanan balıkların satışı yasaktır. Mevcut durumda bunun gibi birçok garip yasaklamalar mevcuttur. Avlanma çeşitlerine göre sınıflamalar balıkçıların temsilcilerinin görüţleri alınarak yapılacaktır. Balık satışlarının düzenlenmesi perakende piyasası için ayrıca önemlidir. Örneğin şu an İstanbul – Kumkapı’da olan balık halinin Büyükçekmece’ye taşınması nakliye maliyetlerinin artmasına sebep olmuştur. Türkiye’de balık tutan değil balık satan kazanmaktadır. Balık fiyatları, balık hale gönderilip kabzımala verildikten sonra vatandaşa ulaşana kadar katlanarak artmaktadır.

Balıkçılık mesleğinde çalışanların vergi ödemelerine rağmen hiçbir şekilde sosyal güvenceleri bulunmamaktadır. Çalışma şartları çok ağır olan bu meslekte çalışma saatleri sınırlaması da, Devlet güvencesi de yoktur. Özellikle gırgır tekneleri büyük ebatta olduğundan içerisinde 30 kişiye yakın çalışan istihdam edilmekte, fakat bu çalışanlar SGK’lı olarak çalışamamaktadırlar. Çalışanlar kendi imkânları ile ancak BAĞKUR emeklisi olabilmektedirler. BAĞKUR’da balıkçılık sektöründe çalışanları “tarım işçisi” olarak niteleyerek emekli sınıflandırması yapmaktadır ve bu sistemi değiştireceğiz.

Her balıkçı reisi, tekne boyama, ağ tamiri, yenileme vs. işleri için birikimlerinden harcamalar yapmaktadır. Mevcut uygulamada Devlet tekne sahibi olan balıkçılara Balıkçılık Fonundan bir ödeme yapmaktadır. Ancak bu fon ödemesinin sadece % 5’i balıkçılara ve % 95’i yetiştirme çiftlikleri verilmektedir. Doğal avlanılan balıklar yerine, yetiştirme çiflikleri balıkçılığı günden güne önemli gösterilmektedir. Aslında organik beslenmenin 21. yüzyılda ne kadar önemli olduğu vurgulansa da “antibiyotikli ve hormonlu yemlerle beslenen” ve hızlı büyüme sonucu bağırsağı bile olmayan “endüstriyel balıklar” tıpkı “endüstriyel piliç sektörü gibi” sağlıksız protein olarak önümüze gelmektedir.

 

 

V-11) Haberleşme Politikaları:

HABERLEŞME GELECEĞİN TEKNOLOJİSİNE ULAŞMAKTIR. Haberleşme ve bilişim teknolojileri günümüzde bütünleşik bir hal almıştır. Burada en önemli faktör aslında haberleşme sistemlerinin  IP ağları  üzerinde çalışmaya başlamasıdır. Bu sistemler artık şirketlerin veri merkezlerinde kullanılan sistemlere dönüţmüţtür. Günümüzde ses dışında mesajlaşma ve video kullanımı da çok önemli hale gelmiştir. Haberleşme sistemlerinin diğer iş uygulamalarıyla da entegre olabildiğini gelecek yıllarda daha sık görüyor olacağız.

Türkiye olarak bilgisayar donanımında geri kaldığımıza göre bu durumu telafi etmeli ve yazılımda yatırım ve atılım yapmalıyız.

Diğer bilişim hizmetleri gibi haberleşme hizmetleri de “cloud veya dropbox” üzerinden sunulmaya başlandı. Gelecekte bu sistemin daha da yaygınlaştığını göreceğiz. Şirketler için  tümleşik iletişim çözümleri, IP altyapılarıyla entegre olabilen, video ve mesaj desteği sağlayan çağrı merkezi sistemleri mevcuttur. Bu tür sistemlere yatırım yapan kurumlar çok daha hızlı ve dinamik bir yapıya kavuşacaklardır.

Teknoloji yaşamı çok kolaylaştırmıştır. Ulaşım, haberleşme, iletişim gibi konularda gelecekte yeni markalar daha gelişmiş teknolojili cihazlar çıkacaktır. İleri teknolojinin gereği olarak devamlı güncellenen eğitim, devamlı güncellenen üretim ve haberleşme birbirlerine kenetlenmiş konumdadır. Böylesine rekabetçi dünyada ucuz, verimli, kaliteli ve güvenli hizmet sunan; kullanıcıya alternatif seçim imkânı sağlayan telekomünikasyon, radyo, televizyon, bilgi ağlarının kurulması ve yaygınlaştırılması sağlanacaktır. Teknoloji yarışında devamlı yatırım insana ve üretim araçlarına yapılmalı ve önlemler alınmalıdır. Haberleţmenin ve abonelerin görüţmelerinin kesintiye uğramaması için görüşme kanallarının arttırılması gerekmektedir. Haberleşmenin en önemli bileţiği olan ve geleceğin olmazsa olmazı konumundaki LLİ UYDU ile ilgili AR-GE araţtırmaları ve üretimi politikalarına en üst düzeyde destek verilecektir.

 

 

V-12) Finans Kuruluşları Politikaları:

Milli bankalarımız finans açısından güçlendirilecek ve sermayeleri arttırılacaktır. Siyasi nedenlerle Devlet bankalarından hortumlanarak verilen krediler derhal geri toplanacaktır. Türkiye AB’ye giriş süreciyle birlikte 40 yıldır uygulamakta olduğu teşvik sistemi üzerine oturan bölgesel gelişme politikalarını terk ederek yeni bir uygulama içine girmelidir. AB’nin bütün aday ülkelere benimsettiği bu yeni yaklaşım sermayeyi, özel sektörü ve bölgesel rekabeti ön planda tutan yaklaşımı geliştireceğimiz projelerde uygulayacağız. Uygulayacağımız planlı programla birlikte

bölgeler arasındaki dengesizlikleri giderici yönde ve yeni politikaları ile ulusal finans kuruluşlarının durumlarının güçlendirilmesini ve iyileştirilmesini sağlayacak yeni projeler gerçekleştirilmeyi hedefleyeceğiz.

 

 

V-13) Banka Kredileri Politikaları:

Kredi konusu ile ilgili Devletin genel bir politika oluşturması gerekmektedir. Kredilerin sadece tarıma değil, üretim yapan milli katma değer üreten her sektöre verilmesi gerekmektedir. Ayrıca, bankacılık sisteminin bu bağlamda yeniden ele alınması şarttır. Bankaların müţterilerine hükmedip sömürdüğü düzeni müţterileri koruyup kollayan eşit koşullu bir sisteme dönüţtürmeliyiz.

Bir defaya mahsus olmak üzere esnafın kredi ve kredi kartı borçlarının faizleri sıfırlanarak ana borcun miktarına göre eşit taksitlerle ödenmesi sağlanacaktır. Ödenemeyen kredi borçları yeniden yapılandırılarak borçluya uzun vadeli ödeme seçenekleri sunulabilir.

Ticari kredilerde zamanında ödenemeyen kredi borçlarına “temerrüt faizi” uygulaması Bankalar Kanunundan tamamen kaldırılacak ve onun yerine borçluya daha uzun bir ödeme süresi verilerek kredi borçlusunun en makul bir ticari faiz oranı ile borcunun daha uzun bir sürede ödemesinin önü açılacaktır.

Özellikle istihdamın yoğun olduğu gemi inşa ve tekstil sanayileri Devlet tarafından desteklenecektir. Banka gelirleri tüketici kredileri ile değil reel sektöre açılacak sanayici kredileri ile kar eder hale getirilecektir.

