EKONOMİ POLİTİKALARIMIZ UZERINE

EKONOMİ POLİTİKALARIMIZ UZERINE

DURMAZ,Kurban bayramı dolayısıyla bir mesaj yayınladı..
  • Bizim Parti, demokrasiyi sadece bir siyasal sistem olarak görmenin, çağımızın gerçekleriyle bağdaşmadığı inancındadır. Demokrasi, ancak ekonomik ve sosyal alanlarda fırsat eşitliğini de sağlayan özgürlükçü, adil ve kapsayıcı bir toplumsal düzeni içerecek biçimde tanımlandığında gerçek anlamına kavuşur. Bütün vatandaşlarımızın yaşam, özgürlük ve mutluluğa erişme haklarına sahip olmalarını mümkün kılacak bir ekonomik program, siyasetimizin temeli olan ‘insan onurunu korumak ve yüceltmek’ hedefi için vazgeçilmez bir araçtır. Kurallı serbest piyasa modelini ve dışa açık ekonomiyi benimseyen Bizim  Parti, 1990’lı yıllarda Soğuk Savaşın kazanılmasının doğurduğu psikolojiyle adeta iman esası haline getirilen neoliberal politikaların, Covid-19 sonrası dönemde geçerliliğinin olmayacağının bilincindedir. Devletin, küresel salgın gibi krizlere etkin ve etkili biçimde müdahale edebilecek donanıma sahip olması, gerektiğinde bu ölçekteki krizlerde toplumun desteğe ihtiyaç duyan kesimlerine, çalışanlara, girişimcilere acil yardım sağlayabilmesi büyük önem taşımaktadır. Bu konuda vazgeçilmez ilkemiz bütün işlemlerin hukuka uygun, sadece amacına hizmet edecek şekilde tasarlanmış, adil, şeffaf ve demokratik hesap verebilirlik ilkesine uygun olmasıdır. Ayrıca bu şekilde uygulanacak programların çıkış stratejileri baştan hazırlanarak açıklanmalı, gelişmeler ve gerçekleşmeler düzenli olarak kamuoyuyla paylaşılmalıdır. Bununla birlikte, iç piyasada girişimcilere keyfî müdahalelerde bulunulmasını, fiyat kontrolleri gibi ilkel yöntemlere başvurulmasını, bağımsız, tarafsız ve nesnel ilkelere bağlı olması gereken denetimin, bir baskı aracı ve tehdit unsuru olarak kullanılmasını, mülkiyet hakkının ve girişim serbestisinin zedelendiği izlenimi oluşturacak uygulamaları, kuralların duruma ve ilgilisine göre farklılaştırılmasını veya oyun sürerken kuralların değiştirilmesi anlamına gelecek düzenlemeleri kesin bir biçimde reddediyoruz. Covid-19 sonrası döneme ilişkin ortaya koyduğumuz “Ekonomide Bizim  Modelimiz”, üç aşamada işleyecek şekilde tasarlanmıştır. Krizin sıcak evresinde uygulanması gereken acil müdahale önlemleri ekonomide oluşabilecek kalıcı hasarı sınırlamaya ve bütün vatandaşlarımızın bu evreyi en az kayıpla atlatmasına yönelik kapsamlı bir pakettir. 17 Mart’ta Covid-19 salgınına karşı ekonomide alınması gereken önlemleri sistemik ve bütüncül bir yaklaşımla ilk dile getiren siyasal aktör, Bizim Parti, maddeler  halinde açıkladığı önlemler ile bu konuda öncülük etmiştir.
  •  Hem hükümetin hem başka siyasal aktörlerin bu önerilerimizden referans vermeden de olsa yararlandığını görmek bizi sevindirmiştir. Modelimizin ikinci aşaması krizin ilk evresi atlatıldıktan sonra devreye girecek ve kalıcı hale getirilecek önlemleri içermektedir. Ekonominin bu asamasında  ilk evredeki bazı önlemler devreden çıkarılacak,ekonominin kaybettiği büyüme ivmesini yeniden kazanması, istihdamın artırılması hedeflenecektir. Bu ikinci aşama bir anlamda ekonominin normalleşmesi ve olağanüstü önlemlerden çıkış aşaması olacaktır. Üçüncü aşamada piyasa ekonomisi ilkelerine uyumlu kapsayıcı politikalar hayata geçirilecektir.
  • Ekonomi, sürdürülebilir büyüme, tam istihdam, fiyat istikrarı ve finansal istikrar, malî disiplin ve küresel entegrasyon hedeflerine ulaşacak, aynı zamanda ve bunlarla uyumlu olarak izlenecek kapsayıcı kamu politikalarıyla yoksulluğun ve gelir adaletsizliğinin sona erdirilmesi, insanî gelişmişliğin bütün vatandaşlarımıza sunulması, temel hizmetlerden toplumun tamamının fırsat eşitliği içinde yararlanması, çiftçilerimizin, esnafımızın ve KOBİ’lerimizin ekonomik büyümeden pay alması, yeni gerçekliğe uygun biçimde tarım ve sanayi alanlarında stratejik önceliklerimizin gözetilmesi, refahın kalıcı ve yaygın hâle gelmesi sağlanacaktır.
  • Yoksulluk, işsizlik ve sosyal dışlanma; özellikle böyle kriz dönemlerinde engelliler, kadınlar, çocuklar ve yaşlılar gibi toplum kesimleri için yıkıcı etkiler yaratmaktadır. Ayrıca Covid-19 krizinde gördüğümüz gibi düzenli geliri olmayan veya düşük gelire sahip bireyler, geçimini nitelikli olmayan emek ile sürdürenler ve işgücüne yeni katılmış gençler böylesi ekonomik sarsıntılarda geçimlerini sağlayamaz duruma gelmektedir. Covid-19 sonrası işgücünde yapısal ve kalıcı bir değişim yaşanması ihmal edilmemesi gereken önemli bir risktir. Yoksulluğun artması, krizin etkisiyle işlerini kaybeden çalışanların ve girişimcilerin yeniden geçimlerini sağlayabilecek düzeyde gelir elde edebilecek bir iş bulmalarının uzun zaman alması, sosyal dışlanma sivil toplum için büyük bir tehdit oluşturmaktadır.
  • Yoksulluk umutsuzluğu, umutsuzluk ise ırkçılığı, hoşgörüsüzlüğü ve saldırganlığı beslemektedir. Yoksulluk ve işsizlik ekonomik olmanın ötesinde siyasal bir sorun olarak görülmeli, devletin gelir dağıtım işlevi Covid-19 sonrası dönemin gerçekleriyle ile uyumlu olacak şekilde kurgulanmalıdır. Bizim  Parti insan, onuruna yaraşır bir yaşam sürdürmeye, kendini geliştirmeye ve toplumsal alana onurlu biçimde katılmaya yetecek gelire sahip olmayı, vatandaşlarımız açısından temel insan hakkı olarak görmektedir. Nüfusun en zengin yüzde 10’unun geliri Avrupa Birliği ortalaması seviyesindeyken ne yazık ki en alt gelir dilimindeki 16 milyon insanımız yaşamlarını, yoksulluk sınırının altındaki geri kalmış ülkelerin koşullarında sürdürmeye çalışmaktadır. Gelir için alt sınırı oluşturması gereken asgari ücretin Türkiye’de yaşam standardı haline gelmiş olması ciddi bir sorundur. Daha da vahimi, ortanca ücretin asgari ücretin belirgin biçimde altında kalmasıdır. Bir başka deyişle her iki çalışanımızdan biri 2 bin 500 TL ve altı ücretle yaşam mücadelesi vermektedir. Asgari ücretimizin düzeyi, çalışanlarımız açısından da, istihdam üzerindeki vergi ve prim yükleri sebebiyle işverenlerimiz açısından da sorun teşkil etmektedir.
  • Asgari ücretin ve emeklilikte yaş sınırına takılan vatandaşlarımızın sorunlarının çözülmesi Bizim Parti için bir onur meselesidir. Bizim  Parti her vatandaşın temel eğitimden, sağlık hizmetlerinden ve sosyal hizmetlerden koşulsuz yararlanabilmesi gerektiğini, bunun serbest piyasa ilkeleriyle uyumlu biçimde sağlanabileceğini savunur. Covid-19 aslında insanlık olarak tek bir aile olduğumuzu bir kez daha hatırlattı. ABD’deki ırk ayrımcılığına karşı bütün dünyada gelişen tepkilerde bu bilincin etkili olduğunu düşünüyoruz.