 

 

V-14) Turizm Politikalarımız:

Ülkemize yabancı turist çekebilmek için Türkiye’nin seyahat güvenliği açısından son derece güvenilir bir ülke olduğunu uluslararası platformlarda anlatabilmeliyiz.
a) Ülkemizin kaliteli hizmet ve ekonomik açıdan vazgeçilmez olduğunu anlatmak için uluslararası düzeyde görsel ve yazılı basında çok iyi tasarlanmış reklamlar vereceğiz. Bu reklamlarda tanıtımların doğru mesaj vermesine özen göstereceğiz.
b) Yabancı turistlerin ülkemize seyahatlerinin daha ucuz, daha kolay ve daha güvenli olmasına çalışacağız. Unutulmamalıdır ki, ülkemize gelecek yolcu sayısı özellikle uçakların koltuk sayısı ile doğru orantılıdır.
c) Dış turizmdeki düţüţlerin sektörü ayakta tutabilmek açısından iç turizm ile kompanse edilmesi özendirilecektir. Örnek olarak, sömestre tarihleri bölgelere göre farklılaştırılacak ve bu sayede sömestre periyodu genişletilerek kış turizmimiz geliştirilecektir. Tarih turizmine daha çok ağırlık verilecek, özellikle eğitim politikalarımızın bir parçası olarak Çanakkale Savaşımızın, Kurtuluş Savaşımızın, Kıbrıs Savaşımızın ve diğer önemli savaşlarımızın geçtiği yerlere öğrencilerimiz başta olmak üzere iç turizme yönelik turların düzenlenmesi teşvik edilecek ve bu turlar hükümetimizce desteklenerek eğitim programımızın bir parçası haline getirilecektir.
d) Yabancı misafirleri ülkemize çekebilmek için uluslararası kültürel organizasyonların sayılarını arttırılması Türk kültürü ve Anadolu medeniyetleri ile ilgili görsel ve diğer sanat eserlerinin ortaya konulması ve yurtdışında tanıtımlarının sağlanması projeleri desteklenecektir. Unutulmaması gereken noktalardan biri de dolaylı reklamların doğrudan reklamlardan çok daha etkili olduğudur.
e) Kalifiye personel olmadan kaliteli servis verilemez. Kırılgan turizm sektörü kalifiye personelin farklı sektörlere kaymasına sebep olmaktadır. Devlet destekleri adil dağıtılmamalıdır. Bu sebeple geniş katılımlı meslek odaları desteklenecek, vakıfların oluşması sağlanarak turizm açısından zor günlerde sektöre katkı sağlanmasına çalışılacaktır.

  1. f) Sektörde kaçak işçi çalıştırılmamasına özen gösterilecektir.

 

V-15) Enerji ve Doğal Kaynaklar Politikalarımız:

Kanada, Avustralya, Brezilya, Güney Afrika ve diğer bazı Afrika ülkelerinde madencilik sektörü ülkenin lokomotif sektörlerinden biridir. Maalesef ülkemizde madencilik sektörü kasten ihmal edilmiştir. Sektörü geliştirmek ve layık olduğu seviyeye çıkartmak BİZİM PARTİ’nin  öncelikli hedeflerinden birisidir.  

1) Maden Kanunu ve Uygulamaları ile ilgili Yönetmelikler yeniden ele alınacak ve uygulamada madencilere daha fazla kolaylıklar getirilecektir.

2) Tüm madencilik faaliyetleri ile ilgili kayıtlar Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, Maden İşleri Genel Müdürlüğü (MİGEM) merkezi bilgisayar sisteminde tutulacaktır. Her vatandaş maden ruhsatlarının açık olup olmadığını serbestçe merkezi bilgisayardan ücret ödemeden sorgulama hakkına sahip olacaktır.

3) İllerdeki valilikler ve ilçelerdeki kaymakamlıklar maden arama başvurularını kabul etmeye ve 24 ay + 6 ay’lık süre için arama izni vermeye yetkili kılınacaktır. Bunu yaparken merkezi bilgi sistemindeki kayıtları esas alacaklardır. Başvuranın talep ettiği ruhsat alanı maden aramalarına açık ise maden arama izni bilgisayar üzerinden hemen verilecek ve lüzumsuz formalitelerle uğraşılmayacaktır. Vatandaşımıza bilgisayar üzerinden “online arama ruhsatı başvuru” imkanı sağlanacaktır.

4) Arama aşamasında ruhsat sahibi maden varlığını ispatla hükümlüdür. Bunu yapabilmesi için her türlü yol açma, numune alma, yarma yapma, araştırma galerisi açma ve sondaj yapma hakkına sahiptir. Ruhsat sahası orman alanı içinde bulunuyorsa, İl veya İlçe Çevre ve Orman Müdürlüğüne dilekçe ile sadece haber vererek her kestiği ağacın bedelini Bakanlığının tespit ettiği harç üzerinden ödeyerek orman izni alınması sağlanacaktır. Maden varlığının ispatı ruhsat sahibinin akredite bir laboratuvardan alacağı analiz raporunu ve uzmanlarca yazılmış bir jeoloji raporunu yetkili idareye sunması ile gerçekleştirilecektir.

5) Arama faaliyetleri sırasında yürütülecek jeolojik harita alma, jeoloji raporunun hazırlanması, jeofizik çalışmalar ve rapor hazırlanması, karotlu sondaj çalışmaları ve raporu ve jeokimyasal analizlerinin tamamı AR-GE kapsamına girer. AR-GE çalışmaları Teşvik Kanunu kapsamına alınacaktır. Madencilikle ilgili tüm yatırımlar mevcut bütün teşviklerin tamamından yararlandırılacaktır.

6) İşletme safhasında her türlü tesis, makina parkı, su, elektrik temini ve yol yapımı ile ilgili faaliyetler için Çevre Kanunun ilgili maddeleri uygulanacaktır.

7) Yeraltı kaynakları için verilecek arama ve işletme ruhsatları 6 grup doğal kaynak için yapılacaktır.

A- Endüstriyel hammaddeler

B- Kömür – enerji hammaddeleri madenleri

C- Metal madenleri

D- Taşocağı grubu

E- Mermer-Granit gibi blok çıkarılabilir, kesilebilir ve parlatılabilir kaynaklar.

F- Bor, uranyum, toryum ve Berilyum gibi stratejik madenler Devlete ait olmalıdır. 1980 öncesinde olduğu gibi bu konularda faaliyet gösteren yabancı ve özel firmalar devletleştirilecektir.

8) İşletme ruhsatları yine ruhsat sahibinin hazırlayacağı proje dikkate alınarak mahalli idareler tarafından verilir. Başvuru sahibi bütün belgeleri 1 orijinal ve 1 CD kopya şeklinde mahalli idareye teslim eder. Mahalli idarede CD’deki bilgileri Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, Maden İşleri Genel Müdürlüğü (MİGEM) merkezi bilgisayar sistemine gönderir. Son karar MİGEM’e aittir.

9) Türkiye’de üretilen bütün kıymetli metallerin (Au, Ag ve Platin Grubu Elementler – PGE) yur içinde 999 saflığa kadar rafine edilmesi mecburidir.

10) Maden Kanununda belirtilen Devlet Hakkı madenden çıkartılan ham cevher üzerinden değil, son bitmiş ürünün ticari satış değeri üzerinde alınacaktır. Altın, gümüţ ve PGE’lerde Devlet hakkı son rafine edilmiş metal külçenin ticari değeri üzerinden ödenir.

11) Türkiye’de üretilen bütün radyoktif madenlerin ve metaller sadece Devlete satılması mecburi olacaktır. Devlet de bunları Londra Metal Borsası fiyatları üzerinden satın almak ve stoklamak mecburi olacaktır.

12) Maden işletmecisi şahıs ve şirketleri anlaştıkları Teknik Nezaretçinin bir yıllık maaşını, diğer yıllık harçlarını yatırırken onlarla birlikte peşin olarak Maden İşleri Genel Müdürlüğü’ne yatırmak zorundadır. Fenni Nezaretçi her ay maaşını Genel Müdürlüğü’nün talimatı ile istediği bankadan alır. Böylece, Teknik Nezaretçi’nin “işten atılma baskısı veya maaşını alamama endişesi yaşamadan” madende çalışan insanlara değer vererek teknik denetim görevini rahatça yapabilmesi sağlanır.

13) Maden arama veya işletme ruhsatları verilirken Belediyelerin verdiği İşyeri Açma ve Çalışma Ruhsatı (GSM) istenmez. Her madenci sadece Maden İşleri Genel Müdürlüğü’nün verdiği ruhsatla madeni işletmeye yetkilidir.

14) Maden Kanunu ve Maden Kanunu Uygulama Yönetmeliğinde Rödövans (Maden sahasını kiralama) konusu çok yüzeysel ele alınmıştır. Son çıkarılan 6592 sayılı Maden Kanununda Ek Madde 7 ve Geçici Madde 23 ile Maden Kanunu Uygulama Yönetmeliği Madde 100’de oldukça kısa cümlelerle ele alınmıştır. Oysa bugün Maden İşletme Ruhsatı ve Maden İşletme İzni alınan sahaların en az yarısı bir alt işletmeciye (taşerona) kiralanmaktadır. Mahkemelere taşınan madencilikle ilgili davaların büyük çoğunluğu rödövans konusunda çıkan ihtilaflardan kaynaklanmaktadır. Yeni Maden Kanununda rödövans konusunun daha etraflıca ele alınması gerekmektedir.

15) Son Maden Kanunu ile Teknik Nezaretçilik kaldırılmıştır. Maden sahalarında Daimi Nezaretçi bulundurma zorunluluğu getirilmiştir. Oysa ki Daimi Nezaretçi işveren vekili olarak görev yapmaya devam etmeli ama sahalarda aynı zamanda Kontrolör görevi yürütecek ve maaşını Devletten alacak Teknik Nezaretçi de bulunmalıdır. Yıllardan beri Maden Mühendisleri Odası tarafından gündeme getirilen ama bir türlü Maden Kanuna giremeyen Daimi Nezaretçi maaşlarının Maden İşleri Genel Müdürlüğü bünyesindeki bir fonda toplanması ve nezaretçinin her ay maaşını buradan alması konusu yeniden değerlendirmeye alınacaktır.

İnsanoğlunun yaşayabilmesi için enerjiye her zaman ihtiyacı vardır; enerjisiz bir yaşam olamaz. Gelişmiş uluslar kendi doğal kaynaklarını kullanarak bir yerlere gelmişlerdir. Madenlerin işletilmesine engel olan çevreciler gelişmiş ülkelerde barındırılamaz. Buna karşılık gelişmiş ülkeler kendi yetiştirip besledikleri çevrecileri üçüncü Dünya ülkelerine göndererek bu ülkelerin kendi madenlerini işletip kalkınmalarını, zengin olmalarını engellerler. Enerjide dışa bağımlı uluslar daima sıkıntı çekmeye mahkûmdurlar. Her ulusun bağımsız enerji kaynaklarına ihtiyacı kaçınılmazdır. Bu nedenle BİZİM PARTİ  ulusal çıkarlarımızı koruyan bağımsız enerji politikaları geliştirmeyi kendisine hedef seçmiştir. Bu amaç doğrultusunda;

* Kamunun elindeki eskimiş ve düţük kapasitede çalışan mevcut termik santraller bir an önce modernize edilerek kapasitesinin artırılması sağlanacaktır. Enerji kaynaklarını çeşitlendirmek amacıyla termik santral yatırımlarına hız verilecek ve yeni teknolojiler getirilecektir. Devletlerin kendi milli enerji ve doğal kaynaklarını verimli bir şekilde kullanması ekonomilerini geliştiren en önemli unsurlardandır. Devletlerin dışa bağımlı ve pahalı enerji politikaları ile ekonomilerini geliştirmeleri mümkün değildir. Bu amaçla Kömür Araştırma Enstitüsü kurulacak, modern cihazlarla donatılacak, akredite kömür analiz hazırlama laboratuvarları kurulacak, kömürün daha verimli kullanılabilmesi, gazlaştırma yoluyla değerlendirilmesi ve termik santralların yerli lisansla üretilmesi konusunda ileri düzeyde AR-GE araştırmaları yapabilecektir.

* Devletin görevlerinden biriside enerji yatırımlarını çeşitlendirmek ve enerji yatırımları yapmak veya yatırımları yap-işlet modeli ile yaygınlaştırmaktır.

* Geleceğin en önemli enerji üretme kaynağı – temiz enerji – hidrojen enerjisidir ve bu enerji bor bileşikleri olmadan kullanılamaz. Hidrojenden sonra güneş, rüzgâr ve dalga enerjileri gelmektedir. Bu konuda üniversitelerin bilimsel ve teknik projeleri ciddi bütçelerle desteklenecek ve özellikler hidrojen enerjisi ile çalışan otomobillerin geliştirilmesi için gerekli AR-GE çalışmalarınnın yapılabilmesi için üniversitelere büyük destekler verilecektir. Bor Enstitüsü yeniden yapılandırılacak, sadece yayın üreten verimsiz bir yapıdan kurtarılarak, ciddi bir araştırma merkezi, teknolojik yatırım ve üretim faaliyetlerinde bulunabilecek, yerli ve yabancı sermaye ile işbirliği yapabilecek bir yapıya kavuşturulacaktır.

* Karadeniz’deki ve Kıbrıs ile Antalya Bölgesi arasındaki ve Kıbrıs Karpaz Yarımadasının deniz ekonomik kuşağı içinde kalan doğal gaz rezervlerinin bulunması ve işletilmesi için derin deniz sondajlarına ağırlık verilecektir.

MTA, ETİBANK, DSİ, TKİ (Türkiye Kömür İşletmeleri) ve TTK (Türkiye Taşkömürü Kurumu) yeniden yapılandırılacak, bu kurumlar etkin ve özerk bir yapı içinde arama faaliyetleri yapabilmesi, kamu-özel sektör işbirliği ile uluslararası arama faaliyetini yürütebilecek bir yapıya kavuşturulması sağlanacaktır.

Madenlerde iş güvenliği partimizin önceliğidir. İş güvenliği uzmanları aldıkları maaşları ödeyen özel sektör patronlarını denetleyemezler. Bizim önerimiz iş güvenliği uzmanlarının Devletten yüksek maaş olan sözleşmeli personel konumunda olmaları, en az 20 yıl iş tecrübesine sahip Maden Mühendisleri arasından seçilmeleri ve Cumhurbaşkanına bağlı “tam bağımsız kuruluş” olarak görev yapmalarıdır. İngiltere’de madenlerden sorumlu iş güvenliği uzmanları politik baskılardan etkilenmemeleri ve bağımsız karar verebilmeleri için doğrudan İngiltere Kraliçesine bağlıdırlar.

* Devlet tarafından yeni teknolojilere dayalı, yüksek verimli ve çevre dostu yerli kömürlerimizin kullanıldığı termik santralların yatırımlarına öncelik verilecek ve özel yatırımcılar desteklenecektir. Hidroelektrik, güneş ve rüzgâr enerji santrallarının yatırımları için ilk orijinal projeyi getirene öncelik tanınacaktır. Yenilenebilir enerji kaynakları geliştirilecek, ülkemizin jeotermal, güneş, rüzgâr enerjisi, biokütle gibi yenilenebilir enerji potansiyelinin hızla değerlendirilmesi desteklenecektir.

* Petrol ve doğalgaz aramalarında sadece yurdumuzda değil diğer ülkelerde de yapılabilmesi için dışa açılmaya özen gösterilecektir.

* Nükleer santrallere hız verilecek ve özellikle “geleceğin rüya fabrikaları” olarak tanımlanan toryum santrallerinin yaygınlaştırılmasına çalışılacaktır. Bir ülkenin ekonomisinin gelişebilmesi için ilk şartın ucuz ve güvenli enerji olduğunun bilinciyle projeler geliştirilecektir.

* Özellikle elektrik enerjisi kayıplarını ve israfını önleyen projeler desteklenecek, tasarruf bilinci yurt çapında yaygınlaştırılacaktır.

* Devletin görevlerinden birisi de enerji konusunda yatırım özelleştirme ve lisans verme usullerini tam anlamıyla şeffaf ve rekabete açık olarak yatırımcıların hizmetine sunmaktır.

* Jeopolitik konumumuz Orta Doğu ve Asya kaynaklı petrol ve doğalgazının Dünya pazarlarına açılabilmesi için ülkemizin bir köprü konumunda olduğunu göstermektedir. Stratejik konumumuz etkin bir biçimde değerlendirilecek ve ülkemiz bir dağıtım terminali haline getirilecektir.

Geliştirilmiş 4. Nesil KİT’ler kurularak AB standartlarında geleceğe dönük yönetim anlayışıyla ve Atatürk’ün uyguladığı kalkınma modelini uygulayarak, Devletin özel önem verdiği konularda ve az gelişmiş bölgelerde devlet yatırımlarına önem verilecektir.

* Ülkemizdeki zengin doğal kaynakların ülke ekonomisine katkıda bulunacak şekilde işletilecek ve bu amaçla madencilik sektöründe uygulamaya konulacak projelerle ulusal çıkarlarımıza ve milli ekonomizme katkıda bulunulacaktır.

Bu amaçla Devletin kamu yararına işlettiği madenlerimizin daha verimli işletilebilmesi için Müessese Müdürlerine ekipman satın alımında tam yetki verilecek ve sadece Genel Müdür onayı ile her türlü yatırımın yapılabilmesinin hukuken önü açılacaktır. Böylece, herhangi bir kamu işletmesinde her türlü yatırım, tesis yenileştirme ve kapasite artırımı gibi konularda Genel Müdür “son söze sahip tam yetkili kişi” olacaktır. Devlet memuruna güvenmelidir.

            * Hedefimiz yerli sermayeye destek vererek madenlerimizin ve doğal kaynaklarımızın yurt dışında uygulanan uluslararası standartlarda raporlanarak, İMKB’de değerlendirilebilmesi için JORG CODE (Australian Joint Ore Reserves Committee – the JORG Committee) standartlarında teknik raporların hazırlanmasına ve borsada işlem görebilmesine destek verilecektir. Böylece,  milli doğal kaynaklarımızın milli sermaye ile değerlendirilmesi sağlanacaktır.

* Madenlerimizin değerlendirilmesinin her aşamasında çevre bilinci gözetilerek yoğun bir faaliyet dönemi başlatılacaktır.