  • Bu bağlamda eğitimin evrensel değerleri ve insan haklarını merkeze alan, farklılıkları bir zenginlik olarak gören bir içeriğe kavuşması, tek tipçi değil çoğulcu ve tüm kesimleri kucaklayan demokratik bir yaklaşım benimsemesi büyük önem taşımaktadır. Bu çerçevede, tüm öğretim programları ve ders kitapları, evrensel değerler ve insan haklarını esas alan bir yaklaşımla güncellenecektir. Kapsayıcılık ekonomi programımızın temel taşı olacaktır.
  • Bizim Parti, insan onurunu siyasetinin merkezine koyan anlayışının gereği hiçbir vatandaşımızın yardıma muhtaç ve devlete bağımlı kalmaması gerektiğine inanır. Sürekli hale gelen sosyal yardıma bağımlılığının siyasete ve demokrasiye zarar verdiği görülmektedir. Partimize göre yoksulluğu azaltacak temel çözüm, bireylere kendilerini yoksulluktan kurtaracak imkânları ve donanımı sağlamaktır. Yeni dönemin ekonomi politikaları bu gerçeği göz önünde bulundurmalıdır.
  • Bizim Parti vergi konusunu sadece maliye politikasının gelir bileşeni olarak tanımlayan sığ yaklaşımı yetersiz bulmaktadır. Adil ve etkili vergi sistemi demokrasinin vazgeçilmez bir unsurudur. İnsanı siyasal yöneticilerin kulu seviyesine indirgeyen anlayıştan kurtulabilmek çağdaş anlamda vatandaşlık bilinci ile mümkün olur. Vatandaşlık bilincinin somut yansıması, kamu gücü veya kaynağı kullanan ve kamu imtiyazlarından yararlanan her kişiye ve kuruma hesap sorabilmektir. Bu ise ancak vergisini ödeyen vatandaşın hakkıdır.
  • Bizim Parti serbest ticaretin ve sermaye hareketlerinin önünde engel teşkil eden her türlü korumacı politikaların küresel ekonomiye zarar veren yanlış tercihler olduğunu savunmaktadır. Türkiye ekonomisinin yapısı dışa açık ekonominin ülkemiz açısından en doğru model olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Bununla birlikte Covid-19 sonrası dönemin gerçeklerine göz yummak gibi bir seçeneğimiz olmadığının farkında olmalıyız. Küresel ticaret olağan akışına girinceye kadar içerideki üretim kapasitesinin ve istihdamın korunması bir zorunluluktur. Ayrıca ülkemize zarar verebilecek başka ülkelerin korumacılık uygulamalarına uluslararası hukuktan doğan haklarımız çerçevesinde gerekli tepkiyi göstermenin ve mütekabiliyet ilkesini dış ticarette etkin biçimde kullanmanın dışa açıklıkla ilgili ilkesel duruşumuzla çelişmediği kanaatindeyiz.
  • Bu bağlamda uygulanacak ticaret politikasının, her halükârda ekonomiyi daraltıcı değil genişletici bir vizyonla tasarlanması gerekmektedir. Ayrıca zorunlu durumlarda başvurulabilecek istisnai uygulamaların sanayimize zarar vermesine, girdi maliyetleri yoluyla vatandaşlarımızın alım gücünün aşındırılmasına asla izin verilmeyecektir. Sermaye hareketlerinin serbestliği ilkesi, toplumumuza iş ve aş temin etmek, üretimi ve istihdamı artırmak sorumluluğumuzun gereğidir. Covid-19 sonrası dönemde küresel ekonomideki âtıl tasarruf fazlasını Türkiye’de yatırım finansmanına yönlendirmek için serbest kambiyo rejimi ve Türk Lirasının konvertibilitesi ile ilgili son dönemdeki yanlış uygulamalara derhal son verilecektir.
  • Kurumların zedelenen itibarının, tahrip edilen kapasitelerinin ve yetkinliklerinin restorasyonu ekonomide güveni sağlamak için önceliklidir. Merkez Bankası başta olmak üzere, bağımsız kamu otoritesi konumunda olması gereken düzenleyici ve denetleyici kurumlarımızın kararlarına siyasal müdahale yapılmasına son verilecektir. Ayrıca bu kuruluşlarımız, amaçlarının dışına çıkan ve orta-uzun vadede maliyeti faydasından fazla olacak yanlış uygulamalara zorlanmayacaktır