* Özel sektör desteklenecek, ulusal sermaye özendirilecek, hızlı ve verimli üretimin önündeki bürokratik engeller kaldırılacaktır.

 

 

V-16) Ekonomi ve Maliye Politikaları:

Bir ülke ancak plan ve program ile kalkınabilir. Bizimle beraber yola çıkan ve hatta bizden daha kötü durumda olan Güney Kore’de disiplinli, planlı ve programlı çalışması ile bugünkü ekonomik refahına ulaşmıştır. Doğu ve Güneydoğu Bölgelerinde Devlet yatırım yapmak mecburiyetindedir. Karma ekonomi, ekonomik koordinasyon için piyasaların kontrolü, üretim araçlarının özel firmaların kar amaçlı işletmelerinin ve sermaye birikiminin arkasındaki temel itici güç olmalıdır.  Türkiye’nin ekonomisi ABD’nin ekonomisi ile aynı şartlarda değildir ve onun için ABD’de olduğu gibi serbest piyasa ekonomisi direkt olarak uygulanamaz. Hükümet, ekonomide yaşanabilecek düţüţleri önleme amacıyla maliye ve para politikaları tasarlamalı, ekonomi üzerinde dolaylı makroekonomik planlama ile işsizlik ile finansal kriz dönemlerinde sosyal refahın teşviki için piyasalara yardımcı olmalıdır. Devlet İstatistik Enstitüsü (DİE) yeniden yapılandırılacak, 5 yıllık kalkınma planlarının yapılabilmesi amacıyla Devlet Planlama Teşkilatı (DPT)’nin ihtiyacı olan temel ekonomik verilerin toplanmasında ve geleceğe dönük projeksiyonların yapabilmesinde öncü kuruluş olarak esas görevine geri dönecektir.

Hür teşebbüsün faaliyet serbestliği Devlet garantisi altında olacak ve ekonomide Makro Ekonominin yanında Mikro Ekonomi üretim modeli uygulanacaktır. Anadolu’nun yedi bölgesinde tarım ve hayvancılık, süt ve süt ürünleri, et ve et mamüleri ile endüstriyel malların büyük ve orta ölçekli işletmelerin yanı sıra vatandaşlarımızın göstereceği ve yönetmeliğe uygun alanlarda üretimi sağlanacaktır. Üretilenler yasal düzenleme ile oluşturulacak bir kurum tarafından satın alınacak, iç ve dış pazarda satışı sağlanacaktır. Böylelikle makro üretimin yanında ailelerinde mikro düzeyde üretime katkısı sağlanacaktır.

Planlı Kalkınma Modeli’nin uygulaması ancak BİZİM PARTİ’nin Fabrika Ayarlarına Geri Dönmek politikası ile yani DPT Müsteşarlığı’nı yeniden faaliyete geçirmesi ile mümkün olabilecektir. DPT Müsteşarlığı şeması altında İktisadi Planlama, Sosyal Planlama ve Koordinasyon Daireleri yeniden açılacak ve beş yıllık kalkınma planları hazırlayacaktır. Her daire içinde konularında uzmanlaşmış şubeler ve komisyonlar kurulacaktır.

Türkiye’nin Planlı Kalkınma Modelinin temel özellikleri şöyle sıralanabilir.

  • Özgürlükçü ve çoğulcu demokrasi düzeni içinde kalkınma planı yapılacak,
  • Onbeş yıllık perspektif içinde 5 yıllık kalkınma planları hazırlanacak,
  • “Karma Ekonomi Düzeni” içinde plan kamu sektörü için emredici, özel sektör için özendirici nitelikte olacak,
  • Plan tüm sektörleri kapsayan “Makro Ekonomi Planı” niteliğinde olacak,
  • Yıllık büyüme hızı hedefi plan döneminde % 7 olacaktır.

IMF ve Dünya Bankası, özellikle 1980’lerden sonra gelişmekte olan fakir ülkelerde kendi tasarladığı ekonomi politikalarını dayatma şansı bulmuştur. Bu dayatılan ekonomi politikalarının özünde liberalleţtirme, özelleţtirme, para ve maliye politikalarında kontrol gücünün bazı uluslar üstü kurumlara devredilmesi, yani kısaca ulus Devletin ekonomideki kalkınmacı rolünün tasfiye edilmesi planlanına dayanmaktadır. Geliţmekte olan ülkelere ulusal kalkınma modeli ve uygulamaları yerini küresel pazara uyum sağlama modeli dayatılmıştır. Ülkemizde ulusal kalkınma planlaması modeli medya yolu ile halkımıza unutturulmuştur. Son 16 yıldır uygulanan dışardan güdümlü  ekonomi politikaları ile Türkiye’de gençler arasında işsizlik % 40’ların üzerine çıkmıştır ve resmi rakamlara göre bile ülkemizdeki gençlerin 1/3’nün hiç iţi yokturÖzellikle üniversite mezunu gençler hemen hiç iţ bulamamakta, bulabilenler ise asgari ücretle iţ bulabilmektedirler.

BİZİM PARTİ iktidarında Ulusal Kalkınma Planlaması Modeli uygulanacak ve DPT Müsteţarlığı kurumlarının işlev kazanması ile tekrar ülke ekonomisini güçlendiren bir yapıya dönüţecektir. Türkiye’de hiç Sanayi, Tarım, Hayvancılık ve Hizmet Envanterleri çıkartılmamıştır. BİZİM PARTİ iktidarında ilk işimiz bu envanterlerin hazırlanmasını gerçekleştirmek olacaktır. Bu envanterler olmadan bölgesel özellikler dikkate alınamaz. Türk sanayici ve tarım-hayvancılık sektörüne doğru ve adil teţvik verilemez. Anadolu’da boţ duran ekilebilir tarım topraklarını ekonomiye kazandırmak halen ekilebilen tarım arazilerndeki verimliliği artırmak ve ÜRETEN TÜRKİYE olmak zorundayız.

BİZİM PARTİ iktidarında ilk defa İleri Teknolojiler Bakanlığı kurulacak, Planlı Kalkınmanın bir parçası olarak yeni Bakanlığın çatısı altında İleri Tarım Teknolojileri, İleri İlaç Teknolojileri, İleri Sağlık Teknolojileri, İleri Elektronik Teknolojileri, vs. gibi geleceğe dönük teknolojilerin araţtırılması, üniversitelerin AR-GE projeleriyle desteklenmesi ve Türkiye’de bu teknolojilerin sanayi uygulamalarını gerçekleţtirecektir.

Ülkemizin yeni ve geniş kapsamlı bir Vergi Reformuna İhtiyacı vardır. Öncelikle belirtmek gerekir ki mevcut haliyle Maliye Bakanlığı, Hazine Müsteşarlığı ve Gelir İdaresi Başkanlığı birbirinden kopuk ve Devletin Mali yapısını bütünüyle kucaklamaktan uzaktır.

Öncelikle Performansa Dayalı Bütçe dikkatle takip edilebilir hale getirilecek, iki yıllık Bütçe hazırlama ve uygulama yerine, birbirini tamamlayan, Kamu Harcamalarında Toplam Kaliteyi esas alan Performans odaklı 3 yıllık bütçe yapılması sistemine geçilecektir. Bu sayede  Kalkınma Planları ile yıllık ve üç yıllık Bütçe uygulamaları Mali Disiplin içerisinde yürütülecektir. Olağanüstü dönemlere yönelik olarak TBMM çalıştırılarak gerekli revizyonlar yapılacaktır.

Yapılacak ilk idari düzenlemelerle;

  • Hazine Birliği ilkesinin bir sonucu olarak HAZİNE MÜSTEŞARLIĞI’nın başta Kamu Finansmanı Genel Müdürlüğü olmak üzere Maliye Bakanlığı bünyesinde olması gereken birimleri ile bu müsteşarlıkla ilgilendirilen bağlı ve ilgili kuruluşlar Maliye Bakanlığı ile ilgilendirileceklerdir. Hazine Müsteşarlığı kapatılarak özelliklerine göre birimleri ilgili Bakanlıklara bağlanacaktır.
  • Ekonomi Bakanlığı yeniden yapılandırılarak, bu Bakanlık içerisinde olduğu halde gerçekte GÜMRÜK ve TİCARET BAKANLIĞI bünyesinde olması gereken İthalat ve İhracata Genel Müdürlükleri ve Dış Ticaret birimleri, Serbest Bölgeler Genel müdürlüğü bu konuların esas sahibi olan Bakanlıkların bünyesine kaydırılacaktır.
  • Maliye Bakanlığı ülkemizin mali yapısına tamamen hâkim bir Bakanlık olarak yeniden organize edilecektir. Bugün çok başlılığın bir sembolü haline gelen Gelir İdaresi Başkanlığı, daha önce olduğu gibi Gelirler Genel Müdürlüğüne dönüţtürülerek Bakanlık ana hizmet birimi haline getirilecektir, Gelir Politikaları Genel Müdürlüğü kaldırılarak, Gelirler Genel Müdürlüğü’nün bir birimi olarak görev yapacaktır.
  • Bütün Bakanlıklarda Türkiyenin idari yapısına ve Bakanlıkların Teşkilatlanmasını düzenleyen çerçeve kanuna göre Teftiş Kurulları varken, Devletin gelir ve giderlerinin kontrolünü elinde tutan Maliye Bakanlığı’nın bir Teftiş Kurulu yoktur. Mevcut siyaset ve Devlet Yönetimi anlayışı Vergi Denetim Kurulunu “Teftiş Kurulu” gibi gören bir anlayış içerisindedir. Maliye Bakanlığı için yeni bir Teftiş Kurulu acilen kurulacaktır.

 

Vergi Reformu

Öncelikle Gelir ve Kurumlar Vergisi tek bir kanun metnine indirilecek, farklılıkları dikkate alınarak iki kitap halinde düzenlenecektir.

Yeni Kanun hazırlanırken Üniversitelerden destek alınacağı gibi, TOBB, TÜSİAD, Ziraat Odaları Birliği, Esnaf ve Sanatkârlar Odaları, Deniz Ticaret Odaları Birliği, Türk Tabipler Odası, TÜRBOM, İhracatçılar Birliği, Sendikalar, Bankalar Birliği, Vakıflar gibi oda ve kuruluş temsilcileri ile STK’nın da yer aldığı çok geniş katılımlı toplantılar yapılarak kararlar verilecektir. Amaç tüm toplum kesimlerinin katılımı ile çalışma hayatına en uygun vergi yasalarının hayata geçirilmesidir.

Bu reformun en önemli bir ayağı da adı olup kendisi var olmayan VERGİ KONSEYİ’ ni aktif olarak çalışır hale getirmektir.

Yapılacak vergi reformu ile ilgili bazı ana başlıklarımız şöyledir.

  • Ücretli Çalışanlar için Gelir Vergisi oranı artan oranlı olmaktan çıkarılarak tek ve sabit oranlı hale getirilecektir. Bu oran % 15 olacaktır. Böylece ücretli olarak çalışanların vergi yükü aylık olarak değişken olmaktan çıkacağı gibi, işverende çalıştırdığı insanların Vergi yükünü tek kalem olarak görecektir.
  • Veraset ve İntikal Vergisi kaldırılacak, özellikle Veraseten intikaller için mülkiyetin veya terekenin devri makul bir harç ödenmek suretiyle gerçekleştirilecektir. Bedelsiz intikallerde ise, intikal eden değere göre bir miktar harç alınarak vergileme sonuçlandırılacaktır.
  • Büyük Vergi Daireleri yerine bazı Bankalara (Ziraat Bankası gibi) yetki verilerek, tahsilatın kolay yapılacağı tarzda çalışan vergi dairelerine geçilecek, vatandaşın vergi dairelerine gidip gelmesi zorunluluğu gibi bir keyfi uygulama ortadan kaldırılacaktır.
  • Tek bir adet gayrimenkulü olan kişiden, aile esası dikkate alınarak, tek bir evden, büyüklüğü ne olursa olsun emlak vergisi alınmayacaktır.
  • Basit Usulde vergilendirme kaldırılacak, daha ciddi çalışmalarla küçük esnafın ödeyebileceği götürü vergi sistemine ağırlık
  • Katma Değer Vergisi iadesi sistemden çıkarılarak, Primli Vergi Ödeme Sistemi getirilecektir. Bu sistemde Katma Değer Vergisi iadesi yeniden tanımlanıp, iade almaya hak kazananlar iade almaya hak kazandıkları gelir ve kazançları üzerinden daha düţük oranlı Gelir veya Kurumlar Vergisi ödeyeceklerdir. Şöyle ki, ihracat yapan bir şahıs veya firma ihracattan dolayı kazandığı kazancından dolayı daha düţük vergilenecektir. Örneğin ihracatı gerçekleştiren kurum ise % 20 yerine % 10, şahıs ise % 35 yerine % 20 oranında vergi ödeyecektir.
  • Turizm sektöründe, yabancı turistlerden elde edilen döviz veya karşılığı hasılatın % 50’si için hasılat istisnası tanımlaması yapılarak vergiden muafiyet sağlanacak, bu suretle sektör teşvik edilecektir.
  • İş adamlarının, serbest meslek erbabının kendisi, ailesi ve yaşam standartlarına göre harcama olarak yaptığı sağlık, eğitim ve yaşam giderlerini gider olarak yazılabildiği çok daha modern ve çağdaş bir vergi sistemine geçilecektir.
  • Menkul Sermaye İratları, Gayrimenkul Sermaye İratlar, Serbest Meslek Kazaçları ile Zirai Kazançlardaki muafiyet ve istisnalar ekonomik şartlara uygun hale getirilecek, özellikle götürü gider oranlar % 30 seviyelerine çekilecektir.
  • Serbest Meslek Mensuplarının yıllık kazançlarına uygulanmak üzere Fikri ve Bedeni Yıpranma Amortismanı getirilecek. Çalışma hayatı devam ettikçe devam edecek olan bu amortisman oranı yıllık hasılatın % 5’ inden aşağı olmayacaktır.
  • Vergi Güvenlik enstürümanları olarak adlandırılan Ortalama Kar Haddi, Gider Beyanı, Randıman uygulaması gibi çağdaş yöntemler vergi mevzuatına sokularak hayata geçirilecektir.
  • Maaşların yüksek yan giderleri, brüt ve net maaşların arasındaki makasın açığının büyüklüğü, çalışma hukukunun verimsizliği kayıt dışı ekonomiyi de tetiklemektedir. Vergi adaleti sağlanarak, kanunlar herkesin mali gücüne, servetine, gelirine göre adil olarak yeniden düzenlenecektir. Ülkemizde neredeyse hiç vergi vermeyen iller varken, tam tersine kişi başına 200 kat fazla vergi veren iller mevcuttur. Adaletsiz ve sakıncalı olan bu duruma son verilecektir. Vergilerin tahsil edilememesi ve kamunun müsrifliği ile her yıl ülkenin yüz milyarlarca lirası ziyan olmakta veya hazineye girmesi gereken miktar para hazineye kazandırılamamaktadır. Alınacak tedbirlerle vergi tahsilat oranı yükseltilecek, kamunun bu büyük israfına son verilecektir.
  • Türk Vergi Sistemini delik deşik eden muaflık ve istisnalar yeniden gözden geçirilerek “adil vergileme, gelir dağılımında adalet ve çağdaş vergiciliğe evet” diyen yepyeni bir sistem kurulacaktır.
  • Vergide Uzlaşma müessesesine önem verilecek, uzlaşmama komisyonlarına dönüţen UZLAŞMA KOMİSYONLARI kaldırılarak, incelemeyi yapan vergi müfettişi ile mükellefin karşılıklı uzlaşabildiği bir sisteme geçilecektirBu yöntemle davaya dönüţen inceleme sayılarının azaltılması amaçlanmaktadır.

Türkiye Dünya üzerinde en pahalı benzin ve mazotu kullanan ülkelerden biridir. Bunun sebebi satış bedellerinin üzerine yüklenen vergi, fonlar ve harçlardır. Akaryakıtların, petrol rafinerisinden akaryakıt pompasına gelene kadar yapılan aracılık işlemleri neticesinde üretim maliyeti 3 TL olan akaryakıt, alınan vergi, fon ve harçların yüksekliği yüzünden vatandaşa 5 TL’ye arz edilmektedir. Araryakıt fiyatlarının aşırı yüksekliğinden dolayı tüketiciler yeni yollar bulmak zorunda kalmış, fiyatı düţük olan solvent karışımlı yakıtlara, baz yağları kullanımına yönelmiştir. İnsan sağlığına ve milli servete zarar verdiği için Avrupa’ da yasak olan bu konu uygulamalar ülkemizde de tam denetim altına alınacaktır.

Türkiye’de akaryakıt sektörünün % 75’i İngiliz, Fransız, Hollandalı firmaların elindedir. Ülkelerinde % 3 kar oranları ile çalışan benzer şirketlere bizde devlet tarafından % 9 kar payı verilmektedir. Şirketlerin kar oranları derhal % 3 – 3,5 seviyesine çekilecektir.

Türkiye’nin stratejik  ve coğrafik konumu dikkate alındığında ülkenin yeni bir kalkınma hamlesine olan ihtiyacı kolaylıkla görünecektir. Dünya ticaretinin  hızla daralmakta olduğu gerçeğine göz önüne alarak yeni ticaret politikaları geliştirilmeliyiz. Özellikle ülkemizin gerek bölgedeki konumu gerekse lider ülke olma durumu bizi farklı politikalar üretmeye itmektedir.

Özellikle Serbest Bölgeler politikamızı daha da geliştirip, 81 vilayetin tamamını kapsayacak bir Serbest Bölge politikasına yöneleceğiz. Öncelikle mevcut ithalat ve ihracat mevzuatında kapsamlı ve hızlı değişiklikler ile bütün illerimizdeki Organize Sanayi Bölgelerine bitişik Serbest Bölgeler oluşturulacaktır. Bu serbest bölgelere, bulundukları illerin ve bölgelerin özelliklerine göre görevler verilerek Uzman Serbest Bölge Başkanlıkları oluşturulacaktır. Örneğin; Adana, Antalya, Aydın,  Edirne, Isparta, Konya, Mersin, Ordu, Rize, Erzurum Zirai Ürünler Serbest Bölgeleri,  Diyarbakır, Erzurum, Urfa, Sivas, Mardin , Kars,  Balıkesir Hayvancılık Serbest Bölgeleri, Adana, Bursa, Denizli,  Gaziantep, Uşak  Tekstil  Ürünleri  Serbest  Bölgeleri, Bursa, Sakarya, Niğde, Aksaray  Otomotiv Sanayi Serbest Bölgeleri,  Ankara, Kocaeli, Kayseri, Kırıkkale, Eskişehir  Uçak ve Ağır Sanayi Serbest Bölgeleri, İstanbulManisa, İzmir, Samsun Teknoloji ve Elektronik Serbest Bölgeleri, Bolu, Kastamonu, Sinop Orman Ürünler Serbest Bölgeleri vb. 

            Nihai hedefimiz Türkiyemizi  Asya ile Avrupa kıtaları arasında tamamen Serbest Bölge haline getirecek yeni ekonomik atılımların içine sokmaktır. Amacımız Avrupa Birliğine bir türlü alınmayan ve alınmayacak olan ülkemizin yeni ekonomik gerçekler karşısında Dünya’da olması gereken yere gelmesini sağlamak ve yeniden kalkınma hamlesi başlatarak ülkenin refahını yükseltmektir. Ülkemizin tamamının Üretim ve Ticaret Serbest Bölgesi haline getirilmesi ve Planlı Kalkınma Modeli ile Milli Gelirin ve halkımızın refahının artırılması temel hedefimizdir.

 

 

V-17) Sanayi ve Teknoloji Politikaları:

SEYDİŞEHİR ALÜMİNYUM ve İSKEDERUN DEMİR-ÇELİK FABRİKALARI; her ikisi de Ruslar tarafından yapılmıştır. ACİLEN kurulması zorunlu olan metalurji fabrikaları;

1) Seydişehir alüminyum tesisinin kapasitesi komşumuz Yunanistan’daki tesisin 1/15’i kadardır. 1974 yılında üretime başlayan Seydişehir alüminyum tesisi Sayın DEMİREL tarafından kurulduğunda Türkiye’nin alüminyum metal tüketimi 18.000 ton’du ve Ruslar ileriyi düţünerek 60.000 ton kapasitede tesisi kurdular. 2016 yılına kadar Seydişehir’de hiçbir kapasite arttırımı yapılmamıştır, halen yaklaşık 60.000 ton alüminyum metali ve 120.000 ton alümina üretilmektedir. Buna karşılık 2016 yılında Türkiye’nin alüminyum metal tüketimi 1.450.000 ton’a ulaşmıştır. Yani, Seydişehir’in kurulduğu 1974 yılından beri kapasitesi aynı kalırken Türkiye’nin alüminyum metal ihtiyaçı 80 misli artmıştır. BİZİM PARTİ  iktidarında bu acil durum karşısında derhal yatırım yapılacak ve kapasite en az 30 veya 40 misli arttırılacaktır.

2) Türkiye’de Sayın DEMİREL zamanında kurulan Kayseri’deki Kurşun – Çinko metalurji tesisi kapalıdır. Derhal modernize edilerek tekrar açılacak ve 100.000 ton çinko metali ve 50.000 ton kurşun metali üretecek şekilde yatırım yapılacaktır.

3) Karadeniz Bakır İşletmeleri A.Ş. ETİ BAKIR’dan alınarak özel sektöre peşgeş çekilmiştir. Önce devletleştirip, sonra bakır cevherinden 100.000 ton bakır metali üretilecek şekilde yatırım yapılacaktır.

4) Antalya Ferro Krom tesisi kapatıldı ve altın değerindeki arazisi AVM ve Rezidans inşaatı için yandaşlara peşgeş çekildi. Elazığ Ferro Krom tesisinde metallik krom ve krom tuzlarını üretmek için yatırım yapılacaktır.

5) TÜRKİYE’NİN ÇELİK SORUNU: Türkiye’de kaliteli çelik üretimi yetersizdir ve özellikle paslanmaz çelik üretimi hiç yoktur. Duyumlarımıza göre pek yakın gelecekte Türkiye’nin Irak ve Suriye politikaları bahane edilerek AB ve ABD’den Türkiye’ye karşı çelik ambargosu gelecektir. Acilen Karabük ve Ereğli’ye yatırım yaparak paslanmaz çelik üretimine en kısa zamanda başlayacaktır. Türkiye’de ham çelik – uzun ürün, inşaat demirleri – üretiminde dünya 9.’su olmuştur. Fakat, yüksek karbonlu çelik – yassı ürün – ve krom ve nikel içeren paslanmaz çelik üretimi hiç yoktur. Karabük’te Mn’lı çelik üretimi yapılmaktadır fakat yüksek mukavemetli Mo, Ni ve Co içeren maraging çeliği üretilmemektedir. Türkiye’de silah üretebilmek için gerekli yüksek kalitede sert alaşımlı yüksek karbonlu (en fazla % 1.8) ve ısıl işlem görmüţ çelik üretilmemektedir. Hepsi kütük halinde ithal edilerek karşılanmakta ve burada işlenmektedir. Dünyada silah çeliğini ithal ederek ülkesini savunabilen ülke yoktur. Savunma sanayinin ihtiyacı olan çeliği üretebilmek için yatırım yapacağız. Milli piyade tüfeği olarak medyada sunulan silahın kütük çeliği % 100 ithaldir ve sadece tasarımı Türkiye’de yapılmıştır. Gemi sanayinde kullanılan çelik saçların % 100’ü ithaldir. Yatırım olmadan bir ülke kalkınamaz.

 

 

V-18) Terörle Mücadele Politikaları:

Güneydoğu bölge halkına göre bölgedeki temel sorunlar nedir?

2009 yılında Bilge Adamlar Stratejik Araţtırmalar Merkezi’nin (BİLGESAM) yapmış olduğu araştırmaya göre işsizlik ve geçim sıkıntısı birinci, eğitim sistemindeki problemler ikinci, terör üçüncü, ahlaki yozlaşma dördüncü, Kürt sorunu beşinci ve etnik ayrımcılığı temel sorun olarak görenler altıncı sırada yer almıştır.

Bölge halkının terörden büyük zararlar gördüğü ve acılar çektiği bir gerçektir. Bölgede terörün durdurulması, çekilen acıların dindirilmesi, yaraların sarılması maksadıyla aşağıdaki tedbirler alınacaktır.

Zihnine kazınmış olan mağduriyet hissinin ortadan kaldırılması, yeniden sevgi ve güven duygusunun aşılanabilmesi için devlet, bir ana-baba gibi şefkatle vatandaşını kucaklayacaktır.

            Güneydoğu Anadolu bölgesinin güvenliğini sağlamak maksadıyla, önem taşıyan yolların yapılması ve asfaltlanması, terör olayları nedeniyle göç eden yurttaşlarımızın iskân ve kısmen harap olan köylerinin yeniden inşası sağlanacaktır.

Bölgenin ekonomik gelişimi için tarım, hayvancılık ve sanayi alanlarında geniş iş olanakları yaratacak kamu ekonomik yatırımları ile sosyal gelişmeye katkıda bulunacak yatırımların hızlandırılması sağlanacaktır.

Gelir ve istihdam sağlayıcı özel sektör yatırımlarının teşviki için 4325 sayılı yasa çerçevesinde gerekli önlemlerin alınacak ve işlemler süratle tamamlanacaktır.

Bölgede el halıcılığı, arıcılık, seracılık gibi iş olanakları yaratan alanlarda projelerin sürdürülmesi için bütçe içi ve dışı kaynaklar etkinlikle değerlendirilecektir.

8 Yıllık ilköğretim yatırımlarının yanında, çeşitli nedenlerle kapalı olan veya terör örgütü tarafından tahrip edilen okulların açılması sağlanacaktır.

Sağlık ocakları başta olmak üzere gerekli sağlık tesislerinin yapımına hız verilecek, donanım eksikliği sebebiyle faaliyete geçemeyen sağlık tesislerinin gereksinimleri karşılanacaktır.

Eğitim ve sağlık alanları başta olmak üzere, bölgede faaliyet gösteren kurum ve kuruluşlarındaki nitelikli personel açığının giderilmesi ve bölgede görev yapan personelin lojman ve benzeri ihtiyaçları karşılanacaktır.

Organize sanayi bölgelerinin kurulmasına önem verilecektir.

Bölgede kronik hale gelen elektrik kesintisi problemine kalıcı çözümler getirilecektir.

Bölge insanına iş ve gelir sağlayacak, onların yaşamlarını kolaylaştıracak (içme suyu, köprü, spor sahası v.b.) küçük yatırımların, acil Destek Programı çerçevesinde, ivedilikle gerçekleştirilmesi sağlanacaktır.

Bütün vatandaşlarının kültürel farklılıklarını özgürce yaşamak isteği, devlet faaliyetlerinde ana etken unsur olacaktır.

BİZİM PARTİ  bu konudaki sorunları, diğer tüm sorunlarda olduğu gibi Liberal demokrasi ile çözmek istek ve arzusundadır.

Liberal demokrasinin özellikle etnik farklılıklara ilişkin uygulama prensipleri vardır. Bunun başında vatandaşlık esasına dayanan ulusalcılık prensibi bulunmaktadır.

            Liberal Demokraside bireyin ve bireysel özgürlüklerin öne çıkarılması önemli bir husustur. Bireyin özgürlüğü diğer bir bireyin özgürlük alanıyla sınırlıdır. Sınırsız özgürlük düţünmek uçuk bir düţüncedir. Sınırsız özgürlüğün terörle mücadelede faydadan çok zarar getireceği değerlendirilmektedir. Terörle mücadelede bölge halkına getirilen kısıtlamaların ölçüsü, toplumun konulan sınırlamaları kabul etmesi, benimsemesi, gerekli görmesi olmalıdır.

Liberal Demokraside etnik guruplara kolektif hakların tanınması ve uygulanması söz konusu olamaz. Devlet bütün guruplara karşı tarafsızlığını korumak zorundadır. Bu maksatla “Ulus Devlet yapısı ve Üniter Yapı” nın korunmasına azami gayret gösterilecektir.

Etnik farklılıkların meydana gelmesini önleyici tedbirlerin başlangıcı olarak, ortak değerlerin ve ortak ideallerin, birleştirici ve kaynaştırıcı unsurların ön plana çıkarılması kapsamındaki uygulamalara azami yer verilecektir.

Ortak tarihi paylaşmak, kültürel alanda birçok ortak noktalara sahip olmak ile karşılıklı kültürel etkileşim sürecinden geçmek ve aynı dili konuşmak, sahip olunan ortak değerlerin başında gelmektedir. Mücadele esnasında bu önemli hususlar da göz önünde bulundurulacaktır.

İstenilen ve beklenen etnik kökenlerden gelenlerin, ortak idealler ve ortak gelecek tasarımları etrafında birleşmesidir. Ortak idealler ise, “Türkiye Cumhuriyetinin ve ülkenin bölünmez bütünlüğünün ve Cumhuriyetin temel ilkelerinin korunmasıdır”. Türkiye Cumhuriyeti Devleti bütün vatandaşlarından bu ideallere sadakatle bağlı kalmasını talep etme hakkına sahiptir. Öyle de olacaktır.

PKK, başlangıçta koymuş olduğu nihai hedeflere ulaşmada kesin bir yenilgiye uğramış, lideri yakalanarak mahkûm edilmiş, hedeflediği terörist sayısına ulaşamamış, kurtarılmış bölgeler tesis edememiş, Kürt kökenli vatandaşların desteğini alamamış başarısız ama acımasız, insanlıktan nasibini almamış (dolayı ile insan haklarından yararlanma hakkını kaybetmiş), eli kanlı, Avrupa ve Dünya uyuşturucu trafiğinin en önemli aktörlerinden biri ve tam anlamı ile bir terör örgütüdür.

PKK terör örgütüne karşı yapılan mücadelenin ana amacı terör örgütünü yok etmek veya marjinalleştirmek olacaktır. Bunu başarabilmek için aşağıda belirtilen uygulamaların acilen hayata geçirilmesinin hayati önem arz ettiği değerlendirilmektedir. Terör örgütünün halkla olan irtibatının kesilmesi;

  • Örgüte katılım, para desteği, teröristin saklanması (aktif destek) önlenecek,
  • Terörist eylemleri terör olarak tanımaması, güvenlik kuvvetleriyle işbirliğine girmemeleri, kurulan organizasyonlarla örgüte çeşitli şekilde destek vermek (pasif destek) gibi yanlış düţünceleri vatandaşın kafasından atıcı, Devlet lehine çevirici uygulama ve telkinlerde bulunulacak,
  • Mücadele yasalar çerçevesinde yapılacak,
  • Bölge halkının güvenliğinin sağlanması öncelik olacak,
  • Teröristle masum bölge halkı karıştırılmayacak,
  • Yapılan operasyonlarda halkın zarar görmemesi için önlemler alınacak,
  • Halk ile güvenlik güçlerinin birbirine güven duyması sağlanacak,
  • Irak’ın ve Suriye’nin kuzeyinde oluşturulan ve terör örgütünün hayat bulduğu ve uluslararası hukuka aykırı olan “Güvenli Bölgelerin“ kaldırılması sağlanacak,
  • ABD ve Avrupa ülkelerince bu güvenli bölgelerde terör örgütlerine yapmış oldukları silah, yedek parça, mühimmat, teçhizat ve diğer ikmal malzemelerinin engellenmesi için, konuyu uluslararası platformlarda ülke ismi zikredilerek bu uygulamalara son vermelerini istenecek. Gerekirse (üslerin kapatılması, büyükelçiliklerinin kapatılması, ithalatın ilgili ülkeden ithalatın durdurulması v.b.) uygulamalarla diplomatik girişimlerde bulunarak Türkiye’den mi, yoksa teröristlerden yana mı olduklarını ortaya koymaları istenecek,
  • Irak ve Suriye yönetiminde, teröristler için güvenli olan bu bölgeleri kapatması talep edilecek, buna güçlerinin yetmediği ifade edildiği takdirde işbirliğine gidilmesi teklif edilecektir. Bu konuda ihtiyaç duyulduğu takdirde baskı uygulamak için bölgede bulunan yüzlerce Türk Firması bir baskı aracı olarak kullanılabilecek,
  • Uluslararası baskı sağlanmak suretiyle, PKK’nın silah bırakması sağlanacak,
  • Devlet tarafından bir entegrasyon ve uyum planı hazırlanarak, örgütü koşulsuz silah bırakarak teslim olanlara uygulanacaktır.
  • Türkiye’de cereyan eden terör faaliyetleri Irak ve Suriye’deki gelişmelerden ayrı olarak düţünülmemelidir.
  • Feodal yapı kültürünün ağırlıklı olduğu aşiretler topluluğundan oluşan Kürt Bölgesel yönetimi sahip olduğu gücü denetimi dışındaki bir silahlı gurupla, PKK terör örgütüyle paylaşmak zorunda kalmamak için er ya da geç PKK terör örgütüyle ilişkilerini bir şekilde sonlandırmaya çalışacaktır.
  • Kürt Bölgesel yönetimi, Irak’ın kuzeyindeki PKK örgütünün varlığının sona erdirilmesini tercih etmektedir. Ancak, uluslararası hukukun öncelikle Merkezi Irak hükümetine ve dolayısıyla Kürt bölgesel yönetimine sorumluluklar yüklediğini görmemezlikten gelmektedir.

ABD ile Türkiye arasındaki ilişkileri sadece PKK sorununa indirgemek doğru olmaz. Türkiye-ABD ilişkileri çok kapsamlıdır ve iki ülkenin birbirine ihtiyacı vardır.

Ancak ABD’nin de Türkiye-ABD ilişkilerinin PKK tarafından ipotek altına alınmasına artık izin vermemelidir. Karşılıklı menfaatler bunu gerektirmektedir.

Merkezi Irak hükümetinin, Irak’ın kuzeyinde bir gücü bulunmamaktadır. Gelişmelere müdahale edecek imkân ve kabiliyeti bulunmamaktadır. Bölgesindeki PKK varlığını silah kullanmadan sonlandırmak istemektedir.

Her şeyden önemlisi, PKK terör örgütünün bugün Irak’ın kuzeyinde kullanmakta olduğu güvenli bölgelere gelecekte de sahip olup olmayacağı kesin değildir.

Irak’ın yeni yapılanmasında ve geleceğinde PKK terör örgütüne yer yoktur.

PKK artık yorgun ve yaşlı bir örgüttür.

Koşulsuz silah bırakılmadan, örgüt tasfiye edilmeden devletin adım atması uygun değildir.

PKK’nın yapısı;

  • Örgütün silahlı kanadı (ARGK)
  • Avrupa merkezli siyasi kanadı (ERNK )
  • (ERNK)’nın siyasi ve finansal kanadı
  • (ARGK)’nın Türkiye’deki siyasi oluşumları, STÖ’lerinden meydana gelir.

Örgütün silah bırakma kararı silahlı kanat tarafından verilecektir. Silahlı kanadın bu kararı kendiliğinden vermesi de beklenmemelidir. Silahlı kanadın, ümitlerinin tam olarak bittiğine inandırılması, onlara bu gerçeğin gösterilmesi şarttır.

Türkiye, terörle mücadelede PKK terör örgütünü en azından marjinal hale getirmeyi düţünüyorsa, Irak’ın kuzeyindeki güvenli bölgelere bir şekilde son vermelidir. Türkiye, ABD, Merkezi Irak Hükümeti ve Kürt Bölgesel Hükümetinin bu amaçta birlik içinde olduğu söylenebilir. Ancak, bu amacın nasıl sağlanacağı konusunda farklılıklar vardır.

Türkiye dışındakiler sorunun barışçı yollardan çözümünü düţünmektedir. Barışçı yollarla kastedilen Türkiye’nin “Üniter Devlet” ve “Ulus Devlet” yapısında ciddi sapmaların gerçekleştirilmesi ise Türk Ulusu’nun bunu kabul etmesinin mümkün olamayacağı ortadadır.

Türkiye bütün gücünü kullanarak ABD ve özellikle Kürt Bölgesel yönetimini Irak’ın kuzeyindeki PKK varlığının ortadan kaldırılmasının onların da çıkarına olduğuna ve gerekirse bunun için silahlı güç kullanılmasının gerektiğine inandırmaya çalışılacaktır.

Türkiye Terörle mücadeleye güvenlik, ekonomi, sosyokültür, propaganda alanlarında ve uluslararası düzlemde koordineli, paralel ve kararlı şekilde devam ederken, Liberal Demokrasi ilkeleri titizlikle uygulanacaktır.

Terörle mücadelede, duygusal tepkiler vermekten kaçınmalıdır. Toplumun bütün kesimlerinin, herhangi bir nedenle ortaya çıkabilecek bütün kışkırtmalara rağmen, birbirlerine karşı ötekileştirici ve ayrıştırıcı davranışlar içine girmekten kaçınmaları çok önemlidir. Bu kapsamdaki oyunlara gelinmemesi için halkımız bilgilendirilecektir.

Türkiye, her şeye rağmen, terörle mücadelesinin uluslararası zemine kaymasına karşı çok dikkatli davranmak ve bedeli ne olursa olsun bu şekildeki gelişmeleri engellemek zorundadır.

PKK’nın yurt dışındaki elemanları tek tek yok edilmelidir. Silah veya her hangi bir türlü destek veren yabancı unsurlar da yok edilmelidir.

 

 

VI- SONUÇ

Türk Milleti Avrupa’dan farklı olarak genç ve dinamik bir nüfusa sahiptir. Büyük Önder Atatürk’ün hediyesi olan Türkiye Cumhuriyeti bizim en büyük hazinemizdir.

Türkiye’nin en büyük problemi, ülkede yaşanan güven bunalımı ve işsizliktir. Gençlerimize iş imkânlarının arttırılması Partimizin birinci temel hedefidir. Devletin halka, halkımızın da devlete güveni duyması için ilk şart “bağımsız yargı ve hızlı ve doğru çalışan” bir adalet sistemidir. Türkiye’nin uluslararası yarışta 2050’li yıllara doğru zirveye yürüyüţü mutlaka gerçekleşecektir. Avrasya coğrafyasında lider ülke konumunda olmak için bütün samimiyetimizle, azmimizle üreten ve ihraç eden bir Türkiye’ye doğru yürüyüţ başlatıyoruz. 2050 hedeflerimizdeki lider ülke olma gururu Büyük Türk Milletinin olacaktır.

En çok özlediğimiz yargı bağımsızlığıdır. Yargısı bağımsız olmayan ülkelerde ne demokrasi olur, ne de insan haklarının korunması olur. Yasama, yürütme ve yargı organları daima dengeli bir şekilde birbirinden ayrı olmalıdır. Kuvvetler Ayrılığı ilkesinin anayasada güvence altına alınması kalın çizgilerle yazılarak kuvvetlenirilmelidir. İnsan haklarından ancak insanca davrananlar yararlanabilir. Çevrenin korunması yaşamın ayrılmaz parçası olarak kabul edilmekte ve çevrenin korunması için gereken önlemlerin önemle ve öncelikle alınmasının sağlanması ile birlikte, Çevre korunması bahane edilerek Türkiye sanayinin, madenciliğinin ve genel anlamda kalkınmasının önünün kesilmesine meydan verilmeyecektir.

Türkiye Cumhuriyeti’ni kuranlar “üstünler hukukuna değil, hukukun üstünlüğüne” dayalı demokratik bir yapıyı kurmak için yola çıkmışlardır. Yeni Parti’nin görevi Cumhuriyetimizi kuranlara lâyık ve çağdaş birer vatandaş olarak onların bu ideallerine hizmet etmektir.

Vatandaş Devlet için değil, devlet vatandaşı için vardır politikası partimiz için birinci sıradadır. Başta basın, düţünce, ifade, inanç, eğitim, örgütlenme ve özel teşebbüs özgürlükleri olmak üzere bütün sivil ve siyasi özgürlükleri, çoğulcudemokrasinin, toplumsal barış ve uzlaşmanın temel şartı olarak görüyoruz.

Partimizin politikasında din, dil, mezhep, bölge, etnik köken ve cinsiyet farkı yoktur; bütün Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları bizim birinci sınıf vatandaşımızdır.

Lâik, demokratik, insan hakları evrensel ilkelerine uygun, ortak uzlaşı kültürünü içselleştirmiş Devlet modeli ile bütün vatandaşların barış ve istikrar içinde manevi, ahlaki ve etnik değerlerini özgürce yaşamasına imkân verecek politikalar geliştireceğiz. Devletin büyüklüğü vatandaşın mutluluğu ile ölçülür. Vatandaşının hak ve hürriyetlerine saygı gösteren, vatandaşını seven, yücelten bir Devlet anlayışı ile tecrübeli kadrolar kurup paylaşımda adaletli esas alan kalkınma planlarını uygulayacak politikaları üretmeyi partimizin temel ilkesi olarak kabul etmekteyiz.

Devletin sahip olduğu “ekonomik” güç, yetki, görev ve fonksiyonlarının çerçevesi ve sınırları mutlaka devlet Anayasa’nın bir bölümünü oluşturan “Ekonomik Anayasa” içerisinde sınırlandırılmalıdır. Devletin ilk ve temel görevi, insanların canlarının, mallarının, namuslarınıve güvenliğini sağlamaktır. Haklarınız bize emanet edilmiştir.

Milletvekili dokunulmazlığı adi suçlar hariç kaldırılacak, sadece kürsü dokunulmazlığı olacak, Cumhurbaşkanı dâhilherkes hırsızlık, yolsuzluk ve zimmetine para geçirmek gibi suçlardan dolayı yargılanabilecektir. Rant ekonomisi ancak güçlü hukuk sistemi ile önlenebilir.

Bu program, büyük Türk Milletine “fakirliği değil, zenginliği paylaştıracak, ülkemizi dürüst, ilkeli, ulusal değerler konusunda hassas, global Dünya’daki dinamiklerin farkında, jeopolitikayı ve jeostratejiyi çok iyi kavramış kadrolar tarafından hazırlanmış bir “değişim, gelişim ve hasret kaldığımız demokratikleşme” projesidir.

 

Temiz ve iyi niyetlerle, doğruluk ve dürüstlük ilkeleriyle, ön yargısız, sadece vatan ve millet sevgisi ile yola çıkan vatandaşının emanetinin sorumluluğunu bilen BİZİM PARTİ kurucularının gayretlerini, kararlılıklarını ve alın terlerini koydukları bu yolda Cenab-ı Allah onların da, Aziz Türk Milleti’nin de yardımcısı olsun